|
KKTC'de turizm yıllardan beridir ekonominin lokomotifi, öncüsü, sürükleyici sektörü olarak tanımlandı ve öyle olması hedeflendi. Aslında bizim gibi doğa güzelliklerine sahip, güneşiyle, deniziyle ve önemli sayıdaki tarihi eserlerine sahip her ada önemli bir turizm destinasyonu olma adayıdır.
Turizmde tercih edilir bir destinasyon olabilme şansımız özellikle rekabetin giderek kızıştığı bu coğrafyada daha da azalmaktadır. Bir tarafta doğu Akdeniz'de Güney Kıbrıs ve Türkiye güney sahilleri, diğer tarafta başta Tunus ve Fas olmak üzere kuzey Afrika ülkeleri ve orta Akdeniz'de Malta, güney İtalya ve adaları ile Batı Akdeniz de İspanya gibi turizm duayenleri.
Bu örnekler arasında özellikle bizim yapımıza benzer Güney Kıbrıs ile Malta, turizmden müthiş derecede nemalanmıştır. Ekonomilerinin gelişimi, modernizasyonu ve dünyayla bütünleşme sürecine adeta turizm ön ayak olmuştur.
Bugün, nüfusu 400 bin civarında olan Akdeniz'in kayası, Malta, 40 binin üzerinde yatak kapasitesi ile senede bir milyon iki yüz civarında turist ağırlamaktadır. Bu sektörün ekonomiye katkısı milli gelirin %30'u kadarıdır. Özellikle 80'li yıllardan başlamak üzere turizm altyapısının geliştirilmesine önem verilmiş ve bu sayede, konaklama süresi 1985'de 7 gün iken bu rakam 2000'li yıllarda 11 güne çıkarılmıştır. Buna paralel olarak özellikle özel ve devamlı reklâm kampanyaları ile doluluk oranlarını yine ayni dönemde %50'lerden %60'lara çıkarılmıştır.
Güney Kıbrıs'a bakıldığında, 1980'lerin başında 250 bin civarında olan turist sayısı 2006 rakamları ile iki buçuk milyona yanaşmış ve turistlerin harcamaları 2 milyar 100 milyon doları aşmıştır. Doksan beş bin yatak kapasitesine sahip Güney Kıbrıs turizmi, %50'ler civarı doluluk ve 11 günlük konaklama süresi sayesinde ekonomiye büyük istihdam kaynağı oluşturmakta ve milli gelire direk %15 katkı sağlamaktadır.
Kısaca bizlerin rakamlarına baktığımızda, 13-14 bin dolayında yatak kapasitesi, 300 bin turist ve ortalama 5 güne yakın konaklama süresi ile turistik tesislerimizde %40'lık doluluk oranına sahip olduğumuzu görmekteyiz. Bunların toplam net getirisi ise 2005 rakamlarıyla 320 milyon dolardır.
Şimdi burada bu rakamların detaylı analizini yapmak istemiyorum. Rakamlardan da rahatlıkla görüleceği üzere turizm istenilen başarıyı elde edememiştir. Peki, ama bu başarısızlığın temelinde tanınmamışlık, izolasyonlar, direk uçuş sorunu mu yatmaktadır? Cevabım, bir yere kadar evet. Mutlaka izolasyonların, tanınmamış olmanın etkileri vardır ve bunların üzerine sistematik bir şekilde gidilip olumsuz etkileri minimize edilmeye çalışılmalıdır. Gerekirse bu çerçevede girişimciler de desteklenmelidir.
Fakat bana göre turizmin iki temel sorunu vardır. Bunların birincisi turizmde biz hiç büyük düşünüp, hedefler belirleyerek gerçek anlamda stratejik turizm planları geliştiremedik. İkincisi, ki bu daha da önemli, bizlerin böylesi önemli bir sektörün sorunlarını yönetecek ve yaratıcılık kapasitesi ile aşabilecek liderlere sahip olmamamızdır.
Bizlerin, özellikle turizmi Hükümet değil Devlet politikası olarak düşünmemiz ve gereklerini yerine getirmemiz gerekir. Lokomotiftir diyoruz ama lokomotifin rotasını yani hedeflerini belirlememişiz. Bu hedeflere ve amaçlara erişmek için gerekli stratejik geliştirme veya aksiyon planlarını hazırlanmasında başarılı olamamışız. Onun için değil midir ki hâlâ daha turizm örgütünü oluşturup, turizm yönetiminin siyasi baskıdan arındıramadık. Yani vizyon yok, hedef yok.
Bugün turizme gerçekten önem veren ülkelerin hepsinin masalarında en az 5 beş yıllık turizm gelişim stratejik / master planları vardır. Hedefler belirlenmiş ve bu hedeflere ulaşmak için gereken stratejiler ve aksiyon planları hazırdır. Bunun ötesinde, performansı ölçmek için belirlenen rakamsal hedefler; turist sayısı, yatak kapasitesi, konaklama süresi ve doluluk oranları vb. düzenli bir şekilde ölçülmekte ve gereken tedbirler alınmaktadır.
Bunun için bir ana önce bizlerin de daha önce yapılmış master plan çalışmalarından da yararlanarak turizmdeki vizyonumuzu belirlememiz gerekmektedir. Bunun ötesinde belirlenen hedeflere ulaşmak için ana strateji üzerinde durmamız gerekmektedir.
Bunlar için pazarlama stratejisi, (pazar hedeflemesinden, öncelikli pazarlamaların belirlenmesi, hava ulaşım, haberleşmeye kadar), ürün stratejisi (kitle, özel ilgi, bunlar için gerekli altyapı yatırımları, konaklama) ve kalite ile katma değer stratejilerini (sürdürülebilir bir turizm için) iyi belirlememiz gerekmektedir.
Tabi ki bu anlatmaya çalıştıklarımı başarmak için turizmde liderlere ihtiyaç vardır. Bu aşamada idareci değil problemleri iyi yönetebilecek, yaratıcı fikirlere sahip profesyonel, liderlere ihtiyaç vardır. Artık bu yılı kaybettik / kaybetmedik, gelecek yılı kazanacağız değil, gelecek beş - on yılda nereye gidiyoruz bunları konuşan liderlere ihtiyacımız vardır.
Eğer gerçekten tercih edilen bir turizm destinasyonu olmak istiyorsak ve mademki bugüne kadar denenen yöntem pek istenilen başarıyı sağlamamıştır, artık bizlerin turizm yönetiminde değişimi düşünmemiz gerekmektedir. Dünya örnekleri bizlere bunun ancak turizmin gerçek anlamda bir Devlet politikası haline getirilerek, turizm yönetiminin bağımsız bir otorite ile liderler tarafından yönetilmesinden geçtiğini göstermektedir.
|