|
Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kalabalık bir heyetle yaptığı Kuzey Kıbrıs çıkarmasının yankıları bugün-yarın sona erecek.
Biraz da hamasete bulanmış nutuklar unutulacak ve Kıbrıs sorununda gerçeğe geri döneceğiz.
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas 25 Temmuz'da yani Cuma günü bir araya gelecekler.
25 Temmuz görüşmesi hem içerik hem de gelecek açısından kritik bir önem taşıyor.
Hem de birkaç açıdan.
Birincisi, ta Papadopulos döneminde tartışılan ve fakat başarılı olunamayan komiteler yeni dönemde oluşturuldu ve 25 Temmuz görüşmesinde komitelerin nihai çalışmaları ele alınacak.
Bu önemli bir gelişme olacak.
Çünkü Rum tarafındaki uzlaşma noktalarından birisi komitelerin kurulması-çalışması ve sonuç almasıydı.
Hristofyas bunu sağlayarak önemli bir adım atmış olacak.
İkincisi, tüm görüş ayrılıklarına rağmen iki lider kapsamlı müzakereleri başlatma kararı aldı.
25 Temmuz'da kapsamlı müzakerelerin başlayacağı tarihi açıklayacaklar.
Bu gelişme komitelerle ilgili pozisyondan daha da önemlidir. Çünkü Kıbrıs sorunuyla yakından ilgilenenler çok iyi bilirler ki kapsamlı görüşmeler başladı mı geriye dönüşü nerdeyse imkansız olan bir durum oluşacak.
Kıbrıs sorununda bugüne kadar yaşanan başarısızlıklar geriye dönüşü imkansız kılıyor.
İşin özeti kapsamlı müzakerelere doğru hızla ilerliyoruz.
Bunun için bütün koşullar mevcuttur.
Peki, iki liderin kapsamlı bir anlaşmaya varma olasılığı nedir?
***
İki taraf arasında belirli noktalarda derin görüş ayrılıkları olduğu kesindir.
Zaten liderler yaptıkları açıklamalarda bunu vurgulamaktan geri durmuyorlar.
Liderler bugüne kadar bu görüş ayrılıklarının müzakere sürecini kesintiye uğratmamasını sağladılar.
Müzakereler başladıktan sonra bu da ortadan kalkacak.
Bu kez görüş ayrılıklarıyla baş başa kalacaklar.
Arzu edilen elbette her konuda anlaşmaları, el sıkışmaları ve halklarına "iyi bir anlaşma yaptık" demeleridir.
Ama öyle olmayacağını görmek için kör olmak gerekir.
Yapmaları gereken asgari anlaşma noktalarında uzlaşmalarıdır.
Uzlaşamazlarsa elbette bir yardımcıya ihtiyaç duyacaklar.
O yardımcı da Birleşmiş Milletler'den başkası değildir.
Annan planı sürecinde taraflar Birleşmiş Milletler'e yetki devretmişlerdi ki referandumların yolu açılmıştı.
Yoksa ilanihaye sürecek müzakerelere ve gerginliklere mahkum olabilirdik.
Annan planı sürecinin üzerindeki baskı 1 Mayıs tarihiydi.
Kıbrıs Cumhuriyeti'nin Avrupa Birliği'ne tam üye olacağı 1 Mayıs'tan önce referandumlar tamamlanmalıydı.
Şimdi tarafların üzerindeki baskı anlaşma isteğidir.
Anlaşmazlıkla geçen her günün Kıbrıslı Türkler ve Kıbrıslı Rumlar için daha kötü olduğuna inanıldığı için süreç hızla çalışıyor.
Süreci regüle edecek gücü yani Birleşmiş Milletler'i devre dışında bırakmak çözüm olasılığını bertaraf etmekle eş anlamlı olabilir.
İki liderin sloganlara sarılmadan ve sloganların esiri olmadan bu noktaya dikkat etmelerinde fayda vardır diye düşünüyorum...
|