|
Ekonomide 2007'de başlayan göreli tempo kaybı,2008'in ilk yarısında kendini fazlasıyla hissettirdi. Büyüme temposunda yaşadığımız kayıp, hem özel sektör ekonomisini, hemde devlet bütçesi ile kamu kesimi finansman dengesini bozdu.
Özel sektör, yüksek büyümeden düşük büyümeye (veya negatif) hızlı geçerken ciddi bir konsolidasyon yaşıyor ve ama sonuçta kendini yeni sürece adapte etmeye çalışıyor. Ama Ağustos böceği konumunda olan devlet, katı yapısından dolayı hem sürece ayak uyduramıyor hem de yetmezmiş gibi bir de özel sektöre baskı yapıyor.
Bendeniz yaşadığımız bu dönemi " akrep süreci " olarak niteliyorum. Ekonomide istikrarlı büyüme, çok keyifli sinerjiler içerir ama küçülme veya göreli daha düşük büyüme süreçleri, bilhassa ayak uyduramayan devletler için her zaman ölümden de beterdir.
Mali açıdan katı olan devletler, böyle süreçlerde akrep gibi kendi kendilerini sokararak öldürürler ama bunu yaparken başkalarına da zarar verirler. Şu sıralar, bizim devletin yaşadığı ve etrafına yaptığı da budur.
...Lakin, ekonomik açıdan "akrep sürecinde" iken, bir talihsizlik de "enflasyondan" dolayı yaşıyoruz. Yani, hem talepte ve büyümede düşüş yaşıyoruz, hemde bu süreçte okkalı bir enflasyon,nominal fiyatlarda artış yaşıyoruz.
Kısmen bu sürece "durgunlukta enflasyon", yani "stagflasyon" süreci diyebiliriz. Ama bizdeki enflasyon talepten kaynaklanmıyor, maliyetten kaynaklanıyor.
2008 programında resmi bir enflasyon hedefi öngörülmedi ama bütçede öngörülen enflasyon hedefi % 5 idi. Paranın sahibinin 2008 enflasyon hedefi % 4,5 idi, şimdilerde ise revize ederek % 9,3'e çıkardılar.
Bizde, büyüme ve bütçe hedefleri haliyle zımni olarak % 5' e göre kurgulanmıştı, lakin daha 4.ayın sonunda enflasyon % 6,3'e ulaştı. Zaten tek başına Nisan enflasyonu % 2,4 çıktı. Nisan 2007-Nisan 2008 döneminde toplam enflasyon % 11,6 oldu.
Üstelik bu kez yaşadığımız enflasyonun çok önemli bir kısmı global sorunlardan(ekonomik,finansal,küresel ısınma..vb sorunlar) kaynaklanıyor ve bundan dolayı Kuzey Kıbrıs'ta kayda değer bir "maliyet enflasyonu " baskısı oluştu.
Ne yazık,artık sadece paradan ithal ettiğimizi değil, ya da kamu maliyesi açıklarını kapatmak için yapılan fiyat veya vergi ayarlamalarından kaynaklanan artışları değil; global sorunlardan ötürü, "gıda ve enerji fiyatlarındaki nominal artışları " da büyük ölçüde enflasyonda veri kabul etmek zorunda kalacağımız bir sürece girdik.Benzer baskıyı önemli ithal emtia piyasalarında da yaşıyoruz.Demir,bakır,çimento..vs...
Belki gözlerden kaçtı ama bu anlattığım global şokların ilk etkilerini,2008'in ilk 4 ayında enflasyon sepetimizdeki " konut, su, elektrik, gaz ve yakıt " alt kaleminde ortalama % 13,8 nominal fiyat artışı ile yaşadık.
Mutlaka,enerji politikalarında yapacağımız reformlarla,atacağımız radikal adımlarla(özelleştirme,deregülasyon,enerji düzenleyici üst kurulu,alternatif enerji..vb) bu konulardaki bulaşıcı etkinin bize yansımasını kısmen minimize etmeliyiz.Zaten,enerji sektöründeki liberalizasyon politikalarında çok geç kaldık.
Bilahare, bu dönemde "tarım, yaş-sebze ve meyve sektöründe" maksimum liberalizasyon politikalarını devreye koymalıyız. Belki, bu sektörlerden gelecek global baskıyı bir miktar hafifletebiliriz. Mümkün olduğunca, önümüzdeki süreçte bu alanlarda korumacı politikalardan vazgeçmeliyiz.
Bu global konjonktürde, bilhassa "gıda, tarım, endüstriyel tarım.. vs" alanlarında, yerli üretimi ve üreticileri korumanın maliyeti ile ekonomide tüketicileri koruma ve enflasyonun bütçeye olan maliyetlerini, ekonomik akılla ve fayda-maliyet analizleriyle yeniden gözden geçirmek zorundayız.
Bana öyle geliyor ki, bu alanlarda ekonomik aklın dışında, birbirini besleyen bir sarmal içinde yuvarlanıyoruz. Yani, dengeyi ve önceliği yanlış tarafa veriyoruz. Tüketiciler esas öncelikli olmalıdır.
...Sonuçta, böyle görünüyor ki, bu yıl enflasyon KKTC'de % 15'i aşacak. Yani, bütçede zımni olarak hedeflenenin neredeyse 3 katı üzerinde gerçekleşecek. Bu da bilhassa, " hayat pahalılığı artışları için uyguladığımız geriden besleme yöntemi, eshel-mobile" ile bütçede öngörülen toplam personel harcamalarını minumum % 10 civarı artıracaktır.
Bütçede öngörülen toplam 865 milyon YTL'lik personel harcamasının yıl sonu itibarıyla toplamda " 85-100 milyon YTL" artması gündeme gelecektir. Ayni şekilde, kuraklığın getireceği ilave maliyetler de bütçeye ilave yük getirecektir.
Ötesinde zaten bu yıl düşük büyüme ile beklenen yerel gelir artışı da ortaya çıkmayacaktır. Zaten, yıla bütçede "155 milyon YTL açıkla" başlamıştık biliyorsunuz. Buna bir de global krizin yansımalarını, enflasyonun talep ve büyüme üzerindeki negatif etkisini de koyarsanız, bu yıl bütçede ve kamu kesimi finansman dengesinde hasar oldukça büyük olacaktır.
Anlayacağınız Başbakan ve ekibi Ankara'ya boşuna ziyaretler yapmıyor... Ama ziyaretlerin ötesinde içerde de yapmamız gereken çok şey var.
|