|
Sendikalarla hükümet arasındaki eşel- mobil kavgası iç politikada bir dönüm noktasıdır.
Dünya görüşü birbirinden farklı sendikaları bir araya getiren ve 33 örgütü genel grev noktasında kararlılığa sürükleyen son gelişmeler, maalesef hükümetin, özellikle CTP'nin ortaya koyduğu gerekçeleri, anlamsızlaştırıyor.
CTP kanadı, Türkiye'den para dilenme noktasına konuyu taşırken, hükümete güvenmeyen sendikalar, bütçe planlaması konusunda başarısızlık yaşayan hükümetin, eşel- mobil konusunda gösterdiği "gözü karalığı" diğer haklar ve 13. maaş konusunda da göstereceğini düşünüyor.
KDV iadelerini ödeme konusunda sıkıntı yaşayan hükümet, KDV iadelerini, "fiş alımı artık benimsendi" diyerek kaldırdı, sonra da fiş alımını özendirmek için piyango tipi garip bir uygulama yaratmaya çalıştı.
Ne var ki, son ödenecek KDV iadeleri de ancak aylar sonra ödenebildi.
Sadece KDV konusunda yaşanan bu traji komik örnek bile, hükümetin bütçe planlaması yapıp, akılcıl ekonomi politikaları üretme konusunda, ciddi bir başarısızlık sergilediğini gösteriyor.
Bu tespit, ekonomi alanında mesai harcayan birçok değerli ekonomi uzmanına da ait aynı zamanda.
Örneğin, KIBRIS Gazetesi Ekonomi Yazarı Necdet Ergün, Dome Otel konusunda yaşananları değerlendirdiği, 19 Mayıs tarihli "Yanlışın Daniskası (Dome Hotel) başlıklı yazısında, bakın nelerin altını çiziyor;
"...Peki, o vakit bu kamu malını (hani hepimizin malı olan) ihalesiz ve adaletsiz, belki de karşılıksız veya yeterince karşılığı olmadan devretmekle, birilerine servet aktarımı yapmış olmuyor muyuz?..."
"...Bir kere, işletmeciliğini ihaleyle en iyi teklifi veren yerli veya yabancı bir yatırımcıya vermiş olsaydık, bu kısmi özelleştirme ile ortaya müthiş ekonomik sinerjiler çıkacaktı..."
"...Muhtemelen, ya gelir ortaklığı ile ya da önceden kira ve devir hakkı gereği, devlet (Vakıflar) önemli bir gelir elde edecekti. Bilahare, oteli alan işletmeci yatırım yapacaktı. Ötesinde, alan yabancı veya yerli, ekonomik akıl gereği oteli en iyi kapasitede çalıştıracaktı.
Bütün bunları bir yabancı yatırımcı yapsaydı, ekonomik etkisi-sinerjisi çok daha fazla olacaktı. Ülkeye hem sıcak yabancı sermaye girişi olacaktı hem de getireceği know-how ve uluslararası bağlantılar, pazar ve ilişkiler de cabası olacaktı.Peki şimdi ne yapıldı?..
Nasıl bir gelir veya kira ile devredildiğini bilmiyoruz, muhtemelen de -varsa- komik bir rakamdır. Ötesinde, işletmeciliğini alanların cebinde beş kuruş yok, hangi sermaye ile ne kadar yatırım yapacaklar? Hangi know-how ve bağlantısı ile oteli işletecekler? Bu iş ne otelde çalışmaya benzer, ne de hariçten gazel okumak olan sendikacılığa benzer..."
Akılcı ekonomi politikaları yaratma ve vaat ettiği reformları hayata geçirme konusunda başarısızlık yaşayan hükümet, günün sonunda ne sendikalara, ne de ticaret çevrelerine yaranabildi.
Daha da ötesi, ciddi bir güvensizlik yarattı.
Atılan geri adımlar ve gerekçesi ile sonucu birbirini tutmayan icraatlar, ne olacağını kestiremeyen bir imaj yapıştırdı, hükümetin omzuna.
Ve hükümet denilirken de en fazla CTP denilmek istendi.
Şüphesiz ki, yaşanan bu olumsuz ortamın ana mimarı olarak adlandırılan CTP, olası bir seçimde de bunun faturasını ödeyebilir. Ancak bu fatura, bir siyasi partiye mi kesilecek, yoksa başlamaya çalışan bir süreç de bundan nasibini alacak, belki bunu da sorgulamak gerekiyor.
CTP kanadı, "bu dönem kritik bir dönem çözümü düşünüp destek vermeli ve birlikte olmalıyız" argümanını sık olarak kullanıyor. Ancak bir dönem, çözüm sürecini birlikte ateşleyen sivil toplum örgütleri ile CTP, iç politikada yırttığı defterleri, çözüm sürecinde bile yapıştıramıyor.
Sonuçta her şey birbirine bağlı. Çözüm için sivil desteğe ve siyasi iradeye birlikte ihtiyaç var.
Ama eşel mobil kavgası daha devam edecek gibi görünüyor.
Muhalefet partilerinin yapamadığını, bu dönemde CTP kendi kendine yaparak, hükümeti sallatma aşamasına zaten geldi. Şimdi bu kriz ortamından çıkmak için herhalde planları vardır.
|