Başımı yastığa her koyuşumda
Mersin kokan zamanlar uzaklaşır
Kend(t)imden ge(ö)çerim...
Mağusa'ya, Baf'a, Milano'ya, Pire'ye, Ankara'ya ... sonbahar geldi. Kimbilir kaç ülkenin, kaç şehrin, kaç kentin, köyünde, sokağında hüküm sürmektedir şimdi. Evlere, aşklara, dağlara, kırlara ve şarkılara yağmaktadır. Şimdi herkes kendi sonbaharını kendince yaşamaktadır. Kimbilir kaç yüze, kaç anıya, kaç gülüşe yağmaktadır beti benzi atmış bir suratla. Ben, en çok Larnaka'nın boğazıma yapışan terkedilmiş havasından solurum sonbaharı. Bu benim için değişmez bir yazgıdır. Ortadan bölünmüş bir yaşam boşluğundan kaçmak isteyen bir kadın 70'li yılların kayıp parçalarıyla 34 yıldır aynı Hazan'ı getirir beyaz zambaklı eve.. Kadın, hep ayni Hazan makamında gezinirken, yitik kentinin sokaklarında dolaşır ve der ki: 'kavrulduk yazda, kanadık ve yaralandık'. Der ki: 'sonbahar geç bizden Allah aşkına. Geç ve git başka baharlara'....
(*) Dün gece sisli sahilleri adımladım
Anılarım şıpırdadı ayaklarımda
İlk kez Larnaka' dan uzakta
Duydum yalnızlığımı,
Dün gece sisli sahillerde kend(t)imi aradım...
Her yıl veda busesini dudaklarında saklayan kadın son ifadesini yazar, son duasını eder acılarının. Ve her yıl hep aynı martı konar avuçlarına. Hep aynı adresten getirir selamını. Her "son" deyişinde sonlanmayan bir acının artıklarını toplamasını izlerim. O kadın, terkedilmişliğinin izlerinini paslı bir çivi gibi bırakır sonbahara. Yaprakların cızırtılı kopuşunda içi eriyen bir ağaç gibidir. Deniz kenarında gelmeyecek yolcuları bekleyen boş bir banka dönüşür yüzü. Onu yabancı bir filmin alt yazısını takip eder gibi izlerim. Tercümesi olmayan bir şiire döner konuşmalarımız, dilimiz farklılaşır, yüklemlerimiz, öznelerimiz başkalaşır. Köylerimiz, kentlerimiz benzemez birbirine. Dalgaların şıpırtısıyla sevişen kentin su kemerlerinde gezinen kadının uzağına düşerim her sonbahar geldiğinde. Tek bir anım yoktur benim doğduğum kentin tahta iskelesinde, yoktur deniz panayırında bir volta atmışlığım. Mercan çiçeklerini hiç takmamışımdır "markalı" kıyafetlerimin yakasına, hiçbir Bayram sabahında. Hala Sultan Tekkesi'nin bahçesinde gözgöze gelmemişimdir kimseyle, sevdaya dair tek bir izim yoktur Tuz Gölü'nün çevresinde. Tek bir bakışım saklı kalmamıştır herhangi bir taşın altında. Hurma ağaçlarından koparmamışımdır tek bir hurma. Larnaka'nın deniz kokusuyla büyüyen kadınla her sonbaharda farklı kültürlerden gelen iki temsilci gibi yabancılaşırız birbirimize. Yoktur tercümanımız, yoktur lügatımız, yoktur sözlüğümüz. Ortak paydamız olur suskunluğumuz. Ama hep aynı soruyu sorup dururuz:
"Şimdi Larnaka'da Sonbahar mıdır?"
(*) Şiir: Cemal H. Ziya (1971)
Susmak, dayanılması çok güç bir cevaptır.
Yaz Dedi Aşka Dair Şarkılar
Girne'de küçük bir kız bana
Göze ayışığı, gönüle yoldaş bir kız
Aşka dair şarkılar yaz dedi
Bana bu Girne'yi adımlamaya mahkum kadına
Bu gövdesinden geçmiş bu sevdaya unutkan
Bilmez ki ne kirlenmiş dökülmeler yollarda
Boynuma sarılan kirli bir iptir liman
Salyangozların aydınlığı mı olur
Küçük bir kız Girne'de bana
Bebek tatlısı ağzıyla
Yaz dedi aşka dair şarkılar
Bilmez ki leş yığını karga koroları
Havasız kutularda tekerlek üstü
Boğulmak üstü bir düğüm yerleştirir canıma
Üstüme gelir Girne üstüne giderim
Bilirim ki birbirine çıkmaz yollarımız
Çakıştık kaldık ayrımında değil
Aşka dair şarkılar yaz dedi
Bir balözümü küçük kız
Ki aşkın ilk ayrımındadır daha
Acı yüklü gemiler battı yüreğime
Nerede aşk dedim
Nerede
Ya çok arındım ya çok kirlendim
Filiz Naldöven
(Mağma Mavera -Işık Kitabevi Yay.)
Cin delili
Suyu, derinlik yorar en çok
Kayıtsızlığın sakladığı katil
Umudun eksilttiği cesaret ve şefkat
Sonu kanayan başlangıçlar için değil
Ortalama mutluluklar için bir ilktir.
Küçük İskender
(İskender'i Ben Öldürmedim - Sel Yay.)
Zamana Asılı Mektuplar
bâkir ve bâki sevgili Kalır Ar Ruh Paklanır Arıtır Zaman'(l)a....
sevgilime gider gibi giderim karpaz'a...olduğu gibidir hep, olduğum gibiyim onunla...geceyarısı sinderellalar kaçarken tek ayakkabılarıyla, el sallayıp onlara gecenin yarıldığı zamanda, çıplakayak buluşuruz biz onunla, daima...bizimkisi yarılan gecelerde bozulan değil, kendine daha da çok soyunan bir gönül aslında...turkuazsuyla yıkanmış, yıldıztozlarıyla döşenmiş bu sonsuz yol'da, karanlık güzeldir yıldızlarla, karanlık derinliktir bu zamanda...içli bir zamanın içi (geçmiş değil) açmış bir dünyanın içindesin...bilincin akar gümüş dalgalarla ve sen dalarsın güm(d)üş zamana...yakamoz olursun balıkların yıkandığı parıltısında...var olursun yıldızların gözkırptığı ay ışığında...sen, sen değilsin artık, sen herşeysin, gÖZün herşeydir.... ilk ışık sızarken düşkapaklarına ve ince ince süzülürken ruhuna, yine kendinsin hep dalıp girip çıktığın ve uyandığın sonunda...düşmüydü, düşeş miydi sormazsın, bilirsin çünkü düş de düşeş de sensin aslında....ve kutsanmış bir mum yakarken bu zaman'a, yıllanmış bir karanlık ve aydınlık çıkıverir bir kapıdan karşına...yıkanır yalnızlığın karanlığın aydınlığında, ruhun şâd olur... sükût ve ağır devam eder artık yol,
Kalır Ar Ruh Paklanır Arıtır Zaman'(l)a...
zehra nalbantoğlu
Başucu Kitaplarından
Eşdeğeriyle Yan
Eşdeğeriyle yan yana yürürken
Cehennem sokağında birşey olmak,
Ve en inceldikten sonar
İlkel sözcüklerle konuşmak seninle
Saat beş nalburları pencerelerden
Madeni paralar gösteriyorlar,
Yalnızlığı soruyorlar, yalnızlık,
Bir ovanın düz oluşu gibi bir şey
Hiçbir şeyim yok akıp giden sokaktan başka
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni..
Sevda Sözleri (Cemal Süreyya)
Bütün Yapıtları, Yapı Kredi Yayınları, s. 242
|