|
Dişini sıkınca geçmeyecek bir acıdır
'KAYIP BABA'YI BEKLEMEK
Dişini sıkınca geçmeyecek bir acıdır 'kayıp baba'yı beklemek. Çocukların şiirler okuduğu okul bahçelerinin, heyecanla tezahürat yaptığımız futbol maçlarının oynandığı o sahaların, bizi bize kavuşturan bu asfaltların altında, köy yamaçlarında, tarih kitaplarının küllerini savurduğumuz tarlalarda, harnup ağaçlarının gölgelerinde kayıp bir babanın kemiklerinin yattığını bilmek acıdır. Bütün ülkenin topraklarına yayılmış gibidir o en sevdiğin insan. Her sabah; herkesi, her şeyi, her yeri durdurmak istemektir. Altüst etmek istemektir kurlarını bu umarsızca ve hiçbir şey olmamış gibi süren yaşamın, çünkü bu ülkede bulunamamış bir baba vardır bir yerlerde.
Bütün çiçekleri kulaklarına yanaştırmaktır, çiçeklerine kazınmış kokusu 'kayıp baba'nın, bir şey der belki diye. Kökleri derinlere uzanan bir ağaçtan cümleler ummaktır kemikleri gördüğüne dair. Çatlakları dolduran ve yağdığı yerin damarlarını sarsan yağmurlardan bir selam aramaktır 'baba'dan.
Dişini sıkınca geçmeyecek bir acıdır 'kayıp baba'yı beklemek. Zamanla aynı yöne bakamamaktır ve teşebbüs edememektir büyüyemeye asla babası yanında olan bir çocuk kadar. Uyuyamamaktır, babasının dizlerinde bir kedi gibi kıvrılıp, uyanıklığını iflasa sürükleyen bir çocuk kadar. Duyamamaktır, adını babasının sesinden duyan bir çocuk kadar.
Bir ihlal geçir aklından, bir felç geçir, başkasında gördüğün en kötü hüznü, ter içinde sayıklayarak uyandığın bir sabahı geçir. Olmadıysa hâlâ, at ateşe kalemini, gör bir şiirin doğmadan öldüğünü. Bir 'şey' geçir aklından, bir 'şey' ki adı acıdan gelme ama acı'yı çoktan sollamış bir 'şey. Bir kapı tıkırtısını, bir telefonun bağırışını, karanlıktaki ayak izini, yabancı bir sesi ümit yapan bir 'şey'. Bir 'şey' geçir aklından, ümitten soğuyan ama ümit etmekten başka çaresi olmayan birinin hissettiği bir 'şey'.Toprağı dürtüp 'baba kalk' dedirtebilecek bir duyguyu tanımlayabilen bir 'şey'.Bütün binaları tek tek kaldırıp, altına bakabilme gücünü kendinde bulabilme hissini anlatan bir şey düşün. Kayda geçmemiş bir ölüm gibi, kayda geçmemiş bir acıdır 'kayıp baba'yı beklemek. Dişini sıkınca geçmeyecek bir acıdır.
***
Ne garip... Bu beklemelerle, bu acılarla sıyrılıyoruz kimliklerimizden bugün. Kırk yaşına gelsek bile 'kayıp baba'larımızı bir Türk bir Rum gibi değil bir çocuk gibi beklerken, dillerimizi ağızlarımızdan savururken ve sözü gözlerimize devrederken sıyrılıyoruz. Geçmeyen şu yaz'ın üzerine bir kış gibi devriliyoruz, o kırılgan kar taneleri gibi yuvarlandıkça, iki toplumun birbirini anlamadığı manzaraları, örtüyoruz.
Şu beğenmediğimiz acılarla bakabiliyoruz yüzümüze ancak birbirimizin, ne garip. Şu burun kıvırdığımız, ısrarla flört etmekten kaçındığımız şu acılar yapıyor kağıtların, süreçlerin, toplantıların, zirvelerin ve zırvalamaların yapamadığını belki de. Babasının kemikleri bulunamamış bir Kıbrıslı Türk'ün gözyaşı, babasının kemiklerinden haber gelmiş bir Kıbrıslı Rum'un omzuna hiçbir ara bölgeye gerek duyamadan düşerken, anlıyoruz en çok birbirimizi çünkü. Şarkıları, türküleri, şiirleri hepsini susturuyor bir insanın en içinden hissettikleri. Bir insanın acısının sesi dışlıyor tüm müzakereleri. Acımızı en duyduğumuz noktada gizleniyor çünkü barış...Bir insan gibi ve bir insan kadar davranabildiğimiz ve anlayabildiğimiz noktada.Kalıntılarımızda ama yine de inandıklarımızda...Yoklasak yüreğimizin hemencecik altında...
AYNI MEMLEKETTE DEĞİL AYNI MEMLEKETİ YAŞAMAK
Şubatın ikinci haftasında Londra'da, Londra Türk Radyosu ve değerli gazeteci Ertanç Hidayettin'in girişimleri sonucu düzenlenecek şiir söyleşisi ve programlara katılmak üzere Londra'ya gidiyorum. Televizyonda program yaptığım sürece de yurt dışından özellikle Londra'daki izleyicilerden elektronik postalar alırdım. Bu postalardan çoğunda izleyiciler, Kıbrıs'ta basılan herhangi bir kitabı Londra'da bulamadıklarından yakınırdı. O dönemde bazı dağıtımcı şirketleri arayıp sorduğumda, sorunun temelinde, gönderilecek adres ve gönderilen kitaplarla ilgilenecek birinin/şirketin olmadığı yönündeydi. Ne acı ki bugün de hala değişen bir şey yok. Burada basılan kitapların hiçbiri Londra'ya ulaşmıyor.
Oysa burada basılan kitapların; bu coğrafyanın, bu ülkenin nabzını tutan yazılar içermesi dolayısıyla büyük önem taşıdığına inanıyorum. Bu coğrafyanın yazarları; farklı bakış açılarıyla, birikimlerini, anılarını, görüşlerini, araştırmalarını bu kitaplar sayesinde su yüzüne çıkarırlar. Bu noktada bu kitapları okumamak, onlardan haberdar olmamak, ne yazık ki orada yaşayan vatandaşlarımızın gündemleriyle gündemimiz arasına upuzun bir mesafe koyuyor diye düşünüyorum.
***
Geçenlerde özel bir televizyon kanalında Londra'daki Kıbrıslı Türklerle yapılan bir röportajı izledim.Genç bir anne en son üç yıl önce Kıbrıs'a geldiğini söylüyordu, mikrofon uzatılan başka biriyse asla Kıbrıs'ta yaşayamayacağını vurguluyordu..Bir an bu kadar mı başkaları olduk diye ürktüm.Artık Kıbrıs, Londra'daki yeni nesil için yalnızca büyüklerinin anlattığı bir masal mıydı?
***
Ama diğer yandan da uyduda yayın yapan medya kuruluşlarının sayısındaki artışla, yurt dışındaki bu vatandaşlarımızın programlara katıldıklarını, buradaki sorunları daha net gördüklerini ve yorumladıklarına şahit oluyoruz.Yani bir köprü olunca hepimiz birbirimize yürüyoruz.
Bu bağlamda önemli olan aynı memlekette değil, aynı memleketi yaşamak. Uzakta yaşayıp birbirimizden, yaşadığımız süreçlerden doğru şekilde ve şeffaf bir şekilde haberdar olmak. Burada basılan kitapları Londra'daki raflarda görmek için geç bile kaldık. Hiç kuşku yoktur ki bu girişim, bu kitapların yazarlarıyla söyleşileri, ziyaretleri ve temasları da doğuracaktır. Bu konuyla ilgili oradaki derneklerin, ilgililerin buradaki yayımcılarla biran önce iletişime geçmesi gerek. Birbirimizin sanatından, yaşamından ve yazdıklarından daha fazla ayrı düşmemek adına...
Posta Kutusu
Bitsin Sene
Bırak gecip bitsin sene
İki yüzlü bayramlar
Büyülü yaz gelsin gene
Sır perdeleri açılsın sabaha
Ne arkadaş ne de kardeş sevgisi
Açılsın hayatımda yeni bir sayfa
Gurbetin macera kitabında
Bir tek sen kalmalısın hayatımda
Bir de çemberin içinde gurbet
İhtiyacım yok arkadaşa dosta
Yeter ki bu çıkar dünyasında
Herkes ve her şeyden uzak
Beni içten sevginle mutlu et
Zihni Özselmanoğlu
'İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendini ne zannettiğini. Payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.'Tolstoy
|