|
Fransa Cumhurbaşkanı Nikolas Sarkozy, "Türkler Avrupalı değil, bu nedenle AB içinde yerleri yok" diyor. Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing de benzeri açıklamalar yapmıştı. Dikkat edilirse, Türkiye'nin AB üyeliği konusunda Avrupalı olup olmama temelindeki itirazlar daha çok Fransa kaynaklı. Bu itirazların gerisinde çeşitli nedenler var. Fransa'nın AB vizyonu farklıdır. İşin içinde Asyalı diye gördükleri insanlara karşı önyargı ve küçük görmenin de payı olduğunu kabul etmek gerek. AB'nin genişlemesinde kriter coğrafi Avrupa kıtası mı? İsrail AB'ye üye olmak istese, bir kılıf bulunup üye yapılmayacak mı? Kıbrıs, coğrafi nedenlerle mi, yoksa dini-kültürel nedenlerle mi Avrupa coğrafyasında sayılıyor? Avrupa, Avrupalılık, AB'nin genişlemesinin kriterleri, genişlemenin nerede duracağı tartışmalı konulardır.
"Avrupalı değilsiniz" iddiaları karşısında büyük üzüntüye kapılıp Türklerin (bunu ırk anlamında değil, dil ve kültür birliği anlamında kullanıyorum) Avrupalı olduğunu kanıtlamaya çalışanlar var. Sanki Türklerin Avrupalı olduğu kanıtlanabilirse, AB yolları otomatik olarak açılacak. İş bu kadar basit değil.
Türklerin Avrupalı olduğunu savunanlar kadar buna karşı çıkanların kullanabileceği çeşitli argümanlar var. Konunun tartışılmasında hiç bir sakınca yok. Yeter ki, Avrupalı olmayı marazi bir konu haline getirmeyelim. Kimlik
konusu önemli bir konu. İnsanların ve halkların kendilerini nasıl tanımladıkları çok önemli. Avrupalı-Asyalı ikilemi sadece Türklerin karşı karşıya olduğu bir ikilem değil. Ruslar da aynı sorunla boğuşuyor. Önemli olan konuya
soğukkanlı ve mümkün olduğunca bilimsel yaklaşabilmek.
"Türkler Avrupalı mı, değil mi" tartışmasında Avrupalıların konuya Türkler gibi bakması mümkün değil. Onlar konuyu kendi tarihsel süreçleri, deneyimleri çerçevesinde ele alıyor. Avrupalılar için önce Arap İslam medeniyeti, sonra da Osmanlı İmparatorluğu hep "öteki" olmuştur. Hristiyan Avrupa, kendi kimliğini yaklaşık bin yıl "öteki" ile mücadele içinde oluşturmuştur. Önce Arapların İspanya'da ilerlemesi, sonra Osmanlı'nın Viyana önlerine gelmesi, Avrupa için yaşamsal tehlike oluşturmuştu. Bu dönemde Avrupa, "ötekine" korku ve saygı ile bakıyordu. Karşısında kendinden üstün bir güç olduğunu biliyordu. Amaç, "ötekini" Avrupa'dan çıkarmaktı. Önce İspanya geri alındı. Geriye Osmanlı İmparatorluğu'nu geri itmek kalmıştı. 1699 Karlofça Anlaşması'ndan sonra Avrupa'nın kendine güveni arttı. Avrupa yükselişte, Osmanlı gerilemedeydi. O artık "hasta adamdı". 1912-13 Balkan savaşları ile amaca ulaşıldı. Sevr Anlaşması son darbe olacaktı. Hayata geçiremediler. Türklerin Avrupalı olduğunu kanıtlamak için "Osmanlı İmparatorluğu'nun büyük kısmı Avrupa'daydı" argümanını sık sık kullanırız. Ancak, Avrupalıların konuya bakışı böyle değil.
Avrupalılar, giderek dünyanın birçok bölgesini sömürgeleri haline getirdiler. Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra Ortadoğu tamamen onların denetimine geçti. Bin yıl mücadele ettikleri "öteki" artık kontrollerindeydi. Tek istisna, Türkiye'de Mustafa Kemal önderliğinde verilen mücadele sonucu Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulması oldu.
Avrupa'nın Asya ve Ortadoğu ile ilgili yeni söylemi, bakışı kendi üstün gücü temelinde oluştu. Genelde Asya, özelde Ortadoğu geri kalmış insanların yaşadığı, despot rejimlerin hakim olduğu ve Avrupalılar tarafından "aydınlatılması" gereken bir bölge; Batı kültürü en üstün kültür, Ortadoğu, Asya kültürleri geri kalmış kültürler olarak görüldü. Edward Said'in bu konuda yazdıklarını tekrarlamaya gerek yok.
Osmanlı Tanzimat'la, Atatürk başlattığı devrimlerle Türkiye'nin yüzünü Avrupa'ya çevirdi. Çağdaşlaşma, modernleşme hedefinde kıstas Avrupa ve Batı oldu. Dünyanın en gelişmiş bölgesi Avrupa değil, Asya olsaydı eminim Türkiye'nin yüzü Asya'ya dönecekti. Türkler, köken itibarıyla Asyalıdırlar. Orta Asya'dan gelip Anadolu'ya yerleştiler. Tanzimat ve Atatürk Türkiye'si ile yüzlerini Avrupa'ya çevirdiler. Bunun nedeni "çağdaş medeniyetler seviyesine yükselme" hedefidir. Türkler hem Asyalı, hem de Avrupalıdır. Asyalı olmanın, Ortadoğulu olmanın utanılacak bir yanı yoktur. Ortadoğu, medeniyetlerin beşiğidir. Avrupa karanlıktayken Ortadoğu insan medeniyetinin en önemli adımlarını attı. Çin büyük bir medeniyetti. Avrupa'nın son beş yüz yılda elde ettiği başarıları inkar edemeyiz. Ancak, insanlık tarihi son beş yüz yıldan ibaret değildir. Avrupa'nın üstünlüğü kalıcı değildir. Üstünlük hiç bir zaman kalıcı olmamıştır. Asya'da Çin ve Hindistan'ın yükselişi yeni oluşumların habercisi. Ne Avrupa karşıtlığına, ne de Avrupa karşısında ezikliğe gerek var.
Hem Asyalı, hem de Avrupalı olmak çok daha büyük zenginliktir. Batı'nın ve Doğu'nun en iyi yönlerini alarak çok daha başarılı olunabilir. Temel koşul çok çalışmaktır. Türkiye, gün gele AB üyesi olsa bile, Ortadoğu sisteminin, Asya'nın ve İslam dünyasının parçası olmaya devam edecek. Küreselleşme çerçevesinde dünyanın parçası olacak. Kültürümüz, zevklerimiz, geleneklerimiz Avrupa'dan farklılıklar içerecek. Tüm bunlar zenginliktir. Önemli olan insanın tarihi iyi bilmesi, kendi kimliğiyle barışık olması, Avrupa'nın, Asya'nın, tüm dünyanın başarılı yönlerine sahip çıkmasıdır.
|