|
Yarın 10 Kasım. Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünün 70. yıldönümü. Modern Türkiye'nin kurucusu Atatürk'ü, ölümünün 70. yıldönümünde saygıyla anıyoruz. 11 Kasım, Birinci Dünya Savaşı'nı sona erdiren ateşkesin 90. yıldönümü. Bu savaşta çeşitli milletlerden milyonlarca asker ve sivil öldü. Yaşanan trajediler hâlâ bizi etkiliyor. İngilizler, 11 Kasım'da, Birinci Dünya Savaşı'nda kaybettikleri insanları anmak için göğüslerine savaş meydanlarında biten gelincik çiçeklerini sembolize eden yapma gelincik çiçeği takarlar. Birinci Dünya Savaşı'nda Yemen çöllerinden Sarıkamış'a, Çanakkale'ye kadar uzanan geniş bir coğrafyada yüz binlerce Osmanlı askeri şehit düştü. Birinci Dünya Savaşı ile Atatürk arasında yakın bağlantı var. Bu nedenle, bu iki önemli yıldönümüne kısaca göz atmakta yarar var.
Bildiğimiz şekli ile ulus devletlerden oluşan modern dünya, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra oluştu. Bu savaşın sonunda üç büyük imparatorluk (Avusturya-Macaristan, Osmanlı, Rus imparatorlukları) çöktü. Britanya ve Fransa imparatorlukları İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra çöktü ama gerçek çöküşleri Birinci Dünya Savaşı ile başlar. Bu savaşın neden olduğu zayıflıkları hiç atlatamadılar. Onların çöküşünü getiren İkinci Dünya Savaşı'nın kökleri de Birinci Dünya Savaşı'nda yatar. ABD'nin büyük güç olarak dünya sahnesine çıkması yine Birinci Dünya Savaşı ile bağlantılı. Avrupalılar iki dünya savaşı ile kendi kendilerini mahvederken, bundan en çok yararlanan ABD oldu. 20. yüzyıla damgasını vuran Soğuk Savaş'ta, ABD'nin rakibi Sovyetler Birliği de Birinci Dünya Savaşı'nın ürünüydü. Bu savaş olmasa, herhalde Bolşevikler 1917 Ekim Devrimi'ni yapamazdı. Tarih çok farklı bir mecra izleyebilirdi. Bugünkü Ortadoğu ve sorunları, Birinci Dünya Savaşı'nın ürünüdür. Osmanlı topraklarına el koyan İngilizler ve Fransızlar, Ortadoğu'nun haritasını çizdiler. Irak'ın sınırlarını Gertrude Bell isimli İngiliz kadın, Ürdün'ün sınırlarını Churchill çizdi. Halen devam eden İsrail-Filistin anlaşmazlığının kökleri, İngiltere'nin 1917 Balfour Deklarasyonu, gizli Sykes-Picot anlaşmaları ve İngilizlerin 1920-1948 Filistin Mandası döneminde izlediği politikalarda aranmalıdır.
Birinci Dünya Savaşı, 19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa'da güçlenen Marksist partilerin savunduğu işçilerin kardeşliği (enternasyonalizm) fikrinin de mezarı olmuştur. Enternasyonalizm fikri, Birinci Dünya Savaşı cephelerinde birbirini öldüren işçilerle gömüldü. Bolşevik Devrimi ve Üçüncü Enternasyonal'in kurulması durumu değiştirmedi. 20. yüzyıla damgasını vuran milliyetçilik ve ulus devlet oldu.
Birinci Dünya Savaşı konusunda çok mürekkep harcandı. Bu konudaki araştırmalar devam ediyor; arka arkaya yeni kitaplar yayımlanıyor. Hem Avrupa'yı, hem de dünyamızı şekillendiren bu önemli olayın derinlemesine incelenmesi, araştırılması doğaldır.
Osmanlı İmparatorluğu'nun küllerinden 1923'te modern Türkiye Cumhuriyeti'nin doğması, bu dönemin en önemli olaylarından biridir. Bu eserin baş mimarı Mustafa Kemal'dir. Bilindiği gibi onun askeri dehası Birinci Dünya Savaşı sırasında, özellikle Çanakkale'de ortaya çıktı. Savaştan sonra dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yeniden şekillendirmek isteyen müttefikler, ilk önemli yenilgiyi Mustafa Kemal'in önderliğindeki Anadolu İhtilali karşısında tattılar. Bu başarı, tüm kıtalarda sömürgeciliğe karşı mücadelenin yükselmesine ve sonuçta sömürgeciliğin tarihe karışmasına katkıda bulundu.
Can Dündar'ın yönettiği "Mustafa" filmi, ölümünün 70. yıldönümünde Atatürk konusunda tartışmalara neden oluyor. Tartışmak, tartışmamaktan çok daha sağlıklıdır. Tartışmaların düzeyi elbette önemli. Ancak, düzeyli tartışmaların yanısıra düzeysiz bazı tartışmaların olması kaçınılmaz. Filmi henüz izlemedim. Basında yapılan tartışmaları izliyoruz. Beğenenler var, beğenmeyenler var. Bazı yönlerini beğenip bazı yönlerini eleştirenler var. Atatürk'ü konu alan bir filmin farklı tepkilere neden olması çok doğal. Atatürk konusunda film yapmak cesaret ister. Filmi beğenip beğenmemekten bağımsız olarak, bu cesareti gösteren Can Dündar'ı kutlamak gerek. Can Dündar, bir yol açtı. Daha iyisini yapabilenler bu yolda ilerleyebilir. Artık, Atatürk konusunu tabu olmaktan çıkarmak gerek. Türkiye, Atatürk'ü rahatlıkla tartışabildiği gün ileri adım atmış olacak. Can Dündar'ın filmini bu yönde atılmış bir adım olarak görebiliriz. Atatürk'ü sevmeyen çevrelerin bu tartışmaları istismar edecekleri görüşü, tartışmaları engelleme gerekçesi olamaz. Bu çevreler söyleyeceklerini zaten fısıltı şeklinde söylüyorlar. Dünyaya baktığımızda, büyük tarihi liderlerini rahatlıkla tartışabilen toplumların gelişmiş, demokratik toplumlar olduğunu görürüz.
|