|
Evet yanlış duymadınız. Ülkemizdeki süper lig dünyanın en pahalı ligidir. Geliri olmayan kulüpler, tribünlerdeki ortalama 200 seyirci sayısı, şımartılan futbolculara sunulan teklifler, oynanan futbol ve yılsonunda açıklanan kulüp bütçelerini göz önünde bulundurduğumuzda, ligimizin dünyanın en pahalı liglerinden bir tanesi olduğunu gözlemleyebiliriz.
Özellikle 1980'li yıllardan sonra sosyal, ekonomik ve sportif değişime uğrayan ülkemizdeki futbol yapısı, kendi kabuğunu kıramayıp bu değişime uyum sağlayamamış, böylece kulüpler ana misyonundan uzaklaşarak, siyasilerin bir numaralı favori alanına dönüşmüştür. Futbolun içinden gelip de siyasi arenada boy gösteren kişiler iktidarları döneminde, bilinçsizce sırf iktidar ve kişisel menfaatleri adına "GOLİFA" zihniyeti yaratırken, muhalifler ise yalnızca eleştiri yaptı. Şimdilerde de ayni rolleri üstlenen aktörlere rastlayabilirsiniz. Ne hikmetse, bu ülkede doğruyu keşfetmek için mücadele vermek, sanki de dünyanın sonuymuş diye gösterilmek isteniyor.
Yaratılan bu çağdışı ve astronomik rakamların döndüğü dünyanın en pahalı ligine getirilmek istenen yeni düzenlemelerden kaçan ve kötüleyenler, esasında rakipleriyle ayni kulvarlarda yarışmak istemeyenlerdir. Geleceğe şüpheyle bakmak toplumsal yapımızın bir parçası haline dönüşmüştür. Ancak geleceği rantlarla görmemek de toplumsal bir parçamız haline dönüşmüştür. İşte, bu noktada seçim yapma zamanı gelmişti. Kulüplerimiz de seçimini mücadele, 'devrimi' tamamlayanlarla 'devrini' tamamladıklarını kabul etmek istemeyenler arasında yapmıştır.
Bencilleşen, rant peşinde koşan, kendi koltuk kavgasını kutsal sayan, verip de denetlemeyen, alıp da denetlenmek istenmeyen, kısacası sporun ruhundan uzaklaşan bir yapının oluşmasından sonra, spor kültürümüz farklılaşmıştır. Bu düzenin vermiş olduğu sıkıntılar içerisinde popülist düşünceden uzaklaşmak, ülke gerçeklerini görüp de hareket etmek, bireylerin çıkarlarından çok ülke çıkarlarının ön planda tutulmasını sağlayacak kişilerin sayısının azalması, bizleri üretkenlikten uzak, rantçı bir toplum haline dönüştürmüştür. Bu yanlışlıkların görülmesi üzerine futbol'la ilgilenen tüm çevrelerin yaklaşık 18 aylık özverili çalışması ile transfer yönetmeliği ve statüler futbol federasyonunun olağanüstü genel kurulunda tartışılarak geçmiştir. Üstelik futbol tarihimizin hiç
bir döneminde yaratılamayan havuz sistemiyle birlikte.
Bu süreç içerisinde birçok tartışmalara tanık olduk. Sonuçta gelinen nokta, mücadele "devrimi" tamamlayanlarla "devrini" tamamladıklarını kabul etmek istemeyenler arasında yaşanıp, sağduyunun galip gelmesidir. Kendilerini Kıbrıs Türk futboluyla özleştirip, hizmet verenleri her zaman takdirle karşılamışım. Ama bir gerçek varsa, bugünkü gelinen yapının başlıca sorumluları da, kendilerini sözde futbola adamış olarak gösteren bazı kesimlerin, dönem dönem şahlanmalarına rağmen kazmış oldukları kuyunun dibine batmalarıdır. Hak ederek kazanmanın çok fazla sevilmeyip benimsenmediği ülkemizde, futbolun kendi değerinin artırılması için top artık kulüplerimizin elindedir. Her geçiş döneminde sıkıntılar yaşanmaktadır. Futbolumuzdaki yeni geçiş döneminde de bazı sıkıntılar yaşanacaktır. Ama bugüne kadar hedefi olmayan kulüplerin, futbolcularına göstereceği de bir hedef olmuştur. İşte havuz işte para, kulüpler futbolcularına "Mücadele karşılığında toplayacağın puanla kendi değerini kendin yarat" diyebilmeli. Zaten, Avrupa futbolunun da temel felsefesi burada yatmaktadır. Futbolcularına bu kriterler çerçevesinde vizyonlarını benimsetenler, uzun vadede başarılı olacak kulüplerdir.
Bugün futbolumuzda ortaya çıkan fark, farkında olanların farkıdır. Dahası, fark farktadır.
|