|
Bugün basın günü.
Kutlamaların bol, demeçlerin gani olduğu bir gün daha geçireceğiz.
Birkaç açık oturum ve birkaç televizyon programı ile günü nihayete erdireceğiz.
Ertesi gün de "acı gerçeklerimizle" yeniden baş başa kalacağız.
Fakat, herkes emin olsun ki bu anlatılan ritüelde sonuçlanmıyor hiçbir şey.
Gelip-geçenler ve aslında unutuldu sanılanlar herkesin siciline işleniyor.
Gazetecinin de yönetenin de ve aslında okuyucunun da.
Sonra bir hüküm oluşuyor ve belki de bir ömür boyu sürecek yargılar ortaya çıkıyor.
Siz bu hükümetin medya sicilini nasıl bilirsiniz?
Bazı meslektaşların öfke içinde homurdandıklarını duyar gibiyim.
"Beslenenlerin" medyada yarattığı kirlilik Kıbrıs Türk basınında hiç olmadığı düzeye ulaştı.
Bazı bakanların işin içinde olması dilden dile anlatılıyor.
Bu yazının konusu medyadaki kirlilik olmayacak.
Bu yazı (okuyucuya söz verdiğim üzere) hükümetin alnındaki kara lekeyi anlatacak.
Ve tarihe düşülmüş bir not olarak kalacak.
Çünkü herkesin bir tarihi vardır.
Devletlerin, hükümetlerin, kurumların-kuruluşların ve kişilerin de.
Bu yazı hükümetin medya dosyasına konulacak küçük bir not olacak.
Zamanı gelince meraklıların açıp da okuyacağı küçük bir not.
***
16 Nisan 2007 tarihinde bu köşede "Türkiye bir kötülükten kurtuluyor" başlığıyla, dönemin Türkiye Cumhurbaşkanı'nı eleştiren bir yazım yayınlanmıştı.
Yazı dava konusu olduğu için detaylı ele alamayacağım fakat özetle Kıbrıs Türkünün 24 nisan 2004 referandumunda ortaya koyduğu iradenin tersi konuşmalar yapan Sayın Ahmet Necdet Sezer'i eleştirmiş ve görevden ayrılacak olmasının Kıbrıs Türkü ve Türkiye için hayırlı olacağını belirtmiştim.
Yazının yayınlanmasından sonra şimdi bazıları Türkiye'deki Ergenekon operasyonunda adı geçenler de olmak üzere birçok kişi ve çevreden "ölüm tehditleri de içeren" tepkiler almıştım.
18 Nisan'da ise Türkiye Cumhuriyeti'nin Lefkoşa Büyükelçiliği 1. Müsteşarı İbrahim Yağlı, Genel Yayın Yönetmenimiz Süleyman Ergüçlü'ye resmi bir açıklama göndermiş ve diplomatik üsluba uymayan bir tarzda "sizi esefle kınıyorum" cümleleriyle biten, "adı geçen gazeteci ve bu yayını neşreden gazete hakkında hukuki süreç" talep etmişti.
Yine aynı tarihte eski Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş da sert ifadeler içeren bir mektup göndermişti.
1. Müsteşarın açıklaması ve Sayın Denktaş'ın mektubu tam metin şeklinde 19 nisan tarihinde yine bu köşeden yayınlandı.
Bir de not düşüldü.
"Yazıyı hakaret olarak algılamışsanız, üzülürüm ve özür dilerim. Ama yazıdaki siyasi iddialar geçerlidir ve herkesle tartışmaya hazırım."
***
Yazının üzerinden aylar geçtikten sonra Türkiye'deki aşırı milliyetçi gazeteler ve televizyon kanalları beni aramaya ve konuyla ilgili sorular sormaya başladılar. Buradan öğrendim ki Ergenekon davasının içinde olan "ulusalcı avukatlar" Türkiye Cumhuriyet Başsavcılığına başvurup tutuklanmamı ve yargılanmamı talep etmişler. Bu talepleri Türkiye Adalet Bakanlığı tarafından reddedilmiş. Bunun üzerine "Sezer'e hakaret eden gazeteciyi AK Parti koruyor" türünden bir kampanya başlatmışlar.
Bu kampanya Türkiye'deki genel seçimlere kadar sürdü. Zaten amaç seçime girecek olan AK Parti'ye zarar vermekti. AK Parti seçimlerden yüzde 45'in üzerinde oyla çıkınca tüm diğer konular gibi bu konu da unutuldu.
Veya ben unutulduğunu sandım.
Meğer öyle değilmiş.
Türkiye'de hakkımda dava açtıramayanlar bu kez Kıbrıs'ta kolları sıvadılar.
Ankara'nın bazı "memurlarının" ısrarıyla işbirlikçilerini de buldular.
İşbirlikçileri Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı oldu.
Başbakan Yardımcılığı ve Dışişleri Bakanlığı savcılığa başvurarak hakkımızda dava açılmasını istedi.
Ve dava açıldı.
"Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti'nin ilişkilerini bozmak maksadıyla kasıtlı yayın" yapmaktan suçlanıyoruz.
Şirket direktörümüz Fehim Nevzat, eski Genel Yayın Yönetmenimiz Süleyman Ergüçlü ve ben bir süredir mahkemeye gidiyoruz.
Gururla.
Çünkü bu dava bazılarının alnındaki kara lekeye bizim ise göğsümüzdeki madalyaya dönüşecek.
Herkesin tarih dosyasına bu şekilde girecek.
Kıbrıs Türk basınının bu önemli gününde ve KIBRIS gazetesinin 19. kuruluş yıldönümünde durum budur...
|