|
Haftanın ilk yazısında, Kıbrıs'ın kanayan yarasına değinmek istiyorum...
Kin... Nefret... Irkçılık... Bağnazlık...
Kıbrıs'ta kötülük adına ne yaşanmışsa hep bunlar yüzünden yaşandı...
Bu hastalıklı duyguların Kıbrıs'ta açtığı yaranın derinliğinin haddi ve hesabı yok...
Yaşanan tüm acılara karşın bazılarının hâlâ aklını başına toplamadığının son göstergesi olarak geldi gündeme Pile'deki o çirkin provokasyon...
* * *
Ama bende asıl dehşet ve umutsuzluk yaratan nedir, biliyor musunuz?...
Pile provokasyonu üzerine Türk tarafı büyük bir şok yaşarken, Rum kamuoyunun olaya duyarsız kalması, hiçbir tepki vermemesi ve "yapılanlar olağanmış" gibi davranması!..
Bu durum, olayın kendisinden çok daha düşündürücü...
Ve de vahim...
Bende konu üzerine yazı yazma fikrini uyandıran da işte asıl bu tepkisizliktir...
Yoksa "o kadar kişi konu üzerinde yazdı ve konuştu. Benim de fikir beyan etmeme ne gerek var!" deyip geçerdim...
* * *
Rum tarafının medyası, siyasi partileri ve sivil toplum örgütleri böylesine çirkin ve tehlikeli bir provokasyonu edilgenlikle karşılamış ve kanıksamıştır...
Esas sorgulanması ve yargılanması gereken marazi olgu budur...
Demek ki "Türklere ne yapılsa mubahtır" anlayışı, Rum halkında hâlâ geçerliliğini koruyor...
Son 50 yıldır Kıbrıs'ın tarihinin kan ve gözyaşıyla yazılması hep bu anlayışın ürünüdür...
Kimileri o hastalıklı duyguları; yani kini, nefreti, ırkçılığı ve bağnazlığı bilfiil sergiledi... Çoğunluk da buna seyirci kaldı, tepki vermedi...
Dahası, hastalıklı devinimleri alkışlayıp habire cesaretlendirenler oldu...
Bırakınız alkışlamayı, tepkisizlik bile başlı başına cesaretlendirici bir tavırdır...
* * *
Kin, nefret, ırkçılık ve bağnazlık gibi duygular karşısında tepkisiz durmak, tarih boyunca nice büyük felaketin tetikleyicisi oldu...
Adolf Hitler ve yanındaki bir avuç maceraperestin ilk çılgınlıklarına Alman ulusu gereken tepkiyi zamanında verebilseydi, insanlık İkinci Dünya Savaşı faciasını yaşar mıydı?..
Benito Mussolini'nin paranoyak yükselişine İtalyan ulusu tam zamanında "dur" diyebilseydi, Almanya'nın peşi sıra İtalya da faciadan faciaya sürüklenir miydi?..
* * *
Askerlik kariyeri boyunca fanatizme ve emperyalizme maşa olan Grivas gibi gözünü kan bürümüş bir çeteci 50'li yılların başında Kıbrıs'a gelerek kanlı eylemlerine başladığında çevresinde bir avuç destekçi vardı...
Ne ki, Rum halk kitleleri sindikçe ve tepki vermedikçe, o eylemler ada çapında yangın misali yayılmış ve Kıbrıs dönüşü olmayan karanlık bir yola girmişti...
Bugün oldu hâlâ o yolun inişleri ve çıkışlarında perişan olunmakta ama kalıcı bir barışa ulaşılamamaktadır...
* * *
Kapıların açılmasından sonra da, aylar boyu o hastalıklı duygulardan kaynaklanan nice provokasyona tanıklık ettik...
İngiliz okulundaki Türk öğrencilerin dövülmesi, Güney'e geçen Türklerin ve araçlarının biteviye saldırıya uğraması gibi...
Ama bunların içinde en vahimi şu Pile'de sergilenendir...
Neden mi?
Çünkü bu bir organize eylem... Pile gibi, Türk-Rum ortak yaşamının pilot bölgesinde uygulanan bir senaryo... Ve dahası, barışseverlerin umut bağladığı çözüm müzakerelerinin tam öncesine denk getirilen bir baltalama girişimi...
Pile'nin Türk ve Rum muhtarları, ortak basın toplantısında, bu provokasyonların marttan bu yana tırmanışa geçtiği ve son olayla doruğa ulaştığı belirtildi...
Kalıcı bir barışı ve çözümü arama bağlamında eğer Rum halkı da Türkler kadar samimiyse, bu olağanüstü çirkinliğe karşı sağduyulu tepkiler beklemek hakkımızdır...
Ben Pile provokasyonlarını gerçekleştiren manyakları kınamıyorum...
Onlar, ruhlarındaki şifa bulmaz hastalığın gereklerini yerine getiriyorlar... Onlara kınama vız gelir, tırıs gider...
Benim asıl kınamak istediğim, Rum halk yığınlarının bu hastalığı tedavi etmek gibi bir şuurdan ve kararlılıktan hâlâ yoksun olduğunu bir kez daha kanıtlaması...
|