|
Hani 'Komşusu aç iken tok yatan bizden değil'di, 'Komşu komşunun külüne muhtaç'tı, 'Ev alma komşu al'dı, 'Komşusunun kendisinden razı olmadığı kişi hakiki manada iman etmiş olmaz'dı, 'İslâm ahlâkı komşuluk hukukunu gözetmeyen için geçerli değil'di... Bu değerler, yeni hayatla birlikte adeta buharlaşıverdi.
Buharlaşan sadece bu olsa. Komşu kavramı da gündelik sözlüğümüzden sessizce çekiliverdi.
Bu sessizliğin hayra alamet olmadığı kesin.
Komşu, anne, baba, teyze, eş, kardeş, çocuk, hala, dayı, amca, din kardeşi, mümin yoldaşı, yol arkadaşı gibi bir şey(di) aslında.
Adına dünya denilen ve bir gölgelikte birkaç saat konaklamaktan ibaret olan, bir oyun bir oyalanma biçiminde nitelenen bu iki günlük yaşamda, var oluşun ağır baskısının bir ölçüde paylaşıldığı komşuluk serinliği yok artık.
Komşuda pişer bize de düşer sözü de nisyana gömüldü, yani hatırdan çıkarıldı.
Dertler, acılar ve neşeler, komşularla birlikte hafifler ve büyürdü.
Şimdilerde, modern zamanlarda bu ilişkiler ağı yerini bambaşka bir şeye terk etti.
Bunu adlandırmak çok güç.
Güç olduğu kadar, yeniden sıcak, samimi, ihlaslı hasbi bir komşuluk ağı kurmanın, komşuluk huzuru gerçekleştirmenin hayırlı komşu sahibi olmanın, komşuluk borcunu eda etmenin, bu hukuku gözetmenin ve yaşatmanın, böylece hakiki bir insanlık durumuna bu geçici dünyada tanıklık etmenin de nerdeyse imkânsızlaştığı bir süreçten geçiyoruz.
Buna rağmen umutlarımızı yitirmenin bir anlamı yok.
Cenaze olduğunda yine koşalım, düğüne katılıp sevinçleri paylaşalım, zekat, sadaka vb. infaklarımızla-yardımlarımızla güç durumda olan komşularımıza yardım edelim.
Kimsesizlere, çaresizlere, dul ve yetimlere, açlara, biilaçlara, yaşlılara ve hastalara koşalım.
Bunu gerçekleştirmenin yegane yolu ise, 'komşusu aç iken tok yatan bizden değildir' nidasıdır.
Bu çağrı yüreğimizin en gizli köşelerini titrettikçe umut var demektir.
Komşunun kendisinden emin ve razı olmadığı bir insanın asla gerçek anlamda iman olamayacağını düşünelim.
Komşu komşunun koruna-ateşine- muhtaçtır.
İçimizdeki komşuluk ateşini yeniden yakmak için de...
|