|
Bir süredir en önemli kavga konularının başında gelen Sağlık Reformu konusu, geçtiğimiz gün komiteden meclise gönderilen yasa tasarısı ile yeniden gündeme geldi.
Hükümetin en iddialı hedeflerinden biri olan sağlık reformu kapsamında, bu reformu besleyecek 3 ana bacaktan bir olan Kamu Sağlık Çalışanları Yasa Tasarısı artık mecliste.
Ne var ki, reform için sürekli son tarihler verilmesine rağmen, gerekli yasalar öngörülen zamanlarda yine hayata geçemiyor.
Komiteden geçip, meclise havale edilen yasa tasarısı da ihtiyaç ve hedefler çizgisinden uzak.
Bundan sonra eğer meclisten geçerse, hedef, Döner Sermaye Yasası ile Genel Sağlık Sigortası yasalarının hayata geçmesi.
Ancak özellikle Genel Sağlık Sigortası Yasası ile ilgili biraz daha uzak bir tarih veriliyor.
En son, 2008 başında yasaları ile hayata geçecek reform, bu kez de 2009 başına havale edilerek, tamamlamanın, 2010'a kayacağı açıklanıyor.
Ancak özellikle Genel Sağlık Sigortası Yasası ile ilgili biraz daha uzak bir tarih veriliyor.
Oysa bu yasaların hep birlikte bir bütünsellik içinde geçmesi gerektiği dile getiriliyordu. Şimdi, meclise havale edilen tasarı yasalaştığında, devlet hastanesinde çalışan hekimlerin aynı zamanda özelde de çalışmalarının yasal bir zemine kavuşacağı eleştirisi var gündemde.
Zaten başından beri, reform tartışmaları maalesef, çalışma saati ve şekli kıskacına takılıp kaldı.
Sağlık sistemleri ve hizmet konusundaki modeller, hasta hakları neredeyse hiç tartışılmadı.
Çünkü, ne yazık ki, kamu hassasiyeti odaklı bir yapı içinde Sağlık reformu da doktorların kendi arasında kavga verdiği bir mesai düzenlemesi edasında tartışıldı.
Hasta ve hastanın ihtiyaçları neredeye hiç konuşulmadı.
Oysa sağlık, doktor ve hasta ile bir bütün.
Şimdi hedefler arasında açıklanan hasta hakları yasası ile bu yapılanmanın hasta bacağı konusunda da düzenlemeler yapılacağı söylense de adına reform dediğimiz bu yeni sistemin sağlıklı bir bütünsellik içinde hayata geçmesi oldukça zor görünüyor.
Zaten takvim de en son noktaya çekilmiş durumda.
Her şey yolunda giderse, 2010'un Şubat ayında genel seçim var.
Yeni seçim hazırlıkları, yeni hükümetler ve bakanlar olacak bundan sonra gündemde.
Hatırlayacaksınız!
Geçtiğimiz yıl içinde, reform konusunda hedefine ulaşamayan Kıbrıs Türk Tabibleri Birliği yönetimi istifa etmişti.
İstifanın hemen ardından ise, yönetim kurulunda yer alan bir isim olan yeni genel başkan ile yola devam etti, birlik.
Amaç, sağlıkta çok acil olan reforma dikkat çekip, zorlamak, aynı zamanda YDU'de açılan Diş Hekimliği ve Eczacılık Fakülteleri yanında, açılacak olan, Tıp Fakültesi rahatsızlığına da dikkat çekmekti.
Tepkiler dikkate alınmadı.
Uzun bir süre bu konuda rahatsızlıklarını dile getiren birçok sivil toplum örgütünün ortaya koyduğu dikkat çekici eleştiriye rağmen fakülteler açıldı.
Önümüzdeki günlerde de Tıp Fakültesi'nin resmen açılışı yapılacak.
Yani sağlık alanında en önemli örgütlerin başında gelen Tabibler Birliği yönetiminin şimdi daha büyük suskunlukla takip ettiği gündemde bir değişiklik yok.
Hükümet sıkça eleştiriliyor.
Özellikle sağlık reformu konusunda da gereken adımları içini doldurup zamanında atamayan yönetim eleştiriliyor.
Ama sivil toplum örgütleri de üzerlerine düşen misyonu, sağlıklı bir şekilde yerine getirebiliyor mu, belki bugün bunu da sorgulamak gerekiyor.
Sağlık alanında ciddi ve acil reformlara ihtiyacımız var.
Bunun için de önemli bir çabaya ve yaratılacak baskıya.
Sanırım bu kez bu baskının etkin şekilde yaratılması da sağlanamadı.
|