|
Güney ile aramızdaki "disiplinli ve disiplinsiz defacto kısıtlı ekonomik birlik entegrasyonu " her geçen gün iki toplum arasındaki sosyal ve siyasal sıkıntılara rağmen hacmini artırıyor. Gerçi artmasını bekliyorduk ama ortada ekonomi bilimi açısından incelenmesi gereken enteresan bir mutfak var.
Tüketici her zaman- ırk farketmeksizin- tüketimini ve refahını maksimize etmek ister ve bu yüzden de "fiyat"a karşı duyarlıdır. Elbette, tüketici davranışlarında kalite, hizmet ve alışveriş keyfi gibi fiyata göre daha az ama etkili olan belirleyici başka unsurlar da vardır.
Disiplinli dediğimiz yani Kuzey'den Güney'e daha çok toptan kayıtlı ticareti(ihracatı) düzenleyen Yeşil Hat Tüzüğü(YHT) kapsamında ciddi bir artış var. Yeşil Hat Tüzüğü kapsamında karşılıklı birey bazında perakende ticarette ise her geçen gün aleyhimize gelişen bir ticaret artışı var.
Bunun yanında, aramızda çift yönlü toptan ve perakende kayıt dışı(kaçak)olarak da önemli bir ticaret hacmi oluştu. Hatta, muhtemelen gerek toptan, gerekse perakende (YTH dışındaki)olarak kayıtsız gerçekleşen ticaret hacmi, kayıtlıdan ve perakende günlük gerçekleşen limitli alışverişlerden fazladır.
Çok genel olarak, bu karşılıklı ticaretlerin akım yönleri "perakendede aleyhimizedir, toptanda ise belirsizdir". Yani, toptan ticarette başa baş veya lehimize bir durum olabilir. Kapılar açıldıktan bugüne, Güney'den Kuzey'e dönük birey bazında perakende ticarette göreli düşüş varken, ayni yönde toptan ticarette(ihracat) ise göreli artış vardır.
En azından artış ivmesi toptandan yanadır. Elimizde sağlıklı veri yok ama gözlemlerime göre, Güneyden Kuzeye olan bu ticaret akımları(toptan ve perakende) arasındaki talep artışı ters yönlü gelişiyor. Bu kadar yakın ve iç içe coğrafyada olan bir entegrasyonda bireysel perakende ticaret daha fazla olmalıydı. Ama olmadı.
Peki neden?...
Güneyle aramızdaki 4 yıllık tecrübeden(bazı veriler elimizde olmasa da) sonra, artık çok net olarak şu tespiti yapabiliriz. Bu tespit, aramızdaki ticareti artırmayı düşünen çevrelere rehber olmalıdır. Çünkü, çözümsüzlük şartlarındaki bir entegrasyon dinamiği, başka coğrafyalarda(entegrasyonlarda) olduğu gibi gelişmiyor. En azından bunu yaşayarak öğrendik.
Bu topraklarda, ekonomik ilişki, çıkarlar ve entegrasyon rasyonalitesinin, aşağıdan yukarıya doğru çalışarak, "siyasi yumuşamayı, taraflar arasındaki çözüm istencini, çözümü, siyasi ortak çabayı..vs" getirmediğini; aksine bilakis iki taraf arasındaki ticaret ve ekonomik ilişkiler bizatahi tarafların siyasetinden ama daha çok Rumların siyasetinden(yukarıdan aşağıya) dolayı olumsuz etkilendiğini yaşayarak öğrendik.
Kıbrıslı Türkler(belki göreli düşük gelir sahibi olmaları da bunda etkilidir), büyük ölçüde tüketici tercihlerinde rasyonel davranıyor. Yani, "fiyat" bizim için esasdır ve davranışlarımızda fiyat yönlendiricidir.
Kıbrıslı Türkler, çıkarlarını maksimize edecek şekilde en iyi fiyatı buluyor, bizim için Güneyde veya Kuzeyde olması farketmiyor. Ve bu piyasa ekonomisi ve entegrasyon etkisi açısından son derece sağlıklı bir davranıştır.
Ama Rum tüketiciler, "fiyat"a karşı Kıbrıslı Türkler kadar duyarlı değiller. Bu açıdan rasyonel davranamıyorlar ve entegrasyondan beklenen olumlu dinamikler de ortaya çıkmıyor(yeterince çıkmıyor veya geç çıkıyor). Çünkü, ortada Rum tüketicinin fiyata karşı duyarlılığını bozan "görünmeyen güçlü bir ticaret engeli " var.
Çok net olarak, büyük çoğunluğu "kilise ve siyaset" baskısı altında Kuzey'den alışveriş yapmıyor. Siyaset ve kilise, "fiyat"ı çalıştırmıyor. Fiyatın sağlıklı çalışmadığı bir entegrasyon ilişkisi de haliyle olması gerektiği kadar gelişemiyor. Bu yüzden, AB'deki gibi bildiğimiz anlamda aşağıdan yukarıya(ekonomik ilişkiden siyasi ilişkiye) doğru entegrasyon etkisi Kıbrıs'ta çözümsüzlük ortamında çalışmaz. Bunu artık biliyoruz.
AĞUSTOS ve EYLÜL'de TÜKETİCİ GÜNEY'e KOŞTU
Gelelim bilhassa Ağustos ve Eylül'de hızla Güney'e kayan perakende ticaret konusuna. Elbette, perakende ticaretin son aylarda hızla Güneye kaymasının başka sebepleri de vardır ama ilk etapta aklıma yatanlar şunlardır:
1-Giderini azaltmayan bir idarenin piyasanın başına açtığı belanın etkisi. İthalata getirilen % 4'lük stopaj ve KDV artışları, birçok üründe hem Güney hem de yerel rekabete rağmen içerde fiyatlara yansıdı.
2-Düşen kura tepki vermeyen Kuzey piyasası tüketiciyi Güney'e kaydırıyor.
Enteresan nedenlerden biri de budur. Tüketici, değerlenen YTL'nin satın alma gücündeki artışı direkt ve tam zamanlı Güney'deki marketlerde, mağazalarda karşılığını alabildiği için Güneye kayıyor.
Kuzey'dekiler, kimisi haklı olarak(ithal ürünleri YTL ile fiyatlarken ihtiyat marjı koyuyorlar, bilhassa aşağıya düşüşlerde, ithalatçı ya güvenemiyor ya da geç kalıyor), kimisi de kârı cebe atma gayesi ile fiyat değiştirmiyor.
Kuzeydeki tüketici de, bu rantı, tüccara-ithalatçıya-perakendeciye bırakmak istemiyor ve anında tüketimini tam zamanlı fiyatladığı Güneye kaydırıyor. Bundan tek çıkış yolu EURO'ya geçmektir.
En azından aramızdaki haksız rekabet nedenlerinden birini minimize ederiz, iki tarafa şeffaf ve tam zamanlı fiyat karşılaştırması sunarız. Okul alışverişleri öncesi gevşeyen kur, bu alandaki tüketimi, Ağustos-Eylül'de önceki yıllardan daha fazla Güney'e kaymasına neden olmuştur.
3-Temel ihtiyaçlarını, özellikle kura duyarlı tüketimini Güney'den karşılamaya çalışan tüketici, Güney'e gitmişken bilerek veya bilmeyerek diğer alışverişlerini de Güney'de yapıyor.
4-Kuzeyde yaşayan önemli miktarda yabancı emekli(10 bin civarı), gerek kültürel gerekse fiyat duyarlılığı ile alışverişlerini Güney'de yapıyor. Ne yazık, fiyat duyarlılığı hariç yabancılara dönük alışverişlerde yetersiziz.
5-Güney'deki büyük alışveriş merkezleri çekim ve vakum etkisi yaratıyor. Tabii, geliri ve satın alma gücü artan tüketicinin marka tercihi de işi körüklüyor.
|