Bu hafta, bir yastıkta 50 yıl ekibini evlerine konuk eden Melek-Ergün Tabak çiftine ve ailesine bizlere gösterdikleri yakınlıktan ve misafirperverlikten dolayı teşekkür eder, teyzemizin ve dayıcığımızın mübarek ellerinden öperiz. Bu hafta siz değerli okuyucularımız için keyifli olduğunu düşündüğümüz bir sayfa hazırladık. Umarız çifitimizin yaşam hikayesini bir solukta keyifle okursunuz..
Kıbrıs: Bize kendinizi tanıtır mısınız?
M.T: İsmim Melek. Baba adı Derviş. Çınarlı’da doğdum. İlkokulu da burda bitirdim. Ondan sonra zaten ovaya keçi beklemeye giderdik. Öyle geçti işte hayatım, taa ki Ergün dedeni tanıyana kadar.
E.T: Ben da Çınarlı da doğdum. Annem Hanife, babam Mehmet ‘Tabak’lardan gelmedirler. Nenen gibi benda ilkokulu bitirdim daha sonra sanat okuluna gittim. Sonra yapıcı yanında 4-5 sene hesap et beleşe işledik. O zamanlar pantolon bile yoğudu geyelim da annem bize kısa bermudacıklar dikerdi kumaştan da geyerdik. Napacan ay oğlum hayat zordu o zaman.
Kıbrıs: Bu kadar zorlu geçen yaşam mücadelesinin içinde nasıl oldu da birbirinizi tanıdınız?
E.T: Neneninan gomşuyduk işte tanıştık, dünürcü yolladık. Eee, işte neyidi olacağı verdiler bugünlere geldik.
M.T: Evlerimiz çok yakındı. Ovaya beraber gider, keçi beklerdik. Bir gün bu Ergün deden; "Eğer aklınınan durursan alacam seni." dedi bana. Yani benim da o güne gadar aklımda öyle bişey yoğudu. Kısmetidi oldu anacığım.
Kıbrıs: Ergün dedeciğim "eğer aklınınan durursan" lafını neneme neden ettiydin?
E.T: Başkasına kaçmasın, gitmesin diye. Aklıynan dursun sadece benim olsun diye. Ondan sonra dünürcülük oldu, nişan dakdık. Hazır 3 sene galdık öyle. Zaman geçtik sonra da başladık birbirimizi sevmeye.
M.T: Aşık olun artık gözün görmez başka birini.
E.T: Daha gözüm açılmadan nasıl görecem başka birini zaten.
Kıbrıs: Eski örf-adetlere göre mi yaptınız dünürcülüğü?
E.T: Deden ilk önce haber yolladı bana, eğer gabul edersam gendini, büyüklerini beni istemeye yollayacağıdı. Nitekim öyle oldu. Anneminan, babam da ‘madem sen isten Ergün’ü bize da vermek düşer’ dediler. Neysa geldi bunlar beni istesin ama bir süpürgenin üstüne oturma adetimiz vardı. Eğerlim o süpürgenin üstüne oturursaydın işin tez olurdu. Ama süpürge müpürge bahaneydi gızım. Deden benim saçlarıma vurulduydu da onun için aldı beni. Hiç saçlarını kesmeni istemem derdi bana. Ama çocuk olunca kesmek zorunda galdıydım o güzelim upuzun saçlarımı.
Kıbrıs: Nişanlılık döneminizi dilediğiniz gibi yaşayabildiniz mi?
M.T: Vallahi nişan olduktan sonra pek gezemedik. Köyün içinde birbirimize gider-gelirdik ama öyle dışarı çıkma yoğudu.
E.T: Zaten neyinan gideceydik vasıta yoğudu.
M.T: Nişanlılık çok güzel bişey. Allah herkese nasip etsin. İşte evimiz yoğudu diye 3 sene beklemek zorunda galdık.
Kıbrıs: Eskiden yapılan düğünler günlerce-gecelerce sürermiş...
M.T: E doğrudur ama bizim o gadar olamdı. Benim düğünüm hamam dönmesi ve kına gecesiynan başladı. Cumartesi gecesi yakardın kınayı. Çalgılar başlardı o günden te ertesi güne gadar.
E.T: O zaman meşhur çalgıcılar Memedaliler’di.
M.T: Bizim zamanımızda onlarıdı. Sabaha gadar çalarlardı. Yemeler-içmeler. Şimdi ne arar oğlum öyle.
E.T: 5-10 tane davar keserlerdi. Dolamalar, pilavlar magarınalar. Ne istersan vardı. Herşey boldu.
M.T: Ama herkes da yardım ederdi birbirine. Kimi magarna kimi hellim verirdi. Yardımlaşma vardı. Ondan sonracığıma gelin eve gelirkan silah atarlardı. Düğünümüz 1 gün oldu. Cumartesi kınamız, pazar da düğünümüzü yaptık.
E.T: Nenen çok güzel gelin olduydu.
M.T: Düğünümde Cemaliye Hanım onardıydı beni da onun için güzel oldum.
E.T: Şimdi evde sakladığı gelinliği görürüm da nenenin güzelliği gelir aklıma. Bir zaman bu gelinlik yadigar galacak çocuklara.
M.T: Deden da yakışıklıydı ha. Zaten güzel oğlan olmasaydı almazdım gendini.
Kıbrıs: Düğünde uyguladığınız başka örf-adetler var mıydı?
E.T: Bizim zamanımızda ayağa basma adeti vardı. Ben nenenden hızlı çıktım ve bastıydım ayağına
M.T: E, o bastığı için ayağıma onun sözü geçer hala daha. Zaten bana biri söylemediydi ki herifimin ayağına basayım. Söyleselerdi basardım herhalde.
Kıbrıs: Peki Melek Teyzeciğim o yıllarda yaşam koşullarınız neydi, geçiminizi nasıl sağlardınız?
M.T: Biz evlendiğimizde gazocağımız bile yoğudu. Düğünün ertesi günü sabahtan kalktık napacayık diye düşünürkan sağolsun gomşular birer tabak çorba getirdilerdi bize. Çünkü alamadıydık daha evladım.
E.T: Ben da işime devam ettim. Rum tarafında işledim, dağlarda işledim. Çok işledim evimi geçindirebilmek için. Yani çok zorluk çekmedik. Davarlarımız da vardı. Gavecilik da yapardım. Çocukların harçlıklarınıda çıkarırdım. Yani hiç açlık çektirmedim çoluğuma-çocuğuma.
Kıbrıs: Acısıynan-tatlısıynan geçen bir ömre neler sığdırdınız?
M.T: Çok güzel günlerimiz oldu. Çocuklarımızı evlendirdik, muratlarını gördük. Daha ne isdeylim. Dedeninan da ara sıra tartışmalarımız olur ama o da evin bir süsüdür.
E.T: Bardak bile devrilse gürültü çıkar işte o hesap. Meleği bir günden bir güne dövmedim. İkimiz el ele verip bu yaşlı günlerimize geldik. Allaha şükür.
Kıbrıs: Kıskançlık var mı dedemde?
M.T: Kıskançlık hiç yok!
E.T: Bekarlığında ne yaparsan yapan. Ondan sonra olmaz. Önüne-evine bakacan artık.
M.T: Deden çok iyi baktı evine aydınamam. İyi de baba oldu. Bana da herşeyiynan iyi bir eş oldu.
Kıbrıs: Sohbetimizin sonlarına gelirken bizlere neler söylemek istersiniz? Size göre mutlu evliliklerin sırrı nedir?
E.T: Vallahi evliliklerde erkek daha gururlu olur değil mi? Erkek evin direğidir derler. Öyle da olması lazım. Tartışsam bile hanımımınan gider ovada ne bulursaydım toplar getirirdim. Maksat muhabbet olsun yahu.
M.T: Deden uyduğunda şimdi bile çicek alır getirir bana. Ama evliliğinizin yürümesi için gadın biraz alt galacak. Erkeğin her söylediğine garşılık vermeycen. Gadın biraz sinecek. Yoksa olaylar başka yere gider.
E:T: Ama zaman şimdi çok değişti. Şimdi herkesin aylığı var. Gocaya ihtiyacı yok. |