|
Küçük Kaymaklı, başka bir deyimle Omorfita, yani güzel...
Yeşil tarlaların durgun bir deniz gibi, insan boyunu aştığı buğday başaklarının görsel manzarası içinde...
Hani bir şarkı var ya; "Severim her güzeli senden eserdir" der...
İşte o tür bir tutkudur bu...
***
İlkokul'a başladık...
Şimdi ayakta kalan ve İslam Ülkeleri'ni kandırmakla uğraştığımız caminin karşısında...
O yıllarda beş kişilik cemaatı olan Cami...
İşin ilginç yanı, en iyi müminin komünistlikle suçlandığı yıllar...
Şimdilerde bakarsanız veya oradan geçmeye yüreğiniz dayanırsa, göreceğiniz manzara budur, bir kilise ve bir cami...
Sanki, Romalı'lar Anibal'a kızıp Kartaca'yı yok etmiş gibi...
Geride ne geçtiğiniz ağaçlı bir yol...
Ne de anılar kalmış...
Ancak, hiçbir güç insan beynine hakim olamaz...
Ve o muhteşem kompüterden birşey çalamaz...
***
İlk sınıfımız oradaydı...
Hocamız veya başka bir tabirle Hocahanım, Bahire Hanım'dı...
Çok hoş, çok sevecen bir insan...
Dört kişilik sıralarda başladık okula...
Bereket versin ki; "Leman Hoca" bizi iyi yetiştirmişti...
***
Yanımda Mustafa İsmail...
Sağ yanımda Ahmet Ramiz...
Bir yıl sonra başımın belası olacaktı...
Şimdilerde bakarsanız, müşfik ve arkadaş canlısı...
Oysa tarihin derinliklerinde gizlenmiş, öyle çok anı var ki...
***
Bahire Hanım, hoş bir insandı...
Bize birşey öğretmese de...
Sonraki yıllarda tanıyacağımız casusların nasıl seçilebileceğini öğretti hiç olmazsa...
Çünkü bir gözcüsü vardı...
Kahve içip, yandaki hoca ile sohbet ederken, Müdür gelirse haber ver gibisinden...
Mübeccel Hanım'la devam edecek hikaye...
Pembe beyaz tenli, gri-yeşil gözlü Mübeccel Hanım...
Avucumdaki sekiz cetvel yarasının, bende yarattığı öfkenin gazabını nasıl ödedi, onu öğreneceğiz...
|