|
Mağusa'da üniversiteli kızın tecavüze uğramasına kadın örgütleri ciddi tepki gösterdi.
Girne'de Türkmenistanlı bir kadının acımasızca dövülerek ırzına geçilmesine aynı tepki gösterilmedi.
Aslında tecavüzden farklı olmayan 13 yaşındaki kızın para karşılığı fuhuşa zorlanması da öyle.
Bu yazının konusu tecavüz olaylarına gösterilen tepkilerin düzeyi ve şiddeti değildir.
Nihayette herkes kendi tepkisinden sorumludur şeklinde bir sonuca varabiliriz ve aradaki "çifte standardı" es geçebiliriz.
Ve belki de meselenin kendini değil tepkisini tartışma gibi bir tuzağa da düşmemiş oluruz.
Tecavüz olaylarına gösterilen tepkilerin önemli bir bölümü "copy-paste" özelliği taşımakta.
Tecavüz evrensel bir suçtur. İnsanlık yıllardır bu suçu konuşmakta ve tartışmaktadır.
Önlenmesi için çeşitli argümanlar geliştirmektedir.
Ama ortada bir gerçek vardır ki suçun niteliği evrensel olmasına karşın özelliği yerelliğinden kaynaklanmaktadır.
Dolayısı ile başka ülkelerdeki çözümleri kopyalayıp da ülkemizde uygulamaya kalkışmak (copy-paste) her zaman doğru yol olmayabilir.
Mağusa'daki tecavüz olayı ile ilgili KIBRIS gazetesinde yer alan haberde "bakire" ifadesi kullanıldı.
Bu ifade, polisin yaptığı araştırma sonucunda vardığı bir bulguydu.
Haberi hazırlayan muhabire bilgi veren polis, tüm diğer bulguların yanında bu ifadeyi de paylaştı.
Yukarıda bahsettiğim copy-paste tepkiler silsilesi maalesef biraz da maksadını aşacak bir şekilde bize de ulaştı.
Gelen onlarca mailde kadın bedenine yönelik bir saldırı olduğundan dem vuruldu ve hatta "bakire olmasaydı, normal mi olacaktı" şeklinde maksat aşan görüşlere de yer verildi.
Bu görüşler için de kaynak olarak Avrupa ülkeleri gösterildi.
Bu tepkilere mail yoluyla cevap vermeye başladığımda kendimi "olayı değil, detaylarını tartışırken" buldum ve son derece rahatsız oldum.
Bir dizi iğrenç tecavüzler varken ve bunun nedenleri belliyken "bakire" sözüne takılıp halk deyimi ile "lügat parçalamak" neye hizmet eder ki?
Konu, basının kullandığı dilden öte vahamet taşımaktadır.
Maalesef kimse de bu vahametin üzerinde durmamakta, detaylarla uğraşmaktadır.
Peki nedir bu vahamet?
***
1974'den sonra, fetihçi zihniyet taşıyan iktidar sahipleri Kıbrıs'ın Kuzeyi'nin nüfusunu Rum nüfusa eşitlemek için ellerinden geleni yaptılar.
Kıbrıs Türkünün demografik yapısıyla oynadılar, kültürel dokusunu tahrip ettiler ve sınır kapılarını ardına kadar açıp her türlüsünün bu küçücük toprak parçasına doluşmasını sağladılar.
Bu operasyon vatandaşlık bazında da 2003 yılına kadar devam etti. Bu toprakları vatan belleyenlerin yanında, bu topraklarda vatandaş olmayı hak etmeyenlere de kimlik kartı verildi.
2003'te göreve başlayan hükümet, vatandaşlıkları durdurdu. İzlemekteyiz ki halen bu konuda hassas bir politika izlenmektedir.
Fakat, diğer yandan ülke tam bir yıkımın eşiğine sürüklenmektedir.
Yıkımın kendisi adi suçlarda yaşanan patlamadan kaynaklanmaktadır.
Gazetelerin sayfalarını dolduran tecavüz, cinayet, hırsızlık, gasp ve benzeri haberler Kuzey Kıbrıs'a kontrolsüz bir şekilde kabul edilen nüfusun kendisini ifade etmektedir.
Üstelik artık sadece Kuzey'den değil, Ortadoğu, Asya ve Afrika ülkelerinden de kontrolsüz bir şekilde gelenler vardır ve bunlar ciddi suçlara karışmaktadırlar.
Aç kaldığı için yolda ilk gördüğü insanın boğazını sıkıp para almaya çalışan Afrikalı, kendileriyle birlikte olmadığı için öldüresiye dövülen Asyalı kadın örnekleri tam da bunu anlatmaktadır.
***
Tecavüz olaylarına duyarlıklık gösterenler, bu ülkenin giriş kapılarının yeterince ve gereğince denetim altında olmasına da duyarlılık göstermek zorundadırlar.
Ülkeye doluşanların yarattığı olayların detaylarıyla uğraşmak ve "bakire" ifadesine takıntı yapmak, meselenin özünü kaçırmak demektir.
Mesele "bu ülkenin dingonun hanına" çevrilmesinden kaynaklanmaktadır.
300 bini aşan vasıfsız iş gücü buralarda kol gezmektedir.
Ve bunlara her gün yenileri eklenmektedir.
Eğer bunlara "dur" diyen çıkmazsa biz daha çok tartışırız, aslında tecavüze uğrayanın kim olduğunun farkına varmadan...
|