|
ABD'de başkanlık seçimleri salı günü yapılacak. Herhalde çarşamba günü dünyanın en zengin ve en güçlü ülkesinin yeni başkanının kim olduğunu bileceğiz. Seçimleri kim kazanırsa kazansın, hem içte, hem de dışta çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olacak. Bu yazımda ABD başkanlık seçimlerini uluslararası ilişkiler açısından değerlendirmek istiyorum. Dünyanın ABD dışındaki ülke ve bölgeleri için ABD başkanlık seçimlerinin önemi burada yatmaktadır. Yeni başkan nasıl bir dış politika izleyecek?
Dış politika kavramını savaş, barış, güvenlik gibi dar anlamda değil, küresel ısınma, enerji, yoksulluk, salgın hastalıklar, ticaret, devlet olmayan aktörler gibi konuları da içeren daha geniş bir çerçevede ele alıyorum. Yeni ABD başkanının hem klasik dış politika konularında, hem de küresel konularda izleyeceği politikalar, dünyanın tüm ülkeleri için önemli. Demokrat Parti adayı Barack Obama ve Cumhuriyetçi Parti adayı John McCain arasında iç politika konularında olduğu gibi, dış politika konularında da farklılıklar var. Örneğin Obama'nın Irak konusuna yaklaşımı McCain'den farklı. BM gibi uluslararası örgütlerin rolü, AB ve diğer müttefiklerle ilişkiler, küresel ısınma gibi konularda da görüş farklılıkları mevcut. Ne var ki, bu farklılıkları abartmamak gerek. Dış dünyada, yeni ABD başkanının çok farklı dış politika izlemesi beklentileri geçmişte hep hayal kırıklığı ile sonuçlanmıştır. Şimdi de radikal politika değişiklikleri beklememeliyiz. Obama'nın seçimleri kazanması durumunda, görece daha farklı bir dış politika oluşabilir.
Sekiz yıl önce Başkan Bush göreve geldiği zaman dünyada durum neydi? Bir varil ham petrolün fiyatı 23 dolardı. ABD ekonomisi yüzde 3 civarında büyüme sağlıyordu. ABD'nin dış borcu 6 trilyon doların altındaydı ve federal bütçe açığı değil, bütçe fazlalığı vardı. Şimdi petrol fiyatlarının durumu malum. 150 dolara kadar yaklaştı, global ekonomik krizle 67 dolar civarında. ABD'nin dış borcu 10 triyon dolara yükseldi. Federal bütçe açığı 1 trilyona ulaşabilir. Ekonomi resesyona giriyor. Uluslararası ekonomik kriz devam ediyor. Sadece bu veriler bile yeni başkanın işinin ne kadar zor olacağını göstermeye yeter.
ABD hala dünyanın en güçlü ülkesidir. Ancak, uluslararası güçler dengesi giderek değişiyor. Yeni güçler yükseliyor. ABD artık her istediğini dünyaya dayatamaz. Diğer ülkelerle ve uluslararası kuruluşlarla işbirliğine daha fazla önem vermek zorunda. Tek taraflı politikalar (unilateralism) dönemi geride kalıyor.
Bush yönetiminin izlediği politikalar nedeniyle ABD'nin dünyadaki itibarı büyük oranda zedelendi. Başkan Clinton görevden ayrıldığında dünyada ABD'ye karşı sempati güçlüydü. 11 Eylül terörist saldırılarından sonra ABD ile güçlü bir dayanışma oluşmuştu. Bush yönetimi bunları hovardaca harcadı. Dünyada Amerikan karşıtlığı güçlendi. Yeni başkanın, bu durumu değiştirmek için çaba harcaması gerekecek.
ABD dış politikası açısından en acil sorun devam etmekte olan iki savaştır. Irak ve Afganistan'da ne olacak? Bush yönetimi Ortadoğu için iddialı Büyük Ortadoğu Projesi'ni geliştirmişti. Bu projenin başarısız olduğu ortada. Ortadoğu daha demokratik olmadı, daha istikrarsız hale geldi. İsrail-Filistin anlaşmazlığının yıl sonuna kadar çözümleneceği vaad edilmişti. Filistinliler hala vaadlerin yerine getirilmesini, iki devletli bir çözümü bekliyor. Ortadoğu, dünyanın en tehlikeli bölgelerinden biri olmaya devam ediyor. Afganistan'da askeri durumun iyi olmadığı sır değil. Artık Taliban ile müzakere söylemleri ön plana çıkıyor. İran'ın nükleer programı konusu, yeni ABD başkanının başını ağrıtacak konular arasında olacak. Bush yönetimi bu konuda başarılı olamadı.
Başkan Bush, küresel ısınma ile mücadele konusunda diğer aktörlerle işbirliği yapmamış, Kyoto Antlaşması'nı imzalamamıştı. Küresel ısınmanın olumsuz sonuçları artarak ve hızlanarak devam ediyor. ABD'nin bu konudaki tavrı çok önemli. Çin ve Hindistan gibi ülkelerin işbirliği de en az ABD'nin tavrı kadar önemli. Küresel ısınma ile mücadelede başı Avrupa Birliği (AB) çekiyor.
Küresel ısınma sorunu ve hızla artan petrol fiyatları ile bağlantılı olarak enerji ve enerji güvenliği konularının önemi son zamanlarda daha iyi anlaşıldı. Artık insanlığın fosil yakıtlara alternatif yeni enerji kaynakları bulması gerek. ABD bu konuda bilimsel ve ekonomik en geniş olanaklara sahip ülke.
Uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi için yapılan Doha müzakereleri başarısızlıkla sonuçlandı. Bu konuda yapılacak çalışmalar, dünya ekonomisinin resesyondan erken çıkmasına yardımcı olabilir. Ekonomik kriz en fazla dünyanın fakir ülkelerini etkileyecek. Bu ülkeler çeşitli sorunlarla boğuşuyor. AIDS gibi salgın hastalıklar bu sorunlar arasında. Bu ülkelerin kalınmasına yardımcı olma konusunda da ABD önemli rol oynamalıdır.
Dünyanın sorunları çok. Sorunlar listesi uzun. En güçlü ülkenin başkanı olmak, bu sorunlarla ilgilenme zorunluluğunu beraberinde getirir. Yeni ABD başkanını dış politikada çok zor görevler bekliyor.
|