|
KTÖS'ün yaptığı araştırma sonuçları ile ilgili yazı hakkında, dün, günboyu telefon görüşmeleri yaptım.
Birçok elektronik posta aldım.
Genele baktığımızda, "her geçen gün eriyoruz, azınlığa düşüyoruz ve değerlerimizi, kültürümüzü kaybediyoruz" görüşü hakim, bu sohbetlere.
Çünkü, yıllarca, kültürü yok sayılmış, Türkleştirilme politikası ile yönetilen bir toplumun bireyleriyiz, biz.
O yüzden hassasiyetlerimiz, rakamların çok ötesinde.
Telafuz edilen rakamlar, sadece bir simge olarak hatırlatıyor, acı gerçekleri.
Dün, Başbakan ile de uzun bir telefon görüşmesi yaptık.
Sohbetin ana fikri, rakamlar!
Başbakan, 2008 verilerine göre, KKTC kökenli ilkokul öğrencilerinin, %57.31, orta eğitim öğrencilerinin de %60 oranında olduğunu belirtiyor.
Daha detaylı rakamlar, sanırım bugün bir basın açıklaması ile kamuoyuyla paylaşılacak.
Başbakan, tam da görüşme sürecinde, kapatılan bir tartışmayı tekrar körükleyen, art niyetli bir yaklaşım olarak değerlendiriyor, KTÖS'ün rakamlarını.
Ve kesinlikle gerçeği yansıtmadığını söylüyor.
Aynı şekilde, KTOEÖS'nın rakamlarında da yanlışlıklar olduğunu söylüyor.
Bu konu, bir süre daha tartışılacak, belli ki.
Ve umarım öyle olmaz, ama muhtemelen her iki taraf da nüfus algılaması konusunda, birbirini eleştiri bombardımanına tutacak, yine.
Oysa, konuyu acilen Kıbrıslı Türkiyeli kısır döngüsünden çıkarıp, ortada duran mevcut sorunlarımıza odaklanmamız gerekiyor.
Başbakan, basın toplantısında kullanılan üslubun kabul edilebilecek bir üslup olmadığını ve ayrımcılığın, bir ilkokul çocuğu üzerinden yapılmasının da çirkin olduğunu söylüyor.
Ve görüşme süreçlerini, geçmiş dönemde farklı şekillerde torpilleyenlerin aksine, bugün, sol bir dille kritik bir eşikte, farklı sorgulamalarla, bu sürece zarar verildiğini ekliyor.
Herşey bir tarafa, bu ülkede önemli bir nüfus sorunu var.
Ve bu sorunun esas temeli bir çözümle halledilecek.
Başbakan ile sohbetimizde, mevcut durum karşısında yapılabilecekler üzerinde de konuştuk.
Farklı çalışmalardan bahsetti.
İş koluna göre farklı asgari ücret belirlenmesi, ya da özel sektörün teşvikiyle, bu sektörde KKTC vatandaşlarının çalıştırılmalarının cesaretlendirilmesi formülleri üzerinde durdu.
Bugüne kadar muhaceret alanında yapılanları anlattı.
Şüphesiz ki, yapılanlar, ya da yapılacaklar önemlidir ve mutlaka bir getirisi vardır.
O yüzden uzmanlarla birlikte ciddi ve yarını öngören sosyal ve ekonomik temelli bir çalışmanın yapılması gereklidir.
Kaçak işçi sorununun çözülmesi, aileleri ile adaya gelen işçilerin yaşadıkları ve yarattıkları problemlerin halledilmesi, suriçinde bir evde 60 kişinin yaşamasının önüne geçilmesi, adi suç oranlarının ve cezaevi rakamlarının düşürülmesi, bir yönetimin yapması gerekenlerdir.
Ama örneğin, yaşanan bütün olumsuzluklara ve şikayetlere rağmen, pasaport ile giriş uygulaması için farkı makamların politikaları belirleyici olabiliyorsa hâlâ, bu temel sorunun, ancak, bir çözüm ile ortadan kalkacağı anlamına gelen, en basit örneklerimizden biridir.
İşte bunun için de çözümü destekleyen bütün unsurların, ortak bir paydada buluşması gerekiyor.
Rakamlar ve Türkiyeli-Kıbrıslı ayrımı üzerinden yapılan, ya da yapılacak kavgalar, kimseye birşey kazandırmaz.
Oldukça zorlu geçecek olan bu süreçte, çözümü ortak hedef paydasına koyup bu noktada buluşmak, herkesin sorumluluğudur.
Biz, Karadeniz ve Ege'de nelerin yetiştiğini ezberlerken, Meserya'yı tanımayan bir neslin temsilcileriyiz.
Çizgi filmin en heyecanlı yerinde yayına giren BRT'ye kızgın büyüyüp, kendi kültür araçlarını geliştirememenin acısını çok sonra tadan bir nesil, bizimkisi.
Tarihi, "barbar Rumların katlettikleri" ve kanlı banyo fotoğraflarının travmasında ezber yapan çocuklarız, biz.
Mevcut değer ve kültürüne dair yazılı çok az kaynağı olan, kendi sanatçılarını hiç tanımadan büyüyen çocuklar var, bu topraklarda.
O yüzden, resmi kültürü bu kadar kayıpken, sokaktaki alışkanlıkları da radikal şekilde değişen toplumlar, hep acı çeker.
Ve bu acı, kullanılan dili de tartışmanın şeklini de amaçtan çıkarabilir.
İşte o yüzden, kendi kültürümüzü öğrenip, öğretip, çoğaltmak yolunda, herkesin öncelikli katkı sağlaması gerekiyor.
Dün, Dünya Çocuk İşçiliği ile Mücadele Günü'ydü.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sonay Adem, ülkede çocuk işçiliği konusunda artış yaşandığını açıkladı.
Bu sırada, Uluslararası Çalışma Örgütü, dünya genelinde çocuk işçiliğin azalma trendine girdiğini duyuruyordu.
2000 yılında, 245 milyon çocuk işçi varken, 2004 yılında 65 milyon kişilik azalma kaydedilmiş.
Bir sonraki araştırma, 2010 yılında yapılacak.
Sokaklarda, eli yüzü kirli mendil satan, kaldırımda elinde tartı, para dilenen, okul saati bir kuaför yanında saç yıkayan ve çok daha ağır işlerde çalışan ne kadar çok çocuk var, bu ülkede.
Bu çocukların nerden geldiklerini, kimler olduklarını biliyoruz.
Ama şu bir gerçek ki, daha iyi yaşam koşullarına birlikte ulaşacağız ve ancak birleştiğimiz ortak paydalar bu koşullara bizi taşıyacak.
|