|
S.Sadıkoğlu'nun kaleminden...
Kuzey Irak'a yapılan Güneş operasyonu 29 Şubat, 2008'de tamamlandı. Operasyon sonrası çok şey söylendi, söylenecek. Olayın dışında kalanların konuşup yorum yapması daha kolaydır. Olayı yaşayanlar susmayı tercih eder. Yaşananları onlar bilir ancak... O isimsiz kahramanlar...
Kimse savaşı sevmez, istemez; ancak, yurt savunması için gereklidir.
Keşke Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün dediği gibi "Yurtta sulh, cihanda sulh" olsa...
* * *
Güzel adamız da savaşlardan nasibini alan ülkelerden sadece biri....
Yıllardır bitmek bilmedi savaşlar bu adada. Top - tüfek savaşları bitse de ekonomik savaşlar hâlâ gündemde...
* * *
Son yaşadığımız 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtı anıları ara sıra yazılıp çizilse de, sırası geldikçe anlatılıp yazılmaya devam edilecek.
Bu gün sizlere aktaracağım anı, 20 Temmuz, 1974 Barış Harekâtı anılarından sadece birisi...
Bu anı Emekli Binbaşı Özkan ARKIN'a ait.
"Harekâtta, kuruluşundan itibaren Bilelle köyü bölgesinde gözetleme ve savunma görevinde bulunan bir Piyade Bölüğü'nün komutanı idim. Bilelle'nin kuzeyinde Beşparmak sıradağları bulunmaktadır. Köyün doğusunda, Pınarbaşı (Türk Köyü) vardır. Güneyinde Dağyolu (Fota-Türk Köyü), batısında o tarihte Rumların yaşamakta olduğu Şirinevler (Ayermola) ile Akçiçek (Siskilip) köyleri bulunmaktadır. Bilelle'yi bu köylere bağlayan yollar mevcuttur. Genelde bölge ovalık olup tank harekâtı için elverişlidir.
Harekât öncesinde bölgedeki düşmanın düzeni:
Kuzeyimizde Beşparmaklar üzerindeki geçit noktalarında ve boğazlarda; batımızdaki Rum köyleri hattında mevzilenmiş takım ve manga düzeyinde Rum Milli Muhafız Ordusu birlikleri vardı. Cephemizdeki düşman kuvvetini beş piyade takımı olarak değerlendirmekteydim. İki taraf da 10 yıl statik durumda kaldığından, düşmanın elindeki silah cinsleri hakkında yeterli bilgimiz yoktu. Ancak, zaman zaman düşman askerlerinin mevzi bölgelerinde, 12.7mm.lik
uçaksavar makineli tüfekleri üzerinde eğitim yaptıklarını gözetlemelerimiz sonucu tespit etmiş bulunuyorduk.
Kendi bölüğüm de, düşmanın düzenine uygun olarak, ters bir "L" şeklinde tertiplenmişti. Bölüğümdeki silah cinsleri 60 mm. havan, A-4 makineli tüfeği, 7.7 mm. lik İngiliz piyade tüfeği ve sten makineli tabanca idi.
Harekât emrini alıyoruz:
20 Temmuz 1974 gününün ilk saatlerinde, bölük komutanları tplantısı için tabur komutanlığına çağırıldım. Toplantıda, Türkiye'nin sabaha bir harekât yapmasının beklendiği bildirildi ve bölüklerin savaş durumuna geçmesi emredildi. Taburdan ayrılmadan, telefonla takım komutanlarını arayıp toplantı için bölük karargahında toplanmalarını bildirdim. Taburda öğrendiğim durum hakkında takım komutanlarını bilgilendirdim ve takınmlarına dönmelerini ve on yıl kapalı duran mevzi mazgallarını açmalarını, gizli mevzilerini açıp, silahlarını yerleştirmelerini ve askerlerini alarm durumuna geçirmelerini bildirdim ve onları hazırlıklarını yapmak üzere serbest bıraktım.
Bölük karargahında, kilit altında bulundurduğum ve o geceye kadar rengini bilmediğim uçak tanıtma yer bezlerini cephe hattımızın ön kenarına serdirdim. (İlk günün renk kodu turuncu idi). Yer bezlerini tam zamanında sermişiz, zira on dakika sonra saat 04:30'da uçakların sesini duyduk. Hava tam aydınlanmadığından üzerimizden geçtiklerini hissettiğimiz uçakları görememiştik. Saat 05:00'te iki jet uçağı Beşparmaklar üzerinden uçarak güneye geçtiler ve gözden kayboldular. Birkaç dakika sonra uçaklar dört oldu ve Beşparmak dağlarını aşarken düşman kamplarına ve mevzilerine bombalarını bıraktılar. Patlamalar müthişti... Dağlardan gökyüzüne alev ve duman yükseliyordu. 05:30'dan sonra gökyüzünde devamlı ve artan bir sayıda Türk uçağı vardı. Düşmanın mevzileri ve silahları sindirilmişti. Bu defa C-30 nakliye uçakları Hamitköy-Gönyeli-Boğaz üçgeni üzerinde havada turlar yapıyor ve paraşütçü atıyordu. Bir anda gökyüzü paraşütlerle kaplandı. Rum mevzilerinden, havadaki paraşütlere uçaksavar ateşi açıldı. Uçaklarımız ise düşmana hiç aman vermiyor, paraşütçülerimizi korumak için mevzilerine bomba yağdırıyordu!..
Temasta olduğumuz R.M.M.O. (Rum Milli Muhafız Ordusu) askerleri şoke olmuşlar, ateş etmiyorlar:
Karşımızdaki RMMO askerleri bütün bu olayalr yaşanırken, şok geçirmiş olacaklar ki, hiç ateş etmeden uçakları, bombardımanı ve paraşütleri, sinema filmi seyreder gibi şaşkın şaşkın seyrediyorlardı. Ben de bu mevzilere karşı ateş açtırmamıştım. Zira yakınlarımıza veya ara bölgeye inen paraşütçülerimiz vardı. Biz onları güvenli bölgeye alıyorduk. Bunu tehlikesiz olarak yapabilmemiz için Rum askerlerini bu hipnoz halinden çıkaracak davaranışlardan kaçınmamız gerekiyordu. Ateş açtırıp onları uyandırmaktan kesinlikle kaçındım.
Rum yönetimi seferberlik ilan ediyor:
Saat 10:00 civarında Kıbrıs Rum Radyosu (RIK), Rum meclisinin seferberlik ilan ettiğini duyurarak Rum yedek askerlerini birliklerine katılmaya çağırıyor, Rum halkına da uyarıcı bilgiler yayınlıyordu. Bu duyurunun etkilerini cephemizdeki iki Rum köyünde izleyebiliyorduk. Gördüklerimizi de üst komutanlığımıza bildiriyorduk. Rum seferberliğinin ilanından birkaç sat sonra Şirinevler bölgesine çok sayıda sivil ve askeri araçların gelmekte olduğu görüldü. Gelen araçların sayısı 42 idi ve konvoy oluşturup Şirinevler-Akçiçek-Beşparmak yolundan dağa tırmanmaya başladı. Durumu üst komutanlığa bildirdim.
İlk muharebe görevini alıyorum:
Dağ yolunda ilerlemekte olan konvoyu vurma görevi aldım. Konvoy, bölüğümde mevcut silahların menzili dışında idi. Ateş açtık fakat etkili olamadı. Üst komutanlıktan daha uzun menzilli silah istedim. Az sonra bölüğüme 81mm.lik bir havan gönderildi. Düşman konvoyuna daha etkili atış yapabilmek için getirilen 81mm.lik havan ve askerleri yanıma aldım ve bulunduğumuz mevzilerden 300-400 metre ileriye çıktım. Rum askerlerin geçirmekte olduğu şaşkınlık ve kararsızlıktan yararlanarak havanımızı kurdurdum. Tek düşüncemiz, düşman konvoyu gözden kaybolmadan onu vurmaktı. Adamlarım süratle havanı kurup konvoya doğru yönlendirdiler. Eğitimlerimiz sırasında bu kadar kısa zamanda ve doğru havan kuramazdık. Burada biizm için zor olan, konvoyun geçtiği yolun bir dağ kesiti olmasıydı. Yolu, bazan orman, bazan kayalıklar ve bazan da açık tüneller örtüyordu. Diğer kritik durum ise mermilerimizin az sayıda olması idi. Bu da bizim atım düzenlemesi yapmamıza imkân vermeyen bir olumsuzluktu. Fakat biz ne pahasına olursa olsun bu konvoyu vrumak zorundaydık. Konvoyu, dağı aşmadan imha etmeliydik. Bu bölüğüme verilmiş ilk muharebe göreviydi. Bu konvoy, Türk çıkarmasına karşı kullanılmak üzere çıkarma bölgesine intikal eden bir takviye kuvvetini götürüyor olabilirdi.
İlerlemekte olan konvoyu hareketsiz bırakmak için en öndeki aracı vurmalıydık. Bunun için konvoyun ilerleme yönünde ve yolun iyi görebildiğimiz bir noktasını nişan noktası olarak seçtim ve havanı o noktaya yönlendirdim. Vuruş noktası olarak seçtiğim noktaya mermilerin düşeceğinden emin olmak için düzeltme atışları yaptırmam gerekiyordu. Bunu yaparken de düşmanın dikkatini çekmemeliydik, yoksa ateş baskını sürpriz etkisini kaybederdi. Devam eden uçak ve top seslerinden yararlanarak (faaliyetlerimizi örtüyordu) birkaç denemeden sonra, seçtiğim vuruş noktasına mermiyi düşürebildik... Bundan sonra en zor ve en kritik olan atım, konvoyu vurmak için ateşleyeceğimiz merminin vuruş noktasına doğru uçuş süresi ile konvoyun ilerleme hızını senkronize (ikisinin hızını bir noktada birleştirmek) etmekti. Bizim dışımızda ve bağımsız olarak hareket eden bu iki cismi kendi isteğimize göre dıştan fiilen gütmemiz teknik olarak mümkün değildi.
Bilindiği üzere 81mm.lik havan nişangahında önleme sistemi bulunmamaktadır. Bundan dolayı, gerekli önlemeyi silaha değil, mermiye vermeliydim. Denemeler sırasında merminin havadaki uçuş süresini tespit etmiştim. Konvoyun hızını bulmak için yol üzerinde belirgin iki nokta seçtim ve arasındaki mesfeyi tahmin ederek aracın bu mesafeyi aldığı süreyi hesapladım. Ondan sonra yolda nişan noktasına aynı mesafede ve yaklaşma yönünde bir nokta belirleyip bu noktayı "ateşleme noktası" olarak seçtim. Biz elimizden geleni yapmıştık, bundan sonrası Allah'ın takdirine göre gerçekleşecekti... Ve işe konvoyun en önünde ilerleyen araç "ateşleme noktası"na yaklaşıyor. Sandıktan en temiz ve sağlam görünümlü mermiyi seçtik, mermiyi hepimiz içimizden gelen istekle öptükten sonra dolduruşa hazırladık. Havan dolduruşcusu ATEŞ komutunu benden beklerken, ben de komutun bana yüreğimden geleceği inancı ve beklentisi içindeydim. Ve beklenen an geldi... Ben ATEŞ diye bağırdım. Mermi namluya bırakıldı. Ateşlenen mermi hızla namludan fırladı!.. Uçarak giden mermiyi bütün benliğimizle izliyorduk. Onu sanki duygularımızla biz güdüyorduk. Nefesimizi tutmuştuk. Kalbimiz ise durmuştu sanki...Konvoydaki ilk araş "ölüm noktası"na geldi. Eminim o an herkes şunu düşünüyordu: Araç geçecek mi, mermi hedefin üzerine düşecek mi? Bu düşünceler, düşman aracından önce dumanı görmemiz ve patlamayı işitmemizle son buldu... Vurulan araç uçuruma yuvarlanırken biz ikincimermiyi de gönderdik. İkinci araç da vuruldu ve olduğu yerde kaldı. Yol tıkanmıştı... Konvoy bizim için artık "sabit hedef" olmuştu. Kalan hediyelerimizi de öteki arabalara dağıttık!..
Biz de, bize verilen bu görevi yapmış olmanın gururu içinde, gözlerimiz yaşlarla dolu dolu birbirimize sarılarak başarımızı kutladık... Başka görevler almak ve görev sonuç raporumu vermek üzere komuta yerime döndüm...
Son olarak şunu söylemek istiyorum: Muharebelerde önemsiz gibi görlen bazı küçük ayrıntılar, savaşın kaderi üzerinde çok önemli rol oynayabilmektedir. Örneğin, bir düşman takviye konvoyunun zamanında hedefine gitmesini önlemek veya en azından geciktirmek, kazanılacak zafer üzerinde önemli rol oynayabilir."
herkes bana el
nasıl bir yürek yangınıdır bu bir bilsen
buralarda seni sensiz yaşamak
öyle büyük bir dert
bir sonsuz matem
artık, yalnızlığa mahkum ettim beni ben
sen olmadıktan sonra dünyamda
herkes bana el...
S.S.
|