|
Liderlerin 3 Eylül'de başlatacakları kapsamlı müzakereler için geri sayım başladı.
Bu süreçte de özellikle referandum sonrasında toplum içinde değiştiği belirlenen eğilimler daha fazla tartışılıyor.
KADEM'in yaptığı son anketler, ortaya koyuyor ki, bugün Annan Planı temelinde bir çözüm referanduma götürülse, %67 oranında "hayır" sonucu ortaya çıkar.
2004'de %65 olarak "evet" olan bu oran, bugün dramatik bir değişim içinde.
2004'de "hayır" oyu kullanmış kesim, büyük bir sadakatle bu pozisyonunu korurken, "evet" sadakati, sadece %39.5'de kalıyor ve "hayır"laşıyor.
Mutlaka bir çözüm sürecine girildiğinde bu tutumlarda liderlerin de çizecekleri tablo ışığında değişimler yaşanacaktır. En azından Muharrem Faiz, yıllardır toplumları inceleyen bir toplumbilimci olarak, süreç içinde liderlerin sağlayacağı bilgi ve destekle, referandumda çözüme onay çıkacağı görüşünde.
Ancak burada çözüm destekçisi siyasi parti ve sivil toplum örgütlerine de çok önemli bir misyon düşüyor.
Ama sol partilerin de çözüm inançları, yazık ki, o kadar güçlü değil.
Haziran-Temmuz döneminde, UBP için yapılan ankette, çözüme olan inanç sorgulanmış.
CTP, %65 oranında çözüm olacağına inanmıyor.
TDP ise %53.4 oranında inançsızlık belirtiyor.
Özellikle inançsızlık oranları UBP ile bu kadar yakın (%76.7) olan CTP'nin, kendi genel başkanını, cumhurbaşkanlığı koltuğuna taşırken ve her zaman birlikte çözüm yapabilecekleri düşünülen AKEL iktidardayken, bu inançsızlığı derinlikli bir şekilde değerlendirmesi gerekiyor.
Bu süreçte özellikle CTP ve TDP'ye çözümün gerekliliğini anlatmak ve çözüm adına yeni bir barışçı dil kurabilmek gibi çok önemli kritik misyonlar düşerken, bu inançsızlıkla bu misyon nasıl yerine getirilecek?
Bu partiler, kendi tabanlarını inanç konusunda motive edemezken, toplum geneli üzerinde nasıl bir çözüm dinamiği yaratacaklar?
Bütün bunlar oldukça önemli ve mutlaka çözüm destekçileri tarafından, üzerinde durulması gereken noktalardır.
Bugün bir seçim olsa, sandığa giderim diyenlerin oranı %81.
Ancak CTP ve TDP içinde bu oran %73'lere düşüyor.
Belli ki, sol partilere karşı olan güvensizlik, hem iç politikanın, hem de çözüm eğilimlerinin belirlediği bir unsur. Referandum sonrasında değişen hava, seçmeni sağa doğru kaydırıyor.
Üstelik, sol partiler bu kayışı seyrederken, kendi tabanlarını dahi toparlamakta sıkıntı yaşıyor.
Bugün artık çok geç olmadan, çözümün gerekliliklerini mutlaka tekrar hatırlayıp, karşı tarafı düşmanlaştıran dilden bir an önce vazgeçilmeli.
Sendikalar ve sivil toplum örgütleri ile CTP arasında kıran kırana devam eden kavga da bu süreçte çözümü vurgulamak konusunda sıkıntı yaratmamalıdır.
Özellikle toplum içinde güven yitiren sendikaların, bunu iyi değerlendirmesi ve misyonunu göz ardı etmemesi gerekiyor.
3 Eylül'ün hemen öncesinde, 1 Eylül Dünya Barış günü etkinlikleri olacak gündemde.
Bir süredir çözüm güçlerini ayıran ve herkesin barışının farklı kutlanmaya çalışıldığı bu günün, bu yıl ayrı kutlanma lüksü yoktur.
Geçen yıl ayrı kutlamaların ana gerekçesi, CTP'nin hükümet icraatlarıydı. Ancak bu yıl, belki de son şans olarak da nitelendirilen müzakereler arifesinde, ayrılığın kabul edilebilir bir yanı yoktur.
Bu ayrılığın bu süreçte mutlaka bir bedeli olur.
Çözümü destekleyen siyasi partilerin, bir an önce silkinip, tabanlarını toplaması ve müzakere sürecinde çözüm inancının yükselmesi için çabalaması gerekiyor.
Aynı misyon, şüphesiz, sivil toplumun sendikaların ve geleceği düşünen halkın da misyonudur.
Bu süreç solun çözümle halkın da gelecekle imtihanıdır.
|