Hatta bana kolaylık olsun diye de söyleşimin girişinde kullanabileceğim bazı materyalleri de sıralamayı ihmal etmemiş sağolsun Hocam… İşte hem biraz O’nun tavsiyesine uyup hem de kendimden ve Eminoğlu’nun geçmişinden harmanlanan çok büyük bir zevkle okuyacağınızı umduğum Bilbay Eminoğlu söyleşisi… Aslında duyar gibiyim karıştırdı mı acaba 2 tane Bilbay var doğrusuyla mı konuştu? dediğinizi. Evet, tam da istediğimiz Bilbay’la yani Magazin programcısı Bilbay Eminoğlu’nun amcası, ve isim babası… Günlük yorumlarıyla ve özellikle nostaljik yazılarıyla bizlerle, haftasonu buluşan değerli gazetecimiz Eminoğlu; 17 Eylül 1938 de Lefke’de doğmuş ancak, Lefkeli’yim ama hiç Lefkeli olmadım çünkü annem Lefkoşa’ya gitmek üzere yola çıkmış ve yolda sancılanınca beni orada rastgele doğurmuş diyor. Küçükken hayal ettiğiniz meslek neydi diye sorduğumdaysa Gazetecilik gazetecilik gazetecilik cevabını alıyorum. Kısaca kendinizden bahsedermisiniz biraz, birkaç kelime ile özetleyecek olursak kimdir Bilbay Eminoğlu? Diye soruyorum ve kısaca alıyorum cevabımı ‘gazeteci, gazeteci, gazeteci’ diye. Biraz daha kuracaladığım zamansa mükemmeliyetçi
(Kitabım Çıkacak Türkçeyi Sevmiyoruz Adında Yapılan hatalara gıcık oluyorum… En basit hatalara bile dikkat etmeyenler için kitabımda buna dikkat çektim… Ama ne zaman çıkar bilmiyorum çünkü hiç vaktim yok, bu da mükemmeliyetçiliğim yüzünden yani 30 yıl önce bile bana gelen faturaları dosyalanmış bir şekilde saklıyorum…), sırf bu huyları yüzünden ailesinden tepki alan, birçok merağı birden bünyesinde barındıran grafiklere, resimlere, çizimlere, kitap-lara aşık, araştırmacı, gürültüden nefret eden, korkunç derecede sinema ve Türkçe merakı olan hatta yaklaşık 50-60 yıldır gazeteci olduğu ve Türkçe’yi çok iyi kullandığı halde, hala yazısını yazarken Türk Dil Kurumu’nun en yeni sözlüğünü yanında bulunduran Türkçe’ye saygılı bir profesyönel olduğu kanısına varıyorum…
Usta gazeteci KKTC’de yaşayan fiilen, kesintisiz ve de halen daha görevinin başında olan en uzun soluklu tek gazeteci ünvanını da elinde tutuyor… ‘Ben gazeteciliğe başladığımda bu ülkede şu anda bulunan hiçbir gazeteci yoktu sadece ünlü şairimiz uzay şairi diye namlananan Osman Türker Allah Rahmet Eylesin bir de Tekin Yüksel vardı.’ diyor gazeteciliğe başladığı yılları anlatırken. İlk haberim Cumhuriyet’in kuruluş kutlamaları sırasında meydana gelen bir olaydı, kutlamalar sırasında yanlışlıkla vurulan bir adamın haberini yapmıştım ve üstelik çok yeni olmama rağmen tertemiz düzeltme dahi istemeyen bir şekilde yapmıştım haberi diyor büyük bir gururla hala içinde o sevinci hissederek… ‘Ben Bozkurt gazetesine başladığım zaman benden iki yıl sonra Akay Cemal’ı gördüm hemen benden sonra… İşte Bozkurt’a başladıktan sonra yanan ve hiç sönmeyen bir sevda ateşidir bu bendeki üstelik o savaş ateşinin içinde 50’li yıllarıda 60’lı yıllarda 63 olaylarını, 70’li yıllarda 74 Barış Harekatı, 80’ler ve 90’larda hep bulunan ve şimdiye değin süren bir ateş üstelik bu ateş sayesinde de evlenmeye bile fırsat bulamayan bir çılgın desem pek de sagısızlık yapmış olmam ve Bilbay Hoca tarafından da pek yadırganmam diye düşünüyorum… ‘Delice Tutkun olduğum gazetecilik için Polislikten Genel Müdür olarak emekli olma şansını, Enformasyon Dairesinden foto. Haber bölümü şefi olmayı da, Tak(Türk Ajansı Kıbrıs) ismi konduğu gün dahi ordaydım va daha birçok kurumdan gelen iyi, yani kısaca bütün Devlet İşlerini reddettim…’ Fiilen ve kesintisiz yarım asırdır süren iş aşkım yüzünden…’ şeklinde yorumluyor. Özetle 50 yılda ben ne yaptım! 50’li 60’lı 70’li 80’li yıllarda Kıbrısla ilgili her olayı sosyal olaylar da dahil olmak üzere izledim; haber yaptım ve fotoğraf çektim. Muratağa, Sandallar ve Atlılar köyünde kaybolan bütün kayıpların mezarları açıldığı zaman ilk fotoğrafları dünyaya yayan tek ga-zeteciydim… Zaten o zaman gazete bile yoktu Halkın Sesi ve Bozkurt vardı ki Bozkurt’un amblemini bile ben çiz-dim. İnceleme araştırma, haber dalında, fo-toğraf dalında her dalda sayısız ödüller aldım. Yani O İtalyan motoru ile bütün adayı dolaşan özverili gazeteciydi… Nasıl başladınız gazeteciliğe peki? Gazeteci olunmaz doğurulur di-yor. Hiç reddetmedim bunu ben hiç gazetecilik eğitimi almadım zaten okulu da yoktu hatta gazeteciliğin ‘g’ sini bile bilmezken iki ayda kavradım gazeteciliği demek ki öyle doğmuşum… Unutamadığı bir anısını anlatırken: Herkes bir tane anlatır aslında ama benim unutamadığım belki de 100 anım var ve onlar da arasından seçemeyceğim kadar, ayrım yapamayacağım kadar özel anılarımdır… Ama şu anda aklıma gelen, bir numaralı EOKA’cı olan Yorgacis’in ilk kez Rum gazetecilerin balosunda Ledra Palace’ta Güney’e daha kimse adımını atmadan bizzat bizi çağırması. İlk defa iki Türk’ü yanına çağırması… Tercüman olarak BRT de rumca haberleri hazırlayıp sunan Cafer Elgin ve Ben’i… Söyleşinin en heyecanlı kısmına geldiğimiz zaman soru-yorum merakla, küçüklüğünüzden bahsedecek olursak bize adaya getirdiğiniz ilklerden bahseder misiniz sinema adına?
Çünkü K.K.T.C.’de sinema adına çok önemli bir isimsiniz bana göre... ‘İlk merakımdı, gazetecilikle eş zamanlı kurduğum hayallerdendi ve gerçekleştirdim. Beyrut Sinemasında çocukken gözüm perdede aklımsa filmin nasıl yapıldıgındaydı… İngiliz dergileri de ki (comics) karikatürleri birbirine yapıştırıp un ve su karışımından elde edilen bir yapışkanla yapıştırırdım. Şerit yapıp sarardım bir değnek üzerine kendi seslendirmesini yaparak kare kare resimlere göre… Bayağı sürdürdüm ama bana artık haz vermemeye başladı çocuklara sinema gösterimi yapardım. Sonra ilk defa Karagöz-Hacivat’ı izlediğimde ben de yapacağım dedim ve 3 kuruşluk bir karton üzerine Karagöz tiplemesinden farklı bir gölge oyunu yarattım kendimce, senaryo yaratıp günlük yaşamdan etkilendiğim olayları canlandırırdım sonra bir takım seslerle süslemeye, yaprakla rüzgar sesi yaparak ilk sinemamı oluşturdum. Ardından işi büyütüp başka bir alet yaptım. (Sanırım şimdi kullanılan ve film rulolarının gösterilmesi için üretilen ilk mekanızmanın temelini oluşturan bir icat tı ama belkide o bunun ne denli önemli olduğunun farkında değildi!) Sonra da o merağım beni 8 mm sinema makinesi almaya kadar götürdü. 2–3 dk. lık kısa film şeritleri vardı sonra İngiltere’ye gidip banyolanırdı… Sinema da makine odasına giden bir duman vardır ya! İşte o oynayan dumanı yaratmak için sigara bile içmediğim halde sigara içip sinemadaki o dumanı yaratırdım büyük bir haz la sonra o da kesme-meye basladıgı için 4 tane filmi birlestirip konulu fılm yapmaya başladım çektiğim kısa filmleri gerek kardeşlerimi, gerekse kırlarda bebeği arkasında eşeğiyle dolaşan kadını kullanarak…
Söyleşinin en heyecanlı yerindeyiz. Bilbay Eminoğlu KKTC’de sinemalarda kullanılan Türkçe alt yazıyı ilk hazırlayan kişidir… Şöyle ki eski Şahin Sinemasının Müdürü İsmet Bey’in yanında sürekli takılırmış filmler Avrupa’dan,
Güney’e gelir oradan da 15–20 günlüğüne kiralanırmış KKTC’ye İsmet Bey yahu Bilbay biz yapamaz mıyız şu alt yazılardan deyince hiç bilmediği halde yaparız demiş ve tutmuşlar Güney’in yo-lunu sormak için nasıl yapıldığını ve öğrenmiş de. İngilizce sözleri Türkçe’ye çevirip birbirine ulamış kağıtları sonrada rulo halinde fılme çektirmek için göndermiş Güney’e.
Daha sonra da film esnasında film rulosunu elle çekmek suretiyle perdeye yansıtırmış yazıları, sözsüz sahne-lerdeyse rulonun geçtiği kutunun kapağı ise diğer sahneye kadar kapanırmış…
Bilbay Eminoğlu KKTC sinemalarında kullanılan Türkçe alt yazıyı ilk hazırlayan kişidir… Bir gün sırf seyirciyi de-nemek amacıyla gerçekten alt yazıyı okuyorlar mı diye, filmin en heyecanlı yerinde kesmiş yazıları sonra ıslıklarla inletilen salondan anlamış ki okuyor herkes ve o gün bugündür de okumaya devam ediyor… |