|
28-29 Mayıs tarihleri arasında İstanbul'da 2. uluslararası sporda pazarlama ve sponsorluk kongresi gerçekleşti. Türk sporunun engellerle değil, rakipleriyle yarışması için, düzenlenen kongreye sporu destekleyen devlet, spor kurumları, reklam veren markaların yöneticileri, pazarlama sektörünün temsilcileri ve spor medyası mensupları katıldı.
Kongre sırasında en çarpıcı sözler Türkiye Gençlik Spor Genel Müdürü Mehmet Atalay'dan geldi. Sponsorluk yasasının hayata geçtiği gün itibariyle, devlet, kurum ve kuruluşların spora yaptığı katkının 5 milyar dolara ulaşmasıydı. Dikkat edilirse, Türkiye'de son beş yıllık sürede sponsorların girişimiyle sporda bir kıpırdanma söz konusu. Atletizm, Basketbol, Voleybol, Futbol ve diğer spor branşları kalkınma aşamasına geldi. Finans ve finans yönetiminin sporla ne kadar alakalı olduğu, iyi yönetilen yerlerde başarının nasıl geldiği bir kez daha kanıtlanmış oldu.
Pekin'de yapılacak olan Olimpiyatlara bile Türkiye tarihinde ilk kez kalabalık sporcu kafilesiyle gidiyor. Nedeni, devlet ve sponsor desteğiyle başlatılan planlı yürüyüşün meyvelerinin toplanması olarak yorumlanabilir.
Ülke olarak böylesi kongreleri yakından takip etmemiz gerekir düşüncesindeyim. Ancak Spor Dairesini yönetenlerin yılda bir kez yapılıp, tüm kesimler tarafından önemsenen organizasyonlardan haberi bile yok. Zaten takım ruhundan uzaklaşıp, bireyselliği seçen, kendi içindeki kişilerle bile konsensüse varamayan birimlerin gelecek için planları olabilir mi? Bence olamaz.
Garanti Bankası sponsorluğunda iki gün süren bu kongre, sporun geleceği adına çok önemliydi. Sağa sola gitmek uğruna harcanan tonlarca paranın yüzde birini spordaki eğitime aktarabilsek, gelişen spor dünyasında, rekabetçi ruha nasıl yarışıldığını öğrenecektik. Bizdeki "rekabet" kelimesinin anlamını yanlış anlayan kesimler var herhalde. "Rekabet" denildiğinde koltuklarından korkan kişiler, bu kelimeye "alerji" duyuyor.
Bu yüzden ileriye yönelik planlamalar gerçekleşemiyor hâlbuki rekabet takım oyunudur. Fikirleri tartışıp paylaşmadır. Geleceğe yatırım yapmaktır.
Düşünün, Türkiye şu anda planlama ve rekabetle gelen başarının ucundan yakalamış durumda. Bütünlüklü bir planlamayla elde edilecek ürünün, kendilerini çok farklı noktalara taşıyacağından emindirler. Yatırımların tümü de bu bilinçle yapılıyor.
Spora bulunacak her kaynağın akılcı kullanılması, gelecek nesillere hedef gösterme açısından çok önemli. Son haftalarda iki genç atletimizin başarıları gazetelerin manşetinden verildi. Aldıkları derecelerden gurur duyduk. Bazı arkadaşlar bu atletlerin devlet tarafından desteklenmesi gerektiğini yazdı. Doğrudur. Ancak geçmişte söylediğim gibi, bir devletin spor politikası yoksa hangi hallerde hangi sporcuyu destekleyeceğimiz netlik kazanamıyorsa, ahbap-çavuş ilişkileriyle kaynak yaratılırsa, bireylerin reklâmları için uğraşmış oluruz. Zaten bizdeki en önemli sıkıntı, mevki sahibi olan kişilerin, kendilerini " tapu almış" gibi alternatifsiz görüp, takım ruhundan uzaklaşmalarından kaynaklanmaktadır. Böylece, enkazın ne denli büyük olduğunu göremiyorlar. Belki de görmek istemiyorlar.
|