|
Sağlıklı, uzun bir yaşam, şüphesiz ki, herkesin en büyük dileği. Hayatın kaçınılmaz bir gerçeği olan yaşlanma, bilim adamları için inanılmaz çekici ve gayrete getirici bir araştırma alanıdır. Yaşlanmanın insan vücudunu, akli kapasiteyi ve kişiliği nasıl etkilediğini araştıran bilim adamları şimdi de yaşlanmanın hücresel hatta genetik seviyede neler içerdiğini çözmeye çalışmaktadır. Hayatımız boyunca, vücudumuzda hücreler bölünür, çoğalır ve ölür. Eskiden, hücresel seviyede yaşlanma, hücre bölünmesini durduran bir 'hastalık' olarak tanımlanırken, şimdilerde, yaşlanma hücrenin 'kalite kontrolünü' etkileyen bir 'hastalık' olarak tanımlanmaktadır. Şöyle ki, yeni bir hücreyi, üretilen ve kalite kontrolünden geçen bir mal olarak düşünürsek, biz yaşlandık sonra, üretimde meydana gelen kalite kontrolünün azalması ve hataların (hatalı genlerin) çoğalması sonucunda, hücre görevini yitirmeye başlar. Dolayısıyla, hücrelerin oluşturduğu doku, dokunun oluşturduğu organ ve organlar, yani biz, tabi ki kendimize de nasıl baktığımıza bağlı olarak, 'yaşlanma' belirtileri göstermeye başlarız.
Yaşlanma üzerinde yapılan araştırmalar herkesi heyecanlandırmaktadır. Ancak, özellikle bilimde, hangi genlerin yaşlanmada nasıl rol oynadığını keşfetmenin hedeflerinden birisi de, bilim kurgu filmlerindeki gibi bize sonsuz gençliği bağışlamaktan ziyade, bu genlerin, yetişkin yaşta ortaya çıkan kanser, Alzheimer veya Huntington gibi başka hastalıklarla bağlantısı olup olmadığını da anlamaktır.
Yaşlanma başlı başına devasa bir konu. Yani yaşlanma birçok şeyi etkiler, örneğin cildimizi, kalp gibi önemli organlarımızı, akli kapasitemizi vs. Dolayısıyla, bu büyük konuyu ancak parça parça ve kendi içinde bölersek ve araştırırsak çözebiliriz. 'Başarılı yaşlanma' farklı uzmanlar ve araştırmacılar tarafından her zaman farklı farklı tanımlanmıştır. Yaşlanmayı konu alan araştırmalara en son örnek, Amerika'dan gelmiştir. Bilim adamları, 90 yaşına kadar akli kapasitenin korunmasında rol oynayan genleri keşfettiklerini açıkladılar. Bu araştırmada 'başarılı yaşlanma' en az 90 yaşına gelmiş ve akli kapasitesi etkilenmemiş durum olarak tanımlanmıştır.
Araştırmacılar, 90 yaşında veya daha yaşlı, akli kapasitesi iyi durumda olan 50'si kadın, 50'si erkek olmak üzere 100 kişiyi incelediler. Basit tarifiyle, bu 100 kişinin genetik yapısı, 18-25 yaş arası 100 gencin genetik yapısıyla, farklılık ve benzerliklerin keşfi için kıyaslandı. Araştırmada, sigara ve alkol gibi hayat tarzları da dahil edilerek, çevresel faktörlerin genetik yapıyla olası birleşimi göz önünde tutulmuştur. Yani 'başarılı yaşlılık' ta çevresel faktörlerin etkisi de dahil edilmiştir.
Araştırmanın sonuçları arasında kadınlar ve erkeklerin, keşfedilen genetik bulgular tarafından farklı şekillerde etkilendikleri gözlemlenmiştir. Gerçi, kadınların erkeklerden daha uzun yaşadığı, çoğu hastalığın kadınlar ve erkekleri farklı farklı etkilediği gibi bulgular daha önceki bazı araştırmalardan bilindiği için, bu sonuç pek de şaşırtıcı olmamıştır. Araştırmanın bir diğer sonucu da, sigara ve aşırı alkol kullanımının hem kadınlarda hem de erkeklerde 'başarılı yaşlanma' ya ne kadar çok zarar verdiği olmuştur. Tabi vurgulanması gereken önemli bir gerçek de şudur ki, bu araştırma hem türünün ilk örneğidir hem de üstünde araştırma yaptığı insan sayısı azdır. Bulguların tam olarak doğrulanması için, araştırma tekrarlanmalı ve içerdiği insan sayısı çoğaltılmalıdır. Bunun yanı sıra, bu araştırma Amerika'da yapılmıştır. Diğer ülkelerde de benzeri araştırmalar yapılırsa gerek genetik yapı farkı, gerekse hayat tarzı farkından dolayı farklı sonuçlar elde edilebilir. Dolayısıyla, sonuçları incelerken bunları da göz önünde tutmamız önemlidir.
Ancak, şüphesiz ki bu araştırmanın en çok heyecan verici yönü, yaşlanmada rol oynayan genlerin ve çevresel faktörlerin keşfiyle, yaşlılığı daha iyi anlayarak, ileride, insan ömrünün sağlıklı olarak uzatılmasıdır.
Sevgili okurlar, bir sonraki köşemizde buluşmak üzere, huzur ve sevgi dolu günler sizlerin olsun.
|