|
Üniversiteler basının, her şartta pamuklara sarıp koruduğu kurumlardan.
Hele özel üniversiteler.
Devlet ya da vakıf üniversitelerinde zaman zaman yaşanan politik çekişmelere basın taraf olsa da üniversiteler genellikle sorgulanma noktasından çok uzaktırlar. O kadar ki, üniversitelerin yapısını, kalitesini tartışmaya açmak bile, neredeyse tabudur.
Çünkü üniversiteler, ülkeye gelen öğrenci sayısını katlayarak, her kesimin medahar-ı iftiharı olmuştur!
Ne yazık ki, toplum için biraz askerlik ertelemesi, biraz da nasıl olursa olsun da bir diploma sahibi olunsun yaklaşımı, ada üniversite cenneti olurken daha da arttı.
Dünya Bankası raporu, üniversitelerin devlet dairelerine giriş için diploma kaynağı olarak kullanıldığı tespitini ortaya koymuş ve giriş kriterleri ile üniversiteli sayısının standart dışı olduğunu vurgulamıştı.
Tabii ki kimse konuyu değerlendirmedi.
Bugüne kadar, temel anlayış, öğrenci sayısı üzerinden gelişti. Eğitim kalitesi biraz olsun konuşulurken bile, zemin, yine Türkiye'den gelen öğrenci sayısındaki azalma üzerineydi.
Ev kiralarından manav fiyatlarına kadar her şeyi konuştuk, ama üniversitelerin bilime olan katkısını sorgulamak aklımıza gelmedi.
Ya da aklımıza geldi ama işimize gelmedi.
Çünkü üniversitelerden istediğimiz diploma.
Daha fazla para ve daha fazla öğrenci.
İyi eğitim her zaman her toplumun ana hedeflerinden, ana övünç kaynaklarından biridir.
Eskiden iyi eğitim demek, mutlaka doktor, mühendis, belki öğretmen olmak demekti. Ya da avukat.
Yaşlılar hala kız istemeye giderken, önemli bir artı puan olduğunu anlatıyor, eskiden bu mesleklerin.
Özellikle feodal anlayışın etkisinden kurtulmakta zorlanan bizler, şimdi işte YDU Tıp fakültesi'ni de aynen bu zihniyet üzerinden değerlendiriyoruz.
Artık çocuklarımız doktor olabilecek ve biz doktor yetiştirebileceğiz!
İşte övüncümüz tam da fakir gencin, canla başla çalışıp, doktor olarak köyüne geri dönmesi senaryosu üzerinden yaşanıyor.
Ama bizim senaryo da biraz farklı.
Hastanede hademelik yapıp, yıllar sonra köyüne dönen Kemal, köylü tarafından doktor olarak karşılanınca, bu durumu bozuntuya vermez ve işe koyulur. Köyün bütün genç kızları ise ayaklarına gelen bu hayırlı kısmeti kaçırmamak için sıraya girer ve Kemal'e aşk mektubu üzerine mektup yazarlar. Kemal'in doktor olmadığı ise, ancak filmin sonunda öğrenilir, köylüler tarafından.
Film 1982 yapımı, Doktor Civanım.
Doktor da Kemal Sunal. En keyifli kara mizahlarından biri, Türk sinemasının.
Dün, YDÜ Tıp Fakültesi'nin törenle başladığı yeni eğitim yılında yapılan bütün konuşmalar, tam da bu anlayış üzerinden şekilleniyor.
Tıp Fakültesi ile ilgili çok şey yazılıp söylendi. Örgüt yönetimleri, tartışmalardan alamadıkları sonuç karşısında istifa etti.
Ortaya konulan uluslararası standartlar, toplum içindeki nifak tohumlarının sesi olarak değerlendirildi.
Ve YDÜ Tıp Fakültesi hiç konuşmadı.
Bütün bu kirterlere ya da endişelere hiç cevap vermedi.
Önemli olan sivil iradenin tepkileri değil, resmi makamların desteğiydi ve bu da yeterliydi. O yüzden kimse ne Tabipler Birliği'ni, ne Eczacılar Birliği'ni, ne de Diş Tabipleri Odası'nı dikkate almadı.
Kriterler, tıp fakülteleri için 2-4 milyon arası bir nüfus yoğunluğuna ihtiyaç olduğunu söylüyor.
Biz, 250 bin nüfusla neden bu kadar farklıyız, bu kriterlerden kimse açıklama ihtiyacı hissetmedi.
Fakülteye giren ve eğitme başlayan öğrencilerin hangi kriterlerle başladıkları ve hangi kriterlerle devam edecekleri de şeffaflaştırılmadı.
Kontenjan kriterleri ve ülke ihtiyaçları ile ilgili herhangi bir çalışma yapılıp yapılmadığı, ya da hangi sonuca göre öğrenci alındığı da açıklanmadı.
Eğitim kalitesi ve pratik yapma alanlarında yeterli deneyimi kazanıp kazanamayacağı konusunda bilimsel kriterler üzerinden endişelerini paylaşan birliklerin bu endişeleri, yine yanıtsız bırakıldı.
Ama fakülte açıldı.
Alkışlarla.
Ancak alkışlar şimdilik Kemal'i övgüyle karşılayan alkışlardan farklı değil. Açıklamalar da mektuplardan!
Ben kendi adıma, sadece, Dikmen ovasını dev bir kampusa dönüştüren idealist yönetimin, yaptığı büyük yatırım ve harcadığı paraların bir kısmını neden üniversiteyi bilimsel üretimleriyle dünya sıralamalarına yaklaştırma çabasına hiç girmediğini merak ediyorum.
|