Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Son sözü yıldızlar söyler
Söyleşi Rap ve R&B'nin Kıbrıslı sesi…
Rallide son viraj
Aramızdan Biri
Haydi hayırlısı!
Doğan "arayı" açmak istiyor
Bağcıl seri yakalamak istiyor

YORUMLANANLAR
Dansçılar öğrenciydi [3]
Soyer'e rakip Yorgancıoğlu mu? [1]
Okan Ersan, Almanları büyüledi [2]
İki çocuğuyla sokağa atıldı [1]
Dünya Çocuk Hakları Günü etkinliklerle kutlandı [1]
Bizim Parti, ÖRP'ye katıldı [1]
Skandalda ikinci perde [35]
Tolga'dan bateri şov [2]
Avcılardan ağaç katliamı [8]
Tek suçlu olarak okul idarelerinin gösterilmesi doğru değil [1]
Sevgilisinin boğazını kesti, 6 yıl hapse gitti [2]
Yüz yüze çarpışıp,kaldırıma çıktılar [1]
13. maaş devam edecek, ikramiyelerden vergi yok [4]
Defalarca takla attı, sürücü hafif yaralandı [3]
AİHM'de kayıplar davası görüşüldü [1]
Gece kulübünden kadınları baba yollamış [35]
Gazimağusa'da uyuşturucu operasyonu: 6'sı öğrenci 7 tutuklu [4]
Rusya Rum'a teslim [1]
Yusuf Erol, bugün toprağa verilecek [7]
Lefkoşa'da bıçaklı kavga [1]



Lârnaka Limanı

Harid Fedai

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   6 Ekim 2008, Pazartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Sünühât

02 Nisan 1908

Perşembe; Sayı: 69

 

İç Haberler

   - Lârnaka Limanı: Edinilen bilgiye göre Lârnaka'ya yapılacak olan liman için lâzım gelen alet-edevatın aktarılmasıyla ilgili yol me'murlarının kalacakları odalar ve eşyanın korunması için birtakım geçici dairelerin yapımına başlanmıştır.

   Limanın yapımına 01 Nisanda başlanacağı bildirilmektedir.

   - Foni gazetesinin 1100 numaralı sayısında Yalusa (Yeni Erenköy) Hıristiyan ehalisi tarafından gönderilen mektupta Yalusa ve civarı tapu me'muru bulunan Asım Bey'den çok memnun oldukları bildirilmektedir.

   Asım Bey, Tapu ve Kadastro Dairesinin önde - gelen me'murlarından olup gözetmeden görevini yapmakta olduğu mektupta bildirilmektedir.

   Sünuhât: Adı edilen me'muru biz şahsen tanıdığımızdan, Hıristiyanlar tarafından yapılan değerlendirmeyi gayet doğru buluyor ve böyle önde-gelen, yetenekli bir me'murun ödüllendirilmesi hususunda da ilgililerin dikkatlerini çekeriz.

   - Foni gazetesi Piskopos-hânenin Polis tarafından işgâlini konu edinerek Hükümetten şikâyette bulunuyor ve Piskopos-hânede sâkin birtakım papaz ve din adamlarının böyle açıkta kalmalarının doğru olmadığını belirtiyor.

   - İstanbul Patrik Vekili olup yedi-sekiz aydan beri Ada'mızda Başpiskoposluk mes'elesinin çözümlenmesi ile meşgul bulunan Vasili Efendi'nin Lazkiye Patrikliği konusundaki takıntıyı gidermek üzere yakında Beyrut ve Şam'a hareket edecekleri öğrenilmiştir.

                                                                     ----

Sünuhât

02 Nisan 1908

Perşembe; Sayı: 69

 

Lefkoşa Gürültüleri

   Bir iki seneden beri Lefkoşa Müslümanları arasında sürmekte olan soğukluk, bu son günlerde ateşlenmiş, adetâ bir kavga şeklini almışdır. Birçok kişi, hırslarını dizginleyemiyor, öfkelerinin önünü alamıyorlar.

   Bu gürültünün sorumlusu, bu milleti parçalamak sevdasında olanlar, kamu işlerini ayak-takımının ellerine bırakanlardır. Son Belediye seçiminde yapılmış rezâletler insaf gözüyle dikkate alınırsa iddiamızın doğruluğu güneş gibi ortaya çıkar. Zaten bir memleketin işleri, buna yatkın kişiler tarafından yapılmaz, ya da işe sıradan insanlar karıştırılırsa alt-üst olacağına şüphe mi vardır? Lefkoşa'da  Müslümanlar arasında büyük ölçüde yer alan bu türden karışıklıkları tarihin sayfalarında görebiliriz. Öyle büyük cihân-gir devletlere rastlanır ki idari işleri sırf ehalinin câhil takımına bıraktıklarından çöküp gitmişlerdir.

   İş, üzüntü duyulacak öyle bir şekle girmiştir ki görülen hiddet, şiddet, cidden bizi sonucun kanla lekelenmesi ihtimalinden korkutuyor. Bu cümleden olarak gürültünün ilk izlerini gördük. Geçen gün, bu türden işlere daima karışan ve ba'zı efendilerden yüz bulan Kasap Karabardak, Ali Azmi isminde bir delikanlıya, "istihbârâtımıza nazaren" gibi işitilmesi bile nefret uyandıran, edebe aykırı, bir söz söylemiş; delikanlı da soğukkanlılığını kaybederek onun başına değnekle bir kez vurmuş ve başını yarmıştır.

   Azmi, soğuk-kanlı, haddini bilir, efendilere hürmette kusur etmez, memleket-millet işine karışmaz bir delikanlı olmakla beraber; Belediye seçimleri günü akşamından başlayıp iki gece devam eden rezalete, hakaretlere, edebe ve insanlığa aykırı davranışlara, bulutlara kadar yükselen kötü sözlere, bundan sonra da vurmağa sebebolan tahrike, pek tabii ki dayanamadı.

   Kasap Karabardak, bilemeyiz, hangi yetkiyle bu gibi kamu işlerine karışıyor. Bu türden işlerin sorumlusu elbette ki Karabardak olamaz. Bizce Karabardak'ın yapabileceği iş cambazlıkdır.

   Asıl üzüntü yaratan bir sebep daha vardır ki, o da Karabardak'ın öteye beriye küfretmesidir. Seçim günü bu adamın, "Oy'unu Şevket Bey ve yandaşlarına vermeyenlerin .......ceğim" gibi haykırmaları unutulmamıştır ve unutulmayacakdır. Bu durumun yaratılmasına sebep olan hareketleri ile sayılamayacak denli küfürleri hâtırdan çıkmayacaktır.

   Ne demek... Lefkoşa Müslümanları câhil bir kasabın emrinde midir? Meselâ, Omorfolu (Güzelyurtlu) Monla Hüseyin Efendi Azmi'ye kefil olmuş, henüz başındaki yaranın kanları kurumadan gitti, monla Hüseyin Efendi'ye söylenmedik lâf bırakmadı. Madem ki yasa, bir zanlının kanları kurumadan gitti, Monla Hüseyin Efendi'ye söylenmedik lâf bırakmadı. Madem ki yasa, bir zanlının kefalete bağlanmasına uygundur; insanlık örneği gösteren kefilin bu davranışı suç mu olur? Bunun gibi bu aciz kasabın birçok cür'etlerini biliriz.

   Lefkoşa Müslümanlarının, kanlar dökülmesi ihtimal dahilinde olan bu hale girmesine sebep yine bu kasaptır. Biz burada bu adam hakkında Hükümetin ve Zabtiyenin dikkatlerini çekeriz.

                                                                  ----

Lefkoşa Belediye Başkanlığı

   Dün Lefkoşa Belediye Dairesinde başkanlık için yapılan seçimde Girne ve İskele tarafı olan Hıristiyanların üçer oylarına karşı İzzetlu Şevket Beğ beş oy ile Başkan seçilmiştir. Başkan Yardımcılığına da Rif'atlu Osman Cemâl Efendi atanmıştır.

   On üç seneden beri Hıristiyanların elinde bulunan Belediye Başkanlığı makamının bu suretle İslâmların eline geçmesi, tabii ki, memnuniyet-verici olmuştur.

                                                                 ----

 

Sünuhât

02 Nisan 1908

Perşembe; Sayı: 69

 

Edebiyât

Sefâlet Aleminde Bi-kes

   Mevsim şitâ (kış) idi. Burudet (Soğuk) bütün te'siriyle hüküme-fermâ oluyor. (etkisini gösteriyor) Zemin (yer) bir setre-i sefide (beyaz paltoya) bürünmüş, vezân olan (esen), şedid (şiddetli) fakat gayr-ı muntazam (düzensiz) rüzigâr kâffe-i eşyâ (bütün eşya) üzerinde eserini gösteriyordu. Ufukda müşâhade edilen (görülen) şerâre-i elektrikiyye (elektrik kıvılcımı) tüyleri ürpertiyor, bunu ta'kib eden müdhiş sadâlar sımâhı (kulağı) parçalıyordu.

   Kıyametden bir nümune-nümâ (örnek) olan bu ahvâl-i hevâiyye (hava şartları) karşısında insan bu koca kürenin (dünyanın) altı üstüne gelecek zannederdi.

   Nısf-ı (uykuda) leyl (gece yarısı): Herkes hvâb-gâh-ı istirâhate (yatağına) çekilmiş, âlem menâmda! Çocuklar vâlidelerinin âğüş-i şefkatlerine (şefkatli kucaklarına) iltica etmiş (sığınmış), o sine-i mahabbet (sevgi göğüsleri) üzerlerinde mışıl mışıl uyuyor. Bu gibi te'sirât-ı hâriciye (dış etkiler) bunlar üzerinde hükmüni icrâ edemiyordu. Buna ma'ruz-ı be-deri (Bunun dışında kalan) yalnız bu yetim çocuk idi.

   Hecri (Uzak) bir mevkide, mahuf (korkulu) bir mahalde (yerde) bir kulübe, bir kulübe ki sakfı (damı) parçalanmış, divarlar delinmiş, pencereler kırılmış, zemini (döşemesi) gayr-ı muntazam (düzensiz) Bir sefâlet-hâne ki kabir (mezar) gibi sıkar, yine o kabrin azâbı kadar ıztırâb verir. Evet! Tıbkı bir mezâr. İnsan bu kulbe-i ahzânı (hüzün yuvasını) gördükçe sefâletle ihtiyaç, zaruretle (ihtiyaçla) iftikâr (fakirlik) tecessüm etmiş (belirmiş) zanneder. Ebnâ-yı beşerin (İnsanların) bu rütbe (derece) şedâid-i ihtiyaç (büyük ihtiyaç içinde çalkandığını düşündükçe teessüre nihayet vermek, feleğin bu devr-i aram-rübânın (rahat kaçıran) mezalimine (ezgisine)  hayret etmemek kabil olmaz. Bu hücre-i sefâlet (sefalet bucağı) kimin mezârıdır?

   Hayatının tam on birinci sâlini (yılını ikmâl eden (tamamlayan) Bedri burada medfun (gömülü) idi. Çocuk yedi yaşında iken pederini, bu badirenin (olayın) vukurundan (yer almasından) sekiz gün mukaddem (önce) de vâlidesini gâib etmiş idi. Bu fakir familya hayatlarından kıymetli olan yavrusını hararetli yaşlar dökerek inâyet-i ilâhiye tevdi etmiş (Allahın yardımına bırakmış), gözleri üzerinde olduğu halde terk-i hayâtetmişlerdi. (Ölümüşlerdi) Öldüler, fekat ruhları yine çocuklarının başında uçuyordu.

   Bi-çâre vâlide dem-i ihtizârında (can çekişme halinde) iken firâş-ı mevtinin (ölüm döşeğinin yanında bulunan Bedri hıçkıra hıçkıra ağlayarak bütün ma'sumiyyetiyle (çocukluğu ile) demişdi ki: Bütün bütün öküz kalacağım, beni kim siyânet edecek;(koruyacak) evlâdım!' sözinbi bana kim hıtâb edecek (söyleyecek).

   Ateşler içinde cayır cayır yanan vâlide bütün kuvvetini topladı: "Seni Allaha emânert etdim. Yapyalnız bu viran odada nasıl yaşayabileceksin, dest-i merhametini (acıma elini) sana kim uzatacak. Ah, yavrum, Allahın inâyeti (yardımı, lutfu) üzerindedir. Ağlama, hasta olursun. Ben öleceğim, fakat sen hasta olma. Fakr-u zaruret (fakirlik) seni bu yaşında ezecek, kahr edecek."

   Bir âh-ı tahassünü müteakib (Özlem dolu bir ah çekmenin ardından) Bedri'yi zaif kolları arasına aldı, sine-i şefkatine (şefkatli göğsüne) basdı, o çehre-i hazin (üzüntülü yüz) üzerine lerzân (titreyen) dudaklarıyla bir buse (öpücük) bırakdı ve devam etdi: "Öleceğim, fakat ruhım yine seninle kalacakdır." Bu dakikada bi-çare vâlide, nazarı (bakışı) ciğer-paresi ciğer köşesi) üzerine nasb edilmiş (çakılmış) olduğı hâlde teslim-i ruh etmişdi. (Ölmüştü)

   Bedri bu şeb-i Yeldâ-yı zulemani (ezgi dolu uzun gece) içinde yırtık bir kısveye (kıyafete) bürünmüş, zangır zangır titrer ve bükâ-yı teessürü (üzüntüden doğan gözyaşı) arasında bu lâkırdılar işidilirdi.

   "Anne, anne, sekiz gündür bu hücre-i garibanede kimsesiz bir ömr-i sefâlet (sefil bir hayat) geçiriyorum. Senin sükunetli (sakin) mezarın, benim bu harâbe-zâr (döküntü) olan kulübemden iyidir. Korkuyorum. Bu havf (korku) içinde ne yapacağımı bilmiyorum. Hâmisiz (koruyucusuz) kaldım, kimseye arz-ı ihtiyaç edemiyorum (İstediklerimi söyleyemiyorum). Kimse de bana dest-i inâyetini (yardım elini) uzatmağı düşünmiyor. Hasta iken inleye inleyedikdiğin bu ince gömlekden başka esvabım (giyeceğim) yok. Soğuklara tahammül edemiyorum.

   "İki gündür yiyeceğim yok, açlıkdan bütün kuvvetim gâib oldı.

   "Anne, anne, benim de ölmnemi, senin mezarın yanında bir avuç toprak altına defn edilmemi (gömülmemi) ruhindan temenni iderim (dilerim) Bu parçalanmış hasır üzerinde tiril tiril titriyorum."

Bu son söz, sararmış ve ra'şe-dâr olan (titreyen) dudaklardan döküldü. Fekat zavallı Bedri de kendini gâib etmiş idi. Gayr-ı ihtiyâri (istemeden) boynı büküldi ve üzerinde oturdığı hasır üzerine uzandı. Hiçbir şey söylemiyor, yalnız titriyordu. Biraz sonra âlem-i hayâtın (dünyanın) bir ân saâdetini (mutluluğunu) bile hissedemeyen Bedri, bu sefâlet-i tâkat-suz (güçsüz kılıcı yokluk) içinde terk-i hayât etmiş (ölmüş) idi.

   Ertesi gün hâlden ma'lumât alan halk, şiddetli bir teessür (üzüntü) içinde bu fersude (bitkin) vücudı düş-ı ihtirâmlarında (saygı dolu omuzlarında) götürmüş, makber-i mâder (annenin mezarı) yanına defnetmişlerdir. (Gömmüşlerdir.)

   739 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
03 Kasım 2008, Pazartesi   Şehir Mektubu
27 Ekim 2008, Pazartesi   Leymosun mektubu
20 Ekim 2008, Pazartesi   Lefkoşa Gürültüleri!
13 Ekim 2008, Pazartesi   Kâvânin (Yasama) Meclisi
29 Eylül 2008, Pazartesi   Orman Me'murlukları
22 Eylül 2008, Pazartesi   (Geçen haftadan devam)
15 Eylül 2008, Pazartesi   Asâletlu Vâli Hazretlerinin emirleriyle bu kere Baf Kasabası'nda yeniden iki Ceza Mahkemesi açılacaktır.
08 Eylül 2008, Pazartesi   - İstanbul Patrik Vekili Efendi tarafından Lefkoşa fakirlerine verilen ziyafet:
01 Eylül 2008, Pazartesi   (Geçen haftanın devamı)
18 Ağustos 2008, Pazartesi   (Çörçhil'in Kabulleri)



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.6699 1.6817
1 STERLİN 2.4983 2.5169
1 EURO 2.1017 2.1165



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

2 GÖRÜŞ BİR KÜFÜR

Ali Baturay

İLLA Kİ YAPANIN YANINA KALSIN

Hasan Hastürer

Gençlerin duyarlılığı...

Mustafa Doğrusöz

KIRMIZI ÇİZGİLİ YILLAR 49

Akay Cemal

İki dost, Gündüz Aktan ve Aydın Olgun'...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Merkezi Cezaevi yanardağ gibi!

Omaç BAŞAT

Lige merhaba

Hüseyin EKMEKÇİ

Londra'da öğretmen...

Dilek ÇETEREİSİ

Başbakan "çak" yaptı,Ekenoğlu gürl...

Aysu Basri

SUÇLU KİM?

Emin AKKOR

Karşı duruşun sebebi, güvensizlik

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Dr. İsmail KEMAL

Yine Mustafa

Oğuz Metiner

Hac mevsimi dolayısıyla

Harid Fedai

Şehir Mektubu





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital