|
Enteresan bir buluşma oldu.
24 Şubat sürecinde bilfiil çalıştığını biliyordum.
Bu konudaki görüşlerini de defalarca dinlemiştim.
Türkiye'nin şeriatçı bir tehlike yaşadığına inanıyordu.
Toplumun psikolojisiyle oynandığını düşünüyor ve dini yaşam biçiminin dayatıldığına hüküm vermişti.
Zamanın sorumlu generali Çevik Bir'in kurduğu çalışma grubunda yer almıştı.
Ve karşı çalışmalar yapmıştı.
Bizim gazeteye yazdığı makalelerde de bunu açıkça ifade ediyordu.
Özellikle öğretmen olan babasının hayat hikayesi ile ilgili yazdığı bilimsel incelemedeki kurgulamada yobazlar-aydınlar ikileminden Kıbrıs Türkü'nün nasıl kurtulduğunu anlatmaya çalışmıştı.
Türkiye'de bu ikilemin hala sürdüğüne inanıyor ve davet edildiği konferanslarda çeşitli uyarılar yapıyordu.
Haliyle bugünkü yönetimi de bu anlamda eleştiriyordu.
Abdullah Gül'ün, Recep Tayyip Erdoğan'ın ve diğerlerinin "biz değiştik" söylemlerini samimi bulmuyordu.
Eminim hâlâ bulmuyordur.
Geçtiğimiz hafta Türkiye Cumhurbaşkanlığı'ndan, bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'den "görüşme" daveti almış.
Davet eden cumhurbaşkanı olunca elbette kültürünün ve nezaketinin gereğini yapacak ve bu randevuya gidecekti.
Randevu yarım saat olarak ayarlanmış.
Türkiye gazetelerinde "5 saat görüştüler" haberini okuyunca inanamadım.
Evet, yarım saat planladılar ama tam 5 saat görüştüler.
Bir gazeteye 5 saatlik görüşmenin içeriğiyle ilgili bilgi verdi.
Her konuyu konuşmuşlar.
Türkiye Dışişleri Bakanlığı'ndan uzman bürokratlar da çağrılmış ve Türkiye'nin uluslararası meseleleri de ele alınmış.
Tabiidir ki Kıbrıs sorunu da.
Kendisi orijinal bir Kıbrıslıdır.
Dünyaca ünlü kariyerini çeşitli ülkelerde, üniversitelerde yapmış olmasına karşın her defasında sevgili ülkesine geri dönmeyi tercih etmiştir.
3 kez Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilmesine yol açan bilimsel çalışmaları Filistin-İsrail sorunu ve eski Yugoslavya'daki etnik topluluklarla ilgili yaptığı çalışmalardır fakat Kıbrıs sorununa taraf bir Kıbrıslı Türk olarak Kıbrıs sorununun psikolojik yönlerini de içeren makaleleri bence en çok ilgi duyulanlardır.
Çünkü konunun öznesidir de aynı zamanda.
***
Yukarıdaki tarif şüphesiz ki tanıyanlar için ismini bir çırpıda söylenmesine yol açar.
Psikiyatri alanında dünyanın önde gelen bilim insanlarından birisi olan Profesör Doktor Vamık Volkan'dan bahsediyorum.
Aramızda enteresan bir gelenek oluşturmuştuk.
Her yaz Girne'deki evinde buluşur 3 saatten az olmayan sohbetler yapıyorduk.
Bu yaz henüz kısmet olmadı.
Vamık hoca toplumların kimlikleriyle oynamanın çok tehlikeli olduğuna inanıyor.
Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların kendi kimliklerine sahip çıktığı ölçüde ve bu kimlikler üzerinden birbirlerini anlamaya başladıkları oranda Kıbrıs adasında barışın olabileceğini düşünüyor.
Bunun için de "delikli peynir" diye isimlendirdiği bir formülü öneriyor.
Herkes kendi tarafında yaşasın ve delikli peynirde olduğu gibi karşı tarafla da iletişim kanalları olsun.
İletişim arttıkça taraflar birbirlerini daha çok tanıma ve anlama fırsatı bulacaklardır.
5 saat görüştüğü Türkiye Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e de bu öneriyi yapmış.
Vamık hocanın tebessümle karşıladığı benim önerim daha farklıdır.
Ben ortak avluya açılan iki farklı kümes gibi düşünüyorum meseleyi.
Hani güneş doğunca kümesin kapısından ortak avluya çıkılır, birlikte çalışılır, güneş batınca herkes kendi kümesine döner.
Tavuklar ve horozlar kendi kümeslerinden sorumlu olacakları için de sorun çıkmaz.
***
"Delikli peynir" veya "ortak avlu" modeli.
Bir model bulacağız herhalde.
Görüşmelerin başlamasına az bir zaman kaldı.
Eğer bir çözüme ulaşılmazsa ne delikli peynir ne de ortak avlu.
Bambaşka şeyler olacak...
|