Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Alev aldı çakıldı: 153 ölü
Provokasyon
Oğuz Veli Beidoğlu vefat etti
"Bonfile şebekesine" polis operasyonu
Kaçak apartmanlar mühürlendi
Paraya tamahımız yok
Bağdat'tan Suriye'ye Suriye'den KKTC'ye
Güney Kıbrıs'taki fanatik Rum örgütleri cesaretlendiriliyor
Millilere Danimarka piyangosu
Bağcıl'dan görkemli açılış
Lefke'de şenlik başladı
Türkiye'den güzel prova: 1-0
Altın adam Ramazan
Gönyeli bugün resmi açılışı yapıyor
Adal: Hata yapma lüksümüz yoktur
Spor ve sanat bir arada

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Şah-MAT mı olduk?

Osman Ertuğ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   8 Temmuz 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Satranç oynamayı bilmem. Ama satrancın bir strateji ve zeka oyunu olduğunu bilirim.

   Binlerce yıl önce Uzakdoğu'dan İran'a, oradan da Araplar kanalıyla Avrupa'ya geçmiş. Eski Pers hükümdarlarının düşman ordularını mağlup etmek için strateji geliştirmek amacıyla bu oyundan yararlandıkları söylenir. Günümüzde ise bir spor ve eğlence aracı olarak popülaritesini artırarak sürdürüyor.

   Müzakere diplomasisi de özde satranç gibidir. Ne zaman, neyi, nerede kullanacağınızı iyi bilmeniz gerekir. Sadece atacağınız ilk adımı değil, bir sonrasını ve ondan sonrakileri de hesaplamak zorundasınız. Kaç adım ötesini görebilirseniz o kadar başarılı olursunuz. Yoksa, yine satrançta kullanılan bir ifadeyle, MAT olursunuz! 

   1 Temmuz'da yer alan ve dört buçuk saat süren Talat-Hristofyas görüşmesi sonunda yayınlanan ortak bildiri, Kıbrıs Türk tarafı olarak mat olduğumuza dair kuşkular yaratmış ve halkımızı ikiye bölmüştür. "Tek egemenlik" ve "tek vatandaşlık" konularında Rum tarafının isteklerini, daha "tam teşekküllü" müzakereler başlamadan kabul etmiş olmamızı kimileri ağır bir dille eleştirirken, kimileri ise bu kararı savunmaya çalışmaktadır. Siyasi düzeyde gösterilen tepkilerin yanısıra, akademik çevreler ve sivil toplum örgütlerinin de tartışmalara katılması konuya yeni bir boyut kazandırmıştır.

   Normal şartlarda, başlatılan bu tartışma, egemenlik gibi önemli hatta yaşamsal bir konuda ulusal mutabakat (veya konsensüs) oluşturulması açısından kuşkusuz yararlı olurdu. Yine de yararsızdır demiyorum; ama büyük ölçüde teorik kalmaktadır. Çünkü tartışma bu konuda karar verilmezden, yani "tek egemenlik" kavramı ortak bildiriye girmezden önce yapılmalıydı. Başka bir deyişle, KKTC Anayasası'nda sadece "halk"a verilen bu yetki konusunda yine halk'ın görüş ve onayına başvurulmalıydı. Halbuki bu yapılmamış, toplantıdan önce görüşmecimiz olarak Sayın Cumhurbaşkanı'na bu konuda muhalefet tarafından yapılan uyarılar da gözardı edilmiştir.

   Basınımızda egemenliğin tarihi, felsefi, hukuki ve siyasi boyutlarıyla ilgili ilginç yazılar çıkmaktadır. Ortaya konan görüşlere saygı duyuyorum. Ancak, gerek bunlar gerekse yabancı uzmanların yazıp söylediklerinden, bu karmaşık konunun değişik boyutlarıyla ilgili evrensel diyebileceğimiz ortak bir görüşün bulunmadığı sonucu çıkmaktadır. Örneğin, egemenlik "bölünür müydü, bölünmez miydi?", paylaşılır mıydı, paylaşılmaz mıydı?", "tek miydi, çift miydi?" konularında meslek hayatım boyunca farklı görüş ve yaklaşımlarla karşılaştım. Bu akademik tartışmalar kafamızı karıştırmasın. Modern diplomasinin en büyük isimlerinden Henry Kissinger'in Kurucu Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş'a "sakın egemenliğinizi vermeyin; bir daha geri alamazsınız" demesi, konunun önemini ve gerçek boyutunu anlatmaya yeter sanırım. Nihai tahlilde, sözlük anlamı "hakimiyet" veya"en üst yetki" olan egemenlik, fiili kontrol demektir ve onu kullanabilene aittir. Yani, bir Türk atasözüyle "at binenin, kılıç kuşananındır"!

   Bizim için de sorun işte burda başlıyor. Biz bu ata çoktan bindik ve ismini de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti koyduk. Bu atı ne kadar başarıyla sürdüğümüz tartışılabilir; ama atın bize ait olduğu değil! Yeni bir tay istiyorsak, bu atı bir diğeriyle çiftleştirmemiz gerekir. Yoksa tay bize gökyüzünden zembille inecek değil! Siyasi anlamda bu, başlangıç noktamızın ve egemenliğin kaynağının (yani tayın anne ve babasının) bilinmesi demektir. Bu da bağımsız ve egemen, gerçek anlamda iki "Kurucu Devlet"tir. Ne "bakir doğum" gibi muğlak kavramlar, ne de "Kıbrıs Cumhuriyeti'nin devamı" gibi temelde Kıbrıs Rum egemenliğine dayalı talepler bizi istediğimiz yere götürmez. Olsa olsa Rum tarafının "ozmosis" politikasına kolay lokma yapar!

   Sayın Talat'ın Alithia gazetesine verdiği mülakatta "benim için bu federasyonun, Kıbrıs Cumhuriyeti ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden oluşacağı gayet açık bir unsurdur" demesi bu konudaki endişeleri gidermeye yeterli değildir. Bir kere, eğer bu konuda mutabakat varsa niye bu açıklama metnine konmadı? İkincisi, eğer oluşacak yeni ortaklık (ki yeni olup olmadığı da belli değildir) "Kıbrıs Cumhuriyeti ve KKTC'nin bir karışımı" (yani her ikisinden de unsurlar taşıyan bir oluşum) olacaksa, her birinden hangi dozda unsurlar taşıyacaktır? Yani siyasi eşitlik ilkesine ne ölçüde riayet edilecektir? Konuyu çevreleyen diğer unsurlara bakıldığında (örneğin "tek halk", "birleşik Kıbrıs", vs.) bunun uluslararası alanda tanınmış, AB üyesi bir "Kıbrıs Cumhuriyeti"nin ana unsur olacağı bir sistemin içine küçük ve tanınmamış KKTC'nin bir yama olarak entegre edilmek istendiği şeklinde bir tablo ortaya çıkmaktadır. İçinde birkaç damla viski olan bir bardak su düşünün. Sizce bu viski midir yoksa su mu?    

   Son günlerde çıktığım bir televizyon programına telefon eden bir vatandaş "Sayın Talat'ın yerinde olsaydınız siz ne yapardınız?" sorusunu sordu. Olmadığıma göre (haşa!) söyleyeceklerimin biraz da "spekülasyon" olacağını belirttikten sonra, "geçmiş tecrübelere dayanarak bu tür hassas konularda görüşmeci konumunda olan bir liderin 'Bu çok ciddi ve yaşamsal bir konudur. Cumhurbaşkanı da olsam yetkilerimi aşar. Dolayısıyla, karar vermezden önce Meclis'im ve halkıma danışmak zorundayım' demek suretiyle zaman kazanmak ve konuyu halkın tüm katmanlarıyla görüşüp ancak ulusal bir mutabakat oluştuktan sonra bir karara bağlamaya çalışırdım" dedim.

   Görülüyor ki bunu yapmak yerine, Sayın Cumhurbaşkanı bütün riskleri üzerine alarak Hristofyas'ın "ortak dil" dediği "tek egemenlik" gibi çok dar ve sınırlayıcı bir çerçevenin içine girmeyi baştan kabul etmiştir. Bunu "tek uluslararası kimlik", "tek vatandaşlık", "Kıbrıslılık" adı altında "tek halk" ve "birleşik Kıbrıs" kavramlarıyla birleştirince içine sokulmak istendiğimiz cenderenin boyutu ortaya çıkacaktır sanırım.

   Sayın Cumhurbaşkanım, Sayın Mehmet Ali Talat: MAT mı ediliyoruz acaba?

 

   362 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
14 Ağustos 2008, Perşembe   "Ayrılıkçı Devlet" kimdir
12 Ağustos 2008, Salı   BM Genel Sekreteri'ne (çok) açık mektup
07 Ağustos 2008, Perşembe   Çözüm istemek
05 Ağustos 2008, Salı   Özel Temsilci'den Özel Danışman'a...
29 Temmuz 2008, Salı   "İhtiyatlı kötümserlik"
24 Temmuz 2008, Perşembe   Basın yoluyla müzakere (1)
22 Temmuz 2008, Salı   20 Temmuz 1983: Bugün aynı "tabloyu" çizer miydim?
17 Temmuz 2008, Perşembe   Ayrılma hakkı
15 Temmuz 2008, Salı   Tek mi, çift mi?
10 Temmuz 2008, Perşembe   Bir "tek" de ABD'den!



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.1836 1.1919
1 STERLİN 2.1995 2.2158
1 EURO 1.7438 1.7560



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KAPIDAKİ TEHLİKE

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Toprağımız sınırlı olduğuna göre...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar (34)

Akay Cemal

Peşin taleplerle masaya dinamit mi konuluy...

Ahmet Tolgay

LEFKOŞA TÜRK BELEDİYESİ'NİN KURULUŞ ÖY...

Bilbay Eminoğlu

Yiyin efendiler yiyin!

Necdet Ergün

YENİ "ENERJİ POLİTİKASINA" İHTİYAC...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. Umut Altunç

Lap Top Bilgisayarlar Kısırlık Yapar Mı?

Aysu Basri

ÇÖZÜM OLACAĞINA İNANMAYANLAR NASIL ÇÖZÜM Y...

Sevilay SADIKOĞLU

İstanbul ve Karaköy Güllüoğlu baklavaları....

Mustafa BESİM

EKONOMİDE HAYAL DÜNYASI

Türem Delikurt

Doğa'nın gizemi...

Dr. İsmail KEMAL

Batı'nın Afganistan çıkmazı

Emin AKKOR

Elektrik çarptı

Oğuz Metiner

Berat geceniz mübarek olsun

Ali Özçil

Denizlerin siyah incisi havyar

Bedia BALSES

Elinde Camdan Ebem Kuşakları Dilinde Krist...

Beste SAKALLI

AŞK, ALIŞMAK VE YAŞAMAK...

Psikolog Ayla Kahraman

"DİYABETİK ÇOCUKLAR"

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Dillendirilen bir konu daha var:POZİTİF OL...

Osman Ertuğ

"Ayrılıkçı Devlet" kimdir

Bener HAKERİ

Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)

Ata ATUN

OSETYA- RUSYA, KKTC-TÜRKİYE BENZEŞMESİ

Mehmet RATİP

Sol'un "hasımsızlığı"

Dr. Orhan Aydeniz

Tarımsal Üretim Planlaması

Harid Fedai

(Çörçhil'in Kabulleri)

Cumhur DELİCEIRMAK

ÇOCUKLARIN SAATİ YA DA TABULA RASA





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital