Derya Atamer
1981 doğumlu olan Mine, çocukluğunda ressam olmayı hayal etsede bu hayalini gerçekleştirememiş, resim yapmayı sevmesi ise İç Mimarlık bölümünü seçmesine sebep olmuş. Ama Mimarlık fakültesinde başladığı üniversite eğitimini İletişim Fakültesi’nde sonlandırmış. Çocukluğunda ‘Bu insanlar televizyonun içine nasıl giriyor?’ diye düşündüğünü anlatan Mine Avkıran, şimdi bir televizyon kanalında haber muhabiri olarak haberden habere koşuyor.
Mine Avkıran kimdir, bize biraz kendini tanıtır mısın?
1981 Kasım’ının 18’inci gecesinde dünyaya ‘merhaba’ demek için annemi bir hayli incitmişim ancak uzun süren doğum sancıları, günü 19 Kasım sabahına taşıdı. Kendimi bildiğim yaştan beri okula gittiğimi hatırlıyorum. Okula gitmeyi hiçbir zaman sevmedim (Yaramaz bir çocuk edasıyla ekliyor; ‘Matematik ve İngilizce derslerini de!’), taa ki üniversite hayatına başlayana kadar. Üniversite öğrenimi için Girne Amerikan Üniversitesi’ni seçince, ailemle birlikte yıllardır yaşadığım Lefkoşa’dan Girne’ye taşındım. Basın Yayın Bölümü’nde öğrenim gördüğüm sırada yaklaşık 1 yıl GAÜ TV’de çalıştım. Eğitimimi tamamla-dıktan sonra profesyonel anlamda iş hayatına atıldım ve Star Kıbrıs Gazetesi’nde muhabir olarak göreve başladım. 1,5 yıllık gazetecilik deneyiminin sonunda yaklaşık 2,5 aydır Kıbrıs TV’de muhabirlik yapmayı sürdürüyorum.
Neden üniversitede bu bölümü tercih ettin?
Aslında benim çok karışıktı üniversite yaşamım. Lisedeyken resim yapmayı çok seviyordum ve annemin yoğun teşvikleri sonucunda resim derslerine gitmeye başladım. Ressam olmak vardı aklımda, ama o meslekte para kazanabileceğimi düşünme-dim ve resim öğretmeni ya da iç mimar olmayı planladım. Ancak işler hiç planladığım gibi gitmedi GAÜ’nün İngilizce ağırlıklı İç Mimarlık Bölümü’ne yazıldıktan sonra yanlış bir seçim yaptığımı anladım ve Türkçe bir bölüm olan Edebiyat Bölümü’ne geçtim. Edebiyat Bölümü de yaptığım yanlış seçimlerden biriydi, sonrasında yine Türkçe olan Basın- Yayın Bölümü açıldı ve hiç vakit kaybetmeden bu bölüme yatay geçiş yaptım ve bunun doğru bir karar olduğunu anladım. Çünkü İngilizce’den anlasaydım belki çok tanınmış bir iç mimar ya da ünlü bir ressam olurdum. (Bir an düşünüyor ve ekliyor: ‘Lise hayatında İngilizce dersleri sevmeyişim mi gazetecilik okumamı sağladı bilemiyorum?’)
Nasıl başladın iş hayatına?
Okulu bitirince işsizlik bunalımı yaşayanlardan biriyim. Hem de bir yıl yaşadım bunu. Bir kaç yere müracaatım oldu ancak ne ben umutluydum onlardan ne de onlar benden. Star Kıbrıs’a münhal açıldığı zaman bana bir arkadaşım söylemişti. Gazeteye baktım ve münhali bir kaç kez okudum. Bu sefer olacak dedim ve oldu. İnsan bir şeyi gerçekten istemeli bence.
Ne olmayı hayal ederdi Mine, ne oldu?
Ben resim yapmayı çok seviyor(d)um. (Şimdi vakit bulamadığı için resim yapamamaktan şikayet ediyor ve ekliyor, ‘aslında bu mazeret değil ama öy-le’). İç mimar olsaydım eminim güzel iç mekanlar yaratırdım. Ama muhabir olmak çok farklı, çevren büyüyor günden güne, herşeyden haberdar olu-yorsun. İşe başladığım ilk günü düşünüyorum, ne ka-dar az şey biliyormuşum. Gerçi şimdi de çok şey bil-miyorum ama her gün birşeyler öğreniyorum. Üniversitede gördüğümüz dersler hep formaliteydi bence, iş hayatına atılınca öğreniyorsun mesleği. (Özellikle ek-liyor: ‘Tabi bu yanlış anlaşılmasın, eğitim de şart tabi’). Bir de küçükken televizyon seyrederken ya da gazete okurken hep düşünürdüm bu bilgileri kimler nereden buluyor diye.
(Gözlerinde bir yaramaz çocuk edasıyla mırıldanıyor: ‘Yavaş yavaş hatırlamaya başlıyorum küçükken ilgimi çeken ve kendi kendime sorduğum soruları, mesela ‘bu kadar haberi nasıl buluyorlar? Bir gazete nasıl çıkar? Bu insanlar televizyonun içine nasıl giriyor?’ diye sorardım)
Yazarken en çok etkilendiğin haber neydi?
İlginç şeyler olur ya hayatta onlar da seni gelir bulur ya, işte o ilginç haberleri yazarken bayağı etkilen-diğim oldu bir kaç kez. (Bir anda gözleri doluyor, derin bir nefes alıyor ve anlatmaya devam ediyor.. ) Bir ölüm olayını öğrendiğim zaman o kişinin çok yakından tanıdığım biri olması beni çok etkilemişti. Yakınının ölüm haberini yazmak istemez kimse. Kötüydü..
Seni ağlatan bir haber oldu mu hiç?
Beni ağlatan demeyelim de hüzünlendirip gözlerimi dolduran çok garip bir olay olmuştu. Okul çağında olan ve çalışan çocukların haberini yapacaktım. Yaz tatillerini çalışarak geçiren bir çocuğa sormuştum ‘neden çalışıyorsun?’ diye o da ‘lastik potin alacam’ demişti. Bana o cevabı verişi çok masumdu ve hala içim bir başka olur düşündüğüm zaman. (Cümlesini tamamladığında, yine gözlerinde aynı hüznü görebiliyordum)
Mesleğinde gelmek istediğin bir nokta var mı?
Yapım gereği hareket etmeyi koşuşturmayı seven birisiyim, bu yüzden muhabirlikten başka masa başında oturmak bana göre değil. Çalıştığım kurum medya sektörünün en iyisi zaten, dünyaya açılmak da bana göre değil. Yani yerimden memnunum.
Hayattaki önceliklerin?
Tabiiki önce kendimi düşünürüm (‘Çok mu bencilce?’ diye sorarken bir an yüzü kızarıyor) sonra ailem ve arkadaşlarım.
Gelecekle ilgili hayallerin?
Gelecekle ilgili hayallerimden biri kendime ait şirin bir evim olması. O evde huzurlu bir yaşam sürdürmeyi çok isterim. Malum hayaller de var tabi.. Evlenmek, çocuk sahibi olmak falan filan..Ama bu meslekte biraz zor gibi görünüyor.
Mine ne okur, ne izler?
Mine en çok gazete okur. Kitap okuyacaksa da aşk kitaplarından başka bir kitap okumaz. Çünkü diğerlerinin bana göre çekici bir tarafı yok. Bir kaç kez roman okumayı dene-dim çok sıkıldım. Aşk kitapları ilgimi çekmiştir hep. Mehmet Coşkundeniz hayranlarından biriyim ben de. Özellikle bir program için televizyon karşısına geçmem ama sinemaya gitmeyi severim,
Hayattaki en değer verdiğin şeyler?
En değerli varlıklarım tabi ki bana yakın olan insanlardır. Bu bir arkadaş da olabilir bir aile ferdi de. Bana kim içten ve sevgiyle yaklaşırsa onlar benim için değerlidir.
Ama Azra (Azra, abisinin kızı) benim için bambaşka bir değerdir, çocukları çok severim ama Azra benim için bambaşka. Mutluluk kaynağım diyebili-rim.
Nasıl bir karakterin var?
Zaman zaman tüm duyguları barındırabilen bir insan olabilirim. Bu günüme ve haya-tın akışına bağlı. ‘Zaman, mekan ve insanlar’ bu üç unsur çok önemli. İnsanlar beni sinirli ya da mutlu yapabilir. Ya da mekan beni hüzünlendirebilir. Ama genelde neşeli ve güler yüzlü biriyim. Hayattan zevk alan biriyim. ‘Off’dediğimi ancak kapalı bir yerde çok fazla oturunca duyarsınız.
‘Keşke’lerin var mı hayatında?
Var. İlk aklıma gelen keşke insanlar ölmese. |