|
Eşcinsel bir ilişkinin trajik sonuçlarını izlemiştik ÖLÜMCÜL OYUN'da... Michael Cain ile Jude Law, oyunculuk dersi veren müthiş performanslarıyla filme damgalarını vuran aktörlerdi. Başka oyuncusu da yoktu zaten ünlü bir tiyatro oyunundan uyarlanan o filmin.
ÖLÜMCÜL OYUN'la ilgili yazımda, sinemanın görsel gücüyle tabuları yıkan ve en uç noktalardaki öyküleri anlatıp analiz edebilen bir sanat kolu olma sürecini hızlandırdığını belirtmiştim... Bu savımı dayandırdığım yeni örnek de, hiç kuşkusuz işte o iki erkek arasındaki cinsel yakınlaşmaya cesaretle odaklanan ÖLÜMCÜL OYUN filmiydi...
Şimdi yine beyaz perdede ahlaksal tabuların nasıl yıkılabildiğine ve yasak ilişkilerin çırılçıplak nasıl sunulabildiğine dair yeni bir örnekle karşı karşıyayız... Dahası, bu kez çıta alabildiğine yükseltilerek ailede ensest olayına damardan girildi... Anne ile oğul arasındaki aşırı duygusal yaklaşımın öyküsü... Ve bu öykünün giderek büyük bir trajediye dönüşmesi... Psikologların "Elektra Kompleksi" olarak tanımladığı ve antik Yunan'dan beri var olan ruhsal bozukluğun yepyeni ve modern bir versiyonu...
Adı "Vahşi Zarafet" olarak Türkçeleştirilen SAVAGE GRACE, çok tutulan bir romandan uyarlandı. Çeşitli ödüller alan roman, Natalie Robins ve Steven M. Aronson adlı iki Amerikalı yazarın ortak ürünü... Hemen belirtmeliyim ki, kimi eleştirmen romanın filminden daha çarpıcı olduğunun altını çizmiştir... Bu modern Elektra öyküsünün yönetmeni Tom Kalin... Başrol oyuncuları ise başta Oscarlı usta kadın sanatçı Julianne Moore, Stephan Dillane, Eddie Redmayne ve Elena Anaya...
Öykü, Amerikan aristokrasisindeki bir ahlaksal çöküntüyü anlatmakta... Öykünün kahramanları, plastik sanayiinde köşe olmuş çok zengin bir aile... Büyükbaba, bakalitin mucidi olarak sunuluyor... Orta sınıftan gelen Barbara Daly, bu plastik imparatorluğunun varisi olan Brooks Baekland'ın güzel eşidir. Barbara ile Brooks önceleri sınıfsal farklılıklarını aşklarının taze ateşiyle giderirler...
Görünüşte çok mutludurlar. Ayaklarının altına serilen büyük servetin sunduğu sınırsız olanaklarla çeşitli ülkelerin lüks ortamlarında günlerini gün ederler... Ama bir oğulları olduktan sonra karı-koca ilişkilerinde zayıflama başlar. Kocasının gösterişli ve asil yaşamına zaten hiçbir zaman uyum sağlayamayan Barbara, yüksek sosyetenin sahte ikonlarından biri olmaktan başka bir özelliği kalmadığını görür... Kocası onu her fırsatta aldatmaktadır.
Bu arada oğul Anthony büyüdükçe birtakım ruhsal bozuklukların girdabında olduğunun sinyallerini vermeye başlar.
Romanda, çocuğun şizofren olduğu açıkça vurgulanmaktadır. Ama filmde odaklanılan nokta,, Anthony'nin eşcinselliğidir... Bu sapkınlığından dolayı babasının gözüne girmeyi hiçbir zaman başaramayan Anthony, annesine daha yakındır. Baba Brooks, Anthony'nin İspanyol kız arkadaşıyla birlikte kaçıp ailesini terk edince, trajedi yeni boyutlara girer.
Anne ile oğul arasındaki ilişki, alışık olunmayan uçlara taşınır. Ne toplum, ne de aile deşifre olan bu çarpık ilişkiyi kaldırabilecek durumdadır... Filmin başından itibaren plastik imparatorluğunun temellerini güçlendirerek yükselişine tanık olduğumuz şatafatlı Baekland Ailesi, zirvelerden yuvarlanarak tam anlamıyla dibe vurur...
Bu trajik düşüşte, her şeye sahip olanın, kaybedecek çok şeyi olduğu vurgulanıyor!..
Özellikle anne Barbara karakterinde harika bir oyunculuk sergiliyor Julianne Moore. Oscarlı aktris pırıltılar saçan yorumuyla, filmin büyük kozlarından biri.
VAHŞİ ZARAFET, avare zenginler dünyasındaki bir ailenin kibrinin, çarpıklıklarının ve mutsuzluğunun gencecik ve masum bir oğulu ne denli acımasızca harcadığının acıtan mesajı...
* * *
BAŞKENT LEFKOŞA PARKLARININ ELEKTRİKSİZLİĞE MAHKUM EDİLİŞİNİN 124'NCÜ GÜNÜ... YEŞİLİNİ YİTİRMEKTE OLAN PARKLAR SUSUZ VE IŞIKSIZ... ÇOCUKLARIMIZIN EMANETİ OLAN PARKLAR, GÖZ GÖRE GÖRE ÖLDÜRÜLÜYOR... SORUMLULARI VE BUNA KAYITSIZLIK GÖSTEREN HERKESİ PROTESTO EDERİM...
|