|
Yazacaklarımı geçiriyorum aklımdan. Bugüne kadar söylemediklerimi... Hep yazmak isteyip de bir türlü oturup yazamadıklarımı. Bir anda her şey yazılıp, söylenmiş ve bitmiş gibi hissediyorum. Yazacak hiçbir şey kalmamış gibi. Tüm köşe yazarları kalemlerini kımıldatmış, sunmuş sabah haberlerinde spikerler, radyolardaki günün özetlerinde okunmuş ve biz oturup bir köy kahvehanesinde, zorlama bir sohbetle çırılçıplak masaya yatırmış, yorumlamış, yargılamış ve hesabını kesmişiz gibi hayatın. Bu kadar sanki olan biten.
Tekrarlanmış bir hayatı yaşarken gündem yaratacak, heyecanımı önüne katacak hiçbir şey bulamıyorum ilk kez. İlk kez ağzımda iğrenç bir ezber tadını yutkunuyorum. Ezberlediğim ama hala hazmedemediğim bir hayat midemi katlediyor. Bilmek birazdan güneşin kalesinin devrileceğini, bahçedeki elmanın yaprağının düşeceğini, saat beşte şehrin ayak izlerinin hızlanacağını, yürürken kaldırımda yarım bir izmarite basacağımı bilmek, beni hayatın sürprizlerinin ve mucizelerinin kilometrelerce uzağına savurmuş çoktan.
O kadar ezberlenmiş bir hayatı yaşıyorum ki, senaryolarını yazıp, defterlerini dürüyorum umutların ve en ufacık ışıkları bile görmezden geliyorum. Hayatı sürprizlerin eseri yapamıyorum bu yüzden. Burnundan soluyan bir ada benden güzel bir şeyler duymak istiyor, şeytan alıp götürmüş gibi, bulamıyorum bildiğim dillerde o deyişleri. Bir kısım kendini bilmez sözcüklerin istilasına uğramış sesimi susmaya devretmek istiyorum. Suçludur sesim diyorum. Suçludur çünkü barışa dili dönen kanat seslerini bastıran bu sesimdir belki de diyorum, o yüzden duyamıyorum şarkılarını bu gökyüzünün. Nutuk atarken yağmurlara kapkara bir bulut, yağmurun sesini ayağının altına alan bu sesimdir diyorum. Suçludur sesim diyorum, suçludur bir çocuğun sümüğünü yüzünde kurutan o soğuk kadar en az ve gözlerime öksürüp duran bu şehir kadar suçludur sesim. Susmadığım için duyamıyorum belki de hayatın kulağıma fısıldadıklarını diyorum.
***
Kötü yaptık biz kötü, ezberleyip demeçlerin her sözünü, okuyarak her gün o gazetelerin kupürlerini, bir ümit dinleyerek haberleri, iyi öğrenerek her bir şeyi, kötü yaptık. Yürürken meydanlarda, konuşurken Annan'ın planlarını, çoluk çocuk genç yaşlı erken büyüdük bu adada. Erkenden öğrendik okumayı, şimdi sıkıldık tabi sınıflarımızda, bu harfleri görmekten, okumayı aynı yerinden büyük bir hınçla sökmekten sıkıldık. Biz ezberlemiştik çünkü Ali'ye top attırmayı!
Ezber cinayetine kurban gittik hepimiz. Ezberledik ve öldük. Ezberledik ve gördük. Ezberledik ve yitirdik. Biliyoruz çözüm planlarının hep bir sonraki yıla erteleneceğini, grevlerin sonunda birbirimize düşman kesileceğimizi biliyoruz, trafiğin yine can alacağını, üzeri hep örtülecek cinayetlerin şahitleri olacağımızı, bombaların patlayacağını, devam eden mahkeme süreçlerinde projelerin de devam edeceğini biliyoruz. Sonumuzun bile hangi hastalıklara mensup olduğunu kestiriyoruz. Kendimizi nasıl ve neden ve hala zehirlediğimizi biliyoruz çünkü. Ölümün bile adına yakışamıyoruz ölürken. Erken ölüyoruz, hem de kabullenerek.
Şimdi eyleme gitsek kendimize, yakışır! Dava etsek, vazgeçtik kendimizden desek, gene yakışır.
Mucizelerin ve sürprizlerin bir adım önüne geçtik hepimiz. Gerçeklerin üzerindeyiz. O yüzden de hep çocuklukların peşindeyiz. Aslında düşlerin ve o bilinçsizliğin... Bir bebeği gerçek bir bebek gibi görüp ona plastik tabaklarla yemek verirken bir gerçek kadar kurabildiği o hayalin peşindeyiz. Defalarca sevişip kurak vücudundaki tüm boşluklara tükürüğümüzü salmış gibiyiz hayatın, çıkardığımız seslerin hepsi tanıdık. Hayata; ilk günkü gibi, ilk günkü heyecanına bürünerek, ilk günkü bilinmezliği ve içerisinde bize sunduklarını bilmeden koşabilme becerisini yitirdik buralarda.
***
Baba bana masal anlatma! Anne teselli etme saçlarımı! Hansel ve Gretel'in ekmeklerini yiyen kuşlar yedi benim de ekmeklerimi, evimin yolunu unuttum.
Baba bana masal anlatma! Anne teselli etme saçlarımı! Çekil aradan sen de aşk!
Gel Hayat! Hayat sen gel yalnız. Mucizeye benzeyerek, sürprize benzeyerek, memenden süt damlarken ninnilerine, uyusun da büyümesin diyerek gel! Mucizeye benzeyerek, sürprize dönerek, unutturarak ezberimdekileri, hayat, gel. Yendir mucizelere artık bu ezberleri!
SEN'LER
sen
hangi yelin bıraktığı
belli olmayan
feslikan ganimetisin
yüreğime
*
sen
doruklarımdaki
mevsim dinlemez
kar artıklarımsın
'Kar Yanığı' kitabımdan...
'Ben, bakmayı, gözlemlemeyi seviyorum. Hayatın her anında şiir yazılıyor bunları kaçıramam. Şiir bulmak için bakıyorum hayata.Ama şiir bulmanın da bir bedeli var, şiire bakarken her şeyi görüyorsun.İşlenen suçları, ihanetleri, haksızlıkları, vurdumduymazlığı...İşte bu farkındalıktır gözlerimi suçlu kılan.Dünyaya bakıyorum bir de...Soykırımları, savaşları görüyorum baktıkça ve bu yüzden suçlanıyor gözlerim.Aslına bakarsan dünya benim içim gibi boşlukta yaşıyor, boşlukta yaşadığı için de kendinden vazgeçip başkalarına bakarak, sataşarak yaşıyor. Yani anlayacağın iyi olmamı gerektirecek kadar rahat değilim. Olamam da...Çünkü şiirin suyuna batırılan bir yüreğim bir de gözlerim var.'Alaz Edebiya Dergisi/Sayı: 4Onur Akyıl'ın İlker İşgören'le Söyleşisinden
ARMAĞAN
sana armağan ettim
bu gece senindir çalan şarkılar
düşlerimdeki dostlar
yazmaya yeni başladığım şiir
defalarca değiştirdiğim halde
yerini sevdirtemediğim nergis çiçeğim
şehirde bana sevinç borçlu
umut borçlu herkes
her şey
gelecek bahar
mevsimin ilk karı
kendimi şarabın ellerine bıraktığım açık yaz akşamları senindir
sana armağan ettim
bir ömür senindir çığ altında kalan sığınaklarım
dudaklarımı ezerek geçen
emanet elvedalarım
ellerimden kayıp giden hayallerim
hasret işlemeli mendillerim
içimdeki istasyon çığlıkları
tren camındaki hüzünlü yüzler
masum mektupların açtığı ve açacağı derin yaralar
az kıvrımlı gülümseyişlerim
puslu yarın düşüncelerim
yıldızlarımız bir türlü barışmayan şarkılar senindir
sana armağan olsun
her gece daha da büyüyen sessizliğim
kendine yabancılaşan ruhum
bölünmeyi kaldıramayan
bedenim aklım adam dengem gökyüzüm
ne varsa beni sana hatırlatan
ve her hatırlatışında iç çekişine sebep olan
ebediyen senin olsun
benden sana ey sevgili
unutulmaz hatıra olsun
'Bir Sen Vakti' kitabımdan...
|