|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın Lokmacı barikatından geçip Kıbrıslı Türklerin deyimi ile Uzun Yol, Kıbrıslı Rumların isimlendirmesiyle Ledra Caddesi'nde yürümesi, sıradan Rumlarla sohbet etmesi, alışveriş yapması ve bir cafeye oturup dondurma yemesi şeytanlar ile meleklerin savaşına dönüştürülmek istenen Kıbrıs sorununda yeni bir aşamaya yol açar mı?
Önce şeytanlar ile meleklerin savaşını ele almak gerekir galiba.
Kıbrıs sorununa damgasını vuran eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş Rum kamuoyu nezdinde "şeytanlaştırılmış" bir politikacıydı.
Hoş, Sayın Denktaş'ın "Rum halkı tarafından iyi görünme" gibi bir derdi hiçbir zaman olmadı ama Rum propaganda sistemi olup-bitenin sorumluluğunu Denktaş'a yükleyip mağdur ve zarar gören taraf imajını oluşturdu.
Kıbrıs'ta bütün kötülüklerin kökeninde Denktaş vardı ve onu destekleyen Ankara.
Bu şeytanlaştırma politikası yıllarca sürdü.
Ta ki Annan planı ortaya çıkana ve referandum sürecine kadar.
Kıbrıs sorununun pratiğinin ele alınması, temel sorunlarda kimin ne istediğini ortaya çıkardı.
Ve bu ortaya çıkış, muhalefetin yükselmesiyle birlikte Mehmet Ali Talat'ı siyaset sahnesine çıkardı.
Talat, Bürgenstock zirvesi ve referandum sürecinde inisiyatif alıp Kıbrıs Türk tarafının çözüm planı çerçevesinde barış istemlerinin temsilcisi durumuna yükseldi.
Referandumların olumsuz sonuçlarına yani Kıbrıs'a barışı getirmemiş olmasına karşın Kıbrıs Türk tarafı Talat'ın kimliğinde barış isteyen taraf olarak tescillendi.
Hem Birleşmiş Milletler, hem Avrupa Birliği ve hem de dünyanın geri kalan güçleri tarafından.
Rum propaganda mekanizması "şeytanını" kaybetmişti, sürekli olarak geriliyordu, kaybediyordu ve Denktaş'ın yerine koyacakları yeni bir şeytana ihtiyaç vardı.
Papadopulos döneminde Talat'ın Rum kamuoyunda oluşan imajını yıkmak için olağanüstü çaba sarfedildi.
"Talat'ın Denktaş'tan farkı yoktur" sloganı ortaya atıldı. Talat'ın (taktik hata sonucu) yaptığı sert veya çeşitli yönlere çekilebilir açıklamalar kullanıldı ve "gördünüz mü aslında her ikisi de aynı şeyi istiyor" denildi.
Bu kez hedefte Talat idi ve amaç onun şeytanlaştırılmasıydı.
Peki bu operasyon başarılı oldu mu?
***
Bu köşenin düzenli okurları biliyorlar ki "Talat Güney'e geçmeli ve her düzeyde Rum ile temas yapmalı" görüşünü düzenli olarak savunuyordum.
Aynı şeyin o dönem Meclis Bakanı olan Hristofiyas tarafından da yapılmasını öneriyordum.
Öneriyordum çünkü geçmiş kuşaklar Kıbrıs sorununda melekler ve şeytanlar yaratarak güç ve avantaj elde etmeye çalıştılar.
Halkları dışlayan bu tavır Kıbrıs sorunundaki kanın, acının ve gözyaşının kaynağıydı aynı zamanda.
Şimdi iki lider aynı tavrı mı sürdürecekler yoksa çağdaş dünyanın yöntemlerini mi kullanacaklar?
Her ikisine de tavsiye edilen birbirlerini şeytanlaştırmadan sıradan insanlarla da temas kurmalarıdır.
Kıbrıs sorununun acılarını yaşayan insanlar en iyi rehber ve en iyi öğretmendirler aynı zamanda.
Liderlerin halklardan öğreneceği çok şey vardır.
Yeter ki niyet etsinler...
|