|
Ve İstanbul'dayız.
Kemoterapi sonrası ilk kontrolleri yapmaya hazırlanıyoruz.
Üzerine en fazla tat yaratılan bu şehrin hızını, ben yine sabırla reddediyorum.
Öyle bir şehir ki İstanbul, sanatıyla, tarihiyle, mimarisiyle, kendi kimliğini kendi dilini kullanıyor.
İstanbul, her şarkıda, ya da, her şiirde kadındır.
Belki biraz hafif meşrep.
Belki biraz dik başlı.
Ama kesinlikle, karşı konulmaz bir kadındır, her sanatta İstanbul.
Saçlarını Yeditepe üzerinden savuran ve en fazla gerdanı öpülmek istenen, beyaz bir kadın.
İstanbul ile aramızda özel bir aşk yok. Ama bu temmuz sıcağında, bu kez İstanbul, maskesiz bir özgürlük benim için. O bana daha itinalı, ben daha sevecen yaklaşıyorum.
Ama yine de her şiirde her şarkıda kadındır ya İstanbul, bana nedense erkek geliyor biraz. Çok sevilip, sevgisiz kalmış, çok aldatıp aşksız yaşamış, kalabalık içinde en yalnız bir erkektir, biraz da İstanbul.
Yalnızlık biraz belki kadın olduğundan, ya da en fazla kadının diline yakıştırıldığından olsa gerek, yalnızlıkla başa çıkabilmiş, vakur bir kadın olarak anılır, bu şehir.
Ve bütün şehirler biraz yalnız olduğundan, hep kadın kalırlar.
Ya da kim bilir, kadın sanılırlar.
Aşklar gelip geçer şehirlerin kaldırımlarından.
Ve sevgililer.
Kendini bile unutmuş kadınlar ve erkekler.
Çocuklar büyür sokaklarında.
Çocukluklar hep hatıra kalır.
Ve yıllar gelip geçer.
İnsanları alıp götürür, alışkanlıkları ve aşkları yeniden yazar.
Her yüzyıl boyunca kökten yaşanan bütün o değişikliklerle birlikte, yeni gelene biraz yabancı, eski gidenden de biraz yalnız kalır şehirler.
Kim bilir, belki de Araf'ta sıkışıp kalmış yalnızlığına tutkun bir erkektir, gerçekten İstanbul. Ve erkekler utandığından yalnızlık itirafından, kabul etmiştir adına yazılmış, bütün sırtı açık, dişi şiirlerini, bu şehir.
Havaalanına ilk adımımızı attığımız andan itibaren, yürürlükteki yeni sigara yasağı karşılıyor, bizi.
Her köşe başı, bir kalabalık duman kümesi olan şehir, dumansız, bu kez.
Yasak alanda sigara içmek, 62 YTL cezaya mal oluyor.
Restoranlar, kafeler, ve kapalı bütün alanlar, bu yasağa dahil. Sadece kahvehanelerde içilebiliyor, şimdilik sigara.
Üstelik, yeni yasaya göre, taksiler de bu yasağa dahil.
Alandan bizi alan taksiciyle sohbet ediyoruz.
Tiryaki bir şoför için, en zor meslek halini alıyor birden bire taksicilik.
Takside sigara içmek, 62 YTL.
İçilmesine izin vermek, 5000. "Sigara içilmez" levhasını asmamak ise, 1000 YTL gibi oldukça ağır bir para cezası anlamına geliyor.
Sigara içme özgürlüğü değil, içmeyenin nefes alma özgürlüğü, bu sefer gerçekten çalışıyor gibi, İstanbul'da.
İlginçtir, Türkiye'de sigara yasağı uygulanmaya başladığı andan itibaren, yasağın otomatik olarak Kuzey Kıbrıs'ta da uygulanıyor olabileceği düşüncesi doğdu, birçok yerli, ya da yabancı turistin kafasında.
Girne'de, limana yakın bir hediyelik eşya dükkanı olan bir arkadaş, birçok kişinin daha sormadan, dükkandan uzakta yaktığını anlatıyor, sigarasını.
Ama yazık ki, bu kez, Türkiye'nin hemen arkasından gitmekte gecikiyoruz, biraz.
Türkiye'den çok önce hazırlanan yasa, üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen, hala uygulanır kılınıp, hayata geçirilemedi.
Bırakın yasanın hayata geçip, ağır yaptırımlar uygulanmasını, okul ya da hastane gibi özel mekanlarda bile engellenemedi, sigara içilmesi.
Bu temmuz sıcağında, İstanbul dumansız bu kez.
Ve benim için maskesiz!
Beyoğlu'ndan Fransız sokağına doğru yürürken, şehri düşünüyorum. Hemen yol üstündeki sahafta, tozlu plakları karıştırırken, eski filmlerin afişleri bulaşıyor ellerime.
Eski posterler.
Marlinler, Elvisler ve Doris Day'ler.
Ve eski tahta oyuncaklar.
Vakit öğleye yaklaşırken, bir tekir kedi atıyor kendini eski kartpostalların arasına. Ben fotoğrafını çekiyorum, O hiç duymuyor bile, derin uykuda.
Bir tarafta eski kitap kokusu, bir tarafa; bir zamanlar kartpostal da gönderildiğini hatırlıyorum birden.
Ve İstanbul, bu temmuz sıcağında, bana yalnız bir erkeği hatırlatıyor, yine.
Çok sevilip sevgisiz kalmış çok aldatıp aşksız yaşamış, yalnız bir erkek, bu temmuz İstanbul.
|