|
Yüreklerindeki duvarları yıkamayanlara...
Ezanın çan sesini koluna aldığı akşamüstündeyiz.İkimiz biribirimizin gölgeleri üzerindeyiz. Dağılsa kirpiklerin en yakın göz, gözlerim.Bastığımız toprak aynı, yediğimiz yağmur, bulandığımız çamur, ağladığımız şair. Bir baca dumanına ne kadar yakınsa o kadar yakınız, ne kadar uzaksa bir ninni annenin dudağına, sapan bir çocuğun haylazlığına, o kadar uzağız. Rengi aynı acılarımız var, tenleri yanık sızılarımız.Tamam, geri döndüremeyeceğimiz barut kokulu yıllarımız. Ama yaparız, yeniden başlarız. Bu coğrafyayı hiç yırtılmamış gibi tekrardan yaparız. Ellerim kuzeyde uçurtmam güneyde kalmaz belki bu çocukluk.

Sansürsüz konuşuruz yaralarımızı. Kazırız, kanatırız, akıtırız. Bütün acı anıların baldırlarını çıplatır, köpüğü uyanınca akdenize bırakır, battıklarına şahit oluruz.Uzun uzun çalarız bakışlarımızı. Çaldıkça mavi yeşil boyası dökülür kapılarımızın, kabuğu soyulur kaplamalarının. Çaldıkça dökülür boyasıyla beraber karanlığı o yılların, düşer. Bir hece gibi düşer, bir ses gibi. Aradan çekilir gibi düşer.
Yağmur paslı bir kapı kolundan farkı yok aslında içimizdeki çatık kaşların. Bizimle ilgisi yok.Bu gözleri torbalanmış sokakların yangınının, suyla hiçbir ilgisi yok.
Çürüyecektir gözyaşımız dinlendikçe yüreklerimiz dizlerimizde, güven. Silkelendikçe ıslak bir mendil gibi kavgalarımızdan, söylenecektir isimlerimiz sevişmelerin de içerisinde. Zenginleyecektir gönlüm gönlümle. Savaş görmüş evlerin duvarlarındaki küfürlerin figürleri, eskiyecektir. Esas içindeki barikatları yıktığında, bu esmer mevsim kendine gelecektir.
Paralel iki çizgi olmaya razıydım seninle, aynı yöne bakan, aynı tarafa yürüyen ama hiç buluşmayan iki çizgi. Hayallerimin içerisine girmeye yasaklı olmana bile razıydım. Ama sınırda arkamızı dönüp, birbirimize bu kadar uzamak niye? Senin memleketin benim memleketimin bir köşesi değil mi? Benim evim senin evinin bahçesinde değil mi? Yön hesapları, mal, mülk, üzerine ev yapılan toprak hesapları..Nerde bunun sevgi hesapları? Nerde yürek üzerindeki barış planları?
İkimiz de birşeylerin bedelini ödüyoruz. Orası kesin. Sınırlar ötesine kimliksiz geçen hanımelinin efkârı bu yüzdendir.Barikatın tam ortasında, kamburlaşmış dikenli tel yüzünden doğamayan tavşan kulağının matemi bu yüzdendir.Bu yazı da zaten benim değil nefesi zeytin gölgeli bir şiirin dizesindendir.
Biz seninle sınır çocuklarıyız. Barış; ezberleyemediğimiz bir şiir gibi kağıtta kaldı. Savaş; evimizin gülüşü çizik bir mermerinde hergün içimize battı. Ne zaman konuştuysa bu tarih ağladı.Yaşanacaklar, güvercinin yaralı kanadında, mermilerin yokladığı dalgın bakışında kaldı.
Ama sen uç güvercin ne olur, bekleyenlerin var, uç. Soranların var, gözleri yollarda kalanların var,uç. Bu sınırlar görüş mesafene girmeyene kadar uç. Duvarlar hafızandan silinene kadar uç, kimliklerimizi değil, 'insan' görene kadar bizleri, o kadar uç işte!...Sonra da gel anlat bize, sonu mutlu biten bir masal niyetine
****************

ŞARKI
son bir şarkı söyle gitmeden
portakal çiçekleriyle dalgalar çiz gönlüme
bahara kanan badem ağaçları
ek yine kapımın önüne
bir bakışını unut aynalarımın birinde
bir sevişini dudağımın dibinde
son bir şarkı döküp gönlüme
öyle git bu hazan mevsiminde
Beste SAKALLI
********************
ALBÜM YAPRAĞI

Bugünkü fotoğrafta Kıbrıs'ta (1958), tarlada pamuk toplayan 13 işçi kadın ve onlara başçılık eden, erkek çalışan(soldan ikinci) görülmektedir. 1970-1980 öncesine kadar Kıbrıs'ın birçok yerinde pamuk ekilmekteydi. Fakat yine de pamuğun çoğunlukla ekildiği yer Karpaz bölgesiydi; hatta bu bölgede pamuk çok ekildiği için köyün adı 'Pamuklu' konmuştu. Mart, nisan aylarında ekilen pamuk, haziran, temmuz aylarında sarı çiçek açar, çiçekler kısa sürede solar ve ceviz büyüklüğünde, olgunlaşması süren kozaları kalırdı. Geçmişte pamuk hasadında kozalar olgunlaşınca elle veya makasla kesilerek toplanırdı. Günümüzde ise olgunlaşıp açılan kozalar makinelerle toplanmaktadır. Kozalar devre devre olgunlaştığı için pamukları toplamak da bir defada değil olgunlaştığı zamanlarda yapılmaktaydı.Çalışan kadın ve erkek işçilerin çoğu, yazın kavurucu sıcağından korunmak için başlarına humayundan yapılan fotoğraftaki gibi bez sarardı.
**********************
Posta Kutusu
Sakın Gelme Zalim
Seni dünyama prenses yaptım
Sen beni kendi dünyamda yaktın
Soruyorum içimden nasıl inandım
Sakın gelme zalim güldüğüm yere
Affetmem ne kadar pişman olsan da
Gelip başucumda dönüp dursan da
Seni o halinle orada gördüm ya
Sakın gelme zalim öldüğüm yere
Mustafa KARAHAN
Yalnızlığın Yalnızlığı
Sapsarı saçlı,
şeker bir kız çocuğunun
en meleksi gülümsemesini tak yüzüne
de öyle gel rüyalarıma
Asla dayanamam ayrılıklara
Mesafelerin en hain tavrı
olsa gerek bu özlem
Neden gittim ki ben
amaç neydi
hayallerimdeki tek gercek sen
benden bu kadar uzaktayken
ve herzamanki gibi
bu kadar severken beni sen..
Neden gittim ki ben
Mehmet D.
**********************
Dünya Edebiyatından
ŞAİR BOZUNTUSU
Saçlarında bahar çiçekleri
Gözlerinde atlas okyanusu
Bende ter
Sende parfüm kokusu
Dudaklarımda ıslak cigaram
Gözlerimde kış uykusu
Ne tutuklanma
Ne de polis korkusu
Şiir yazmak serbest
Yürü ey şair bozuntusu
Yaz yeni baharları
Doğsun ümitlerin en soylusu
Mustafa ÇOLAK
****************
|