|
Küçük bir ülkeyiz... Yine de yığınla sorunumuz var çözüm bekleyen.
Tabii ki, küçük ülkelerin sorunsuz olduğunu, varsa da eğer sorunlarının daha kolay çözümlenebileceğini öne sürenler çok...
İşte gelsinler de halimize baksınlar bunu öne sürenler... Ülkemiz baştan başa çözümsüzlükler beldesi!.. Küçük ülkelerin sorunsuz olduğuna dair o düşünce, tamamen geçersiz!..
Her gün ekonomik, siyasal, sosyal, çevresel, sağlıksal o kadar sorunla yüzleşmekteyiz ki... Ve biz gazeteciler değindiğimiz bir konuya bir daha geriye dönerek el atamıyoruz. Çünkü irdelenmesi gereken yığınla sorun gürül gürül üzerimize gelmekte...
Zamanımız ve fırsatımız yok eskiyenlerle uğraşmaya... Yoksa yeni zuhur edenleri ıskalayacağız...
Tabii bu arada yenileriyle uğraşırken eskiler, sorunlar yığınını büyültmekte berdevamdır biteviye...
Sorunları gündeme getirerek eleştirirken karşımızda bizi yanıtlayacak muhatap da bulamıyoruz... Gerçi ele aldığımız her sorunun devletteki muhatabı belli ama, o kişiler tam bir suskunluk içinde işte...
Duyarsızlık anlatılır gibi değil... "Gazeteci varsın yazsın... Nasılsa bir başka konuya atlayıp unutacak" düşüncesinde bunlar.
Sin de gülle geçsin hesabı!..
Onlar sindikçe gülleler geçiyor geçmesine de, koskoca dağlar oluşmakta sindikçe atılan güllelerden...
* * *
Bazı gazeteci dostları izliyorum kimi zaman... Bir sorunu ele alıp günler boyu kampanya yürütüyorlar...
Icığını da cıcığını da çıkarıyorlar o sorunun da, o sorunun sorumlularının da... İrdelenen bu sorunların kimileri öylesine ciddi, öylesine önemli ki, çağdaş bir demokrasi ve hukuk devletinde olsak deprem yaşanacak toplumda...
Ama ı-ıh!.. "Tık" gelmiyor sorumlulardan... Dedim ya, "Nasılsa başka konuya atlayıp unutacaklar" düşüncesinde sayın muhataplar...
Medyanın dördüncü güç olma özelliğini gittikçe yıpratan bir duyarsızlık ortamıyla karşı karşıyayız ne yazık ki... Değer yargılarında ve algılama duyarlılıklarında marazi bir yıpranma söz konusu...
Nerede o vurduğu yerden ses getiren, anında ele aldığı sorunları çözümleyebilen medya?..
Öyle bir medyanın neferi olabilme mutluluğunu çoktan unutturdular bize...
* * *
Geçenlerde bir bakanlığın önemli yetkililerinden biriyle konuştum bu konuyu... Yazdıklarımıza tepki alamadığımızla ilgili yakınmama verdiği yanıt ilginçti... "Basına olan saygılarından dolayıdır bu... Durup polemiğe mi girsinler yani sizlerle?" demesin mi bana?
Hemen aklıma o horoz fıkrası geldi...
Hani horoza sormuşlar tavuk mu yumurtadan çıkar, yoksa yumurta mı tavuktan diye de, o da yanıt vermiş: "Ben polemiğe girmem. Tavukları ve yumurtaları döller döller giderim!"
Sorunların kaynağı ve muhatabımız olarak algıladığım o sayın yetkililer de gözüme tıpkı polemiğe girmek istemeyen horoz gibi göründü o anda.
Onlar bildiklerini yapıp dümdüz giderler polemiğe girmektense...
* * *
Şimdi misal olarak bendeniz bu köşede kaç zamandır nice sorunu gündeme getirmekteyim.
O sorunların müsebbipleri de, kaynakları da belli... Gün gibi ortada...
Hadi o sayınların kimliklerini yazmayım şimdi. Ama şunu da yazmadan edemiyorum işte: Polemiğe girmekten kaçınan o sayınların "döller döller giderim" diyen horozdan ne farkları var Tanrı aşkına?...
Ve bu iş daha nereye kadar gider?..
Daha ne kadar zaman bu sorunlar kaosunda güdüleceğiz?..
Bir vurdumduymazlık kültürü oluştu ülkemizde... Bu vurdumduymazlık kültürünün simgesi, kafasını kuma gömmüş devekuşu!...
Vurdumduymazlık kültürünün yaratıcılarına ve geliştiricilerine tüm eleştiriler ve uyarılar vız gelip tırıs gitmekte...
Deve kuşu misali kuma gömdükleri kafalarını hiçbir şey etkilemiyor... Ve sanıyorlar ki bu ülkenin duyarlı insanları da aynen kendileri gibidir...
Yok efendim yok!... O kadar da duyarsız değildir karşılarındakiler... Bu ülkenin duyarlı insanları devekuşlarının başlarını kuma gömdüğü bu sorunlar ve erdemsizlikler çölünde kahrolup gitmektedirler günden güne...
Duyarlılar kahırlarından gidecekler ve en sonunda ülke tümüyle kafasını kuma gömmüş devekuşu topluluğuna kalacak!..
(Dr. Arif Albayrak'a teşekkürler... Devekuşu karikatüründen dolayı...)
|