|
BRT'de Betül Aslan iyi bir program yapımcısı... Devamlı üretiyor, kendi kendini geliştirme çabasını sürdürüyor. 'Radyo Atölyesi' bu sezonun son programıydı dün. Davet etti, katıldım. Betül'ü de kırmak olmazdı ya!..
Öğretmenlerin grevinden tutunuz da, öğrencilerin eylemine, barış gazeteciliğinden, Geçitkale ihalesine, nihayet Kıbrıs'la ilgili gelişmelere varıncaya kadar neler konuştuk, neler...
Geçitkale ihalesi, dava aşamasında olduğundan bu konuda detaya girmek istemem. Ancak, deneyimli ve tanınmış iş adamlarımızdan Asil Nadir, Yüksek İdare Mahkemesi'ne boşuna müracaat etmiş değildir. Geçen salı günü Kanal T'de Ali Tekman'la Mehmet Moreket'in programına katılarak, az ve öz konuşması, "yanlıştan dönmek de erdemdir" demesi, çok şeyler ifade etmektedir. Bizce bu mesajın iyi algılanması gerek.
Bu konuda bazı yanlışlar yapıldıysa, - ki belgeler onu gösteriyor - bunları düzeltmek, yanlışta ısrar etmemek esastır.
Hükümet dediğin hiç mi yanlış yapmaz?.. Ya da Bakan, hatta Başbakan veya Cumhurbaşkanı?..
'Hatasız kul olmaz' derler ya; herhalde boşuna söylenmiş değildir. Örneğin; Dome Otel'in birilerine peşkeş çekilmesi, doğru ve sağlıklı bir karar mıdır?.. İsterseniz çıkın ve bu konuda bir kamuoyu yoklaması yaptırın. Halkın neler konuştuğunu araştırın. Dudaklarınız uçuklamazsa, ne isterseniz söyleyin!
Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın aynı canlı yayına telefonla katılarak, "Geçitkale ihalesine gölge düşürülmüşse, gölgeyi düşüren de hükümetin kendisidir" şeklindeki değerlendirmesini de hiç yabana atmamak gerek. Hele de avukat Boysan Boyra'nın ilgili şirketin hissedarları arasında Rumların da olduğuna ilişkin iddiaları...
Geçitkale dediğiniz, ne Geçitköy Göleti projesine benzer, ne de Dr. Fazıl Küçük Bulvarı üzerindeki üstgeçit projesine!.. Geçitkale Havaalanı, KKTC'nin, hatta Türkiye'nin güvenliğiyle doğrudan ilişkilidir. Buranın ve Ankara'nın, Ercan'da olduğu gibi, Geçitkale'de, deniz limanlarında ve karasularında uçan kuştan haberi vardır.
Rum tarafının tüm diretmelerine rağmen Lokmacı Kapısı'nın açılması sırasında geri adım atılmaması, aynı nedenden ötürü değil midir?.. Bu gibi hallerde kılı kırk yararak soruşturmalar yapılır ve belki de bu çalışmalar aylarca sürer. Çünkü, perde gerisinde kimin veya kimlerin, neyin veya nelerin var olduğunu öğrenmek gerek!
X X X
Gelelim barış gazeteciliğine... Nasıl ki, tek kişiyle dans olmaz, barış gazeteciliğinin de tek yanlı olması mümkün değildir. Farklı tellerden çalarsanız, değişik frekanslardan giderseniz, aynı amaca ve aynı sonuca ulaşmak zor, hatta olanaksızdır. Başarı için karşılıklı saygı esasına uymak gerekir. Kin, nefret ve düşmanlık tohumlarını toprağa serpmek yerine, yakıp ortadan kaldırmak gerekir. Bunu yaparken, kendinizi, karşınızdakinin yerine koymanızda yarar var. Aynı şekilde karşınızdaki de kendisini, sizin yerinize koymalıdır.
Dahası, bir takım sivri ve incitici, hatta küçük düşürücü ifadelerden kaçınmak gerek.
Geçenlerde Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs'ın her iki kesiminden gazetecilerin katıldığı 'İstanbul Gazeteciler Sempozyumu'nda da bunun, yani barış gazeteciliğinin provasını yapmıştık. Ortak dil ve ortak isimler konusunda üzerinde uzlaşmaya varabileceğimiz hususlar Sami Özuslu arkadaşımız tarafından dile getirilmişti. Mesela bizler Talat için 'KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat', Hristofyas içinse 'Kıbrıs Rum Yönetimi Başkanı' veya 'Rum lider Dimitris Hristofyas' diyoruz. Rumlar da aksini söyler ve yazarlar.
Peki; ortak bir deyim, ifade bulunamaz mı, kullanılamaz mı?..
Vay sen misin bunu soran ve tartışmaya açan Özuslu kardeşim?.. Konuyu açtığına da, açacağına da pişman olmuş gibi bir tavrı vardı. Ama ne ise...
Her şeye karşın yılmamak, çaba göstermek, gündemde tutmak gerek!
X X X
Gelelim grevler ve de eylemlere... Bunca olup bitenden sonra sen artık öğretmen ve öğrenci arasındaki mesafeyi muhafaza edemezsin. Zaten o mesafe giderek daralmıştı. Sınav zamanı olmasına rağmen grevler nedeniyle haftalarca ders yapmayan ortaokul ve lise öğrencisi de eline pankart alır ve 'Sınavlar Yapılmasın' diye haykırırsa, varın; meselenin hangi boyutlara geldiğini siz düşünün.
Acınacak halimize gülüyoruz ama, ileride bunun bedelinin ne kadar ağır olacağını tahmin edebiliriz. Otorite boşluklarından ötürü kesilen faturaları bu halk ödemeye daha ne kadar devam edecek?.. Yıllardır eğitimde, sağlıkta, diğer alanlarda 'yeniden yapılanmadan' bahsedilmektedir.
Hani nerede, göremiyoruz! AB'ye uyum yasalarından söz ediyoruz. Nerede?..
Demek oluyor ki, ev ödevimizi yapmış değiliz. Hükümet olarak da!
Ama unutulmasın ki, ev ödevini yapmayanlara, gün gelir başkaları yaptırır. Evini düzenlemeyenlere gün gelir, başkaları düzenler. O zaman da bir parmağınızı ısırdığınızda beşi birden sızlar!..
|