|
Kıbrıs sorununa kalıcı bir çözüm bulma uğraşları neredeyse yarım asırdır devam etmektedir. Geçen bu uzun zaman içerisinde değişik antlaşmalar ve önemli girişimler olmasına rağmen, sorun aşılamamıştır. Dünya tarihinde Kıbrıs hep sorunlu bir ada olarak yer almıştır. Kıbrıs, özellikle Kıbrıs Türkleri için yeşerip de solmayan bir sorun olmuş, yıllarca belirsizliklerle yaşanmak zorunda kalınmıştır.
Son gelişmeler; Güney Kıbrıs'taki seçimler, bu yıl yeniden müzakere masasının kurulacağını işaret ediyor. Bu yalnızca iki tarafın siyasetçileri tarafından değil, uluslararası topluluk temsilcileri tarafından da seslendiriliyor.
Kemikleşmiş bu soruna bir çözüm bulma yolunda yeni umutlar var! Tabii ki kurulacak bu müzakere masasının artık son olması ve gelecek nesillere sorunsuz bir gelecek bırakılması herkesin arzusudur. Yalnız, biz Kıbrıslı Türler olarak, yarın bir anlaşma olacakmış gibi her zaman hazır olmalı ve aynı zamanda da, bu adada ömür boyu bir anlaşma olmayacakmış gibi kendimizi geliştirmeliyiz.
Peki ama biz bu iki olasılık için gerekenleri yapıyor muyuz? Yani Kıbrıslı Türkler olarak yarın bir müzakere başlayacak olursa buna yönelik hazırlıklarımız var mıdır? Yüksek bir olasılıkla, Annan planında olduğu ve 8 Temmuz belgesinde de ima edildiği gibi, komiteler kurulacak ve çalışmalar yapılacaktır.
Güney Kıbrıs'tan ikinci tur cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili gelen haberler bizlere kurulacak olan müzakere masasının Annan Planı dönemine göre daha çetin olacağını göstermektedir. Adı üzerinde bir "müzakere" yapılacaktır. Al-ver süreci mutlaka iki kesimin kırmızı çizgileri çerçevesinde yaşanacaktır.
Bu müzakerelerde başarılı olma ve masadan memnun kalkmanın bir gerekliliği de müzakerelere esaslı bir şekilde hazırlanmaktır. Annan Planı müzakere döneminde, bizlerin ne kadar eksiği olduğu, müzakereler için beşeri kapasiteler olarak ne kadar yetersiz kaldığımız malumunuzdur.
Hatırlıyorum da müzakere ettiğimiz ekonomik komitelerde Türk tarafının karşısında, AB üyelik sürecini tamamlamış, AB yetkilileriyle yıllardan beridir müzakere eden bürokratlar vardı. Ve bu bürokratların tümü ilgili bakanlık ve kurumlardan idiler. Türk tarafında ise bu tam da böyle değildi. Bizim komite üyelerimiz böylesi bir hazırlık dönemini yaşamamış, tecrübesi olmayan ve çoğu da kamu dışından gelmiş, akademisyen ve özel sektör temsilcileriydi. Tabi yine de bu süreç, kamu sektöründe büyük bir silkinme yaratmış ve yaratılan sinerji (görevdeşlik) ile epeyce yol alınmıştı.
Bir bakanımızın "Belki de Rumların hayır demesi bizim ilerdeki muhtemel bir müzakereye daha iyi hazırlanmamıza fırsat sağlayacaktır" söylemi her müzakere konusu açıldığında anımsadığım bir sözdür.
Ne yazıktır ki böylesi bir hazırlık henüz yapılmamıştır. Aslında bu bahsettiğim hazırlık süreci, bir anlaşma olmasa bile Kıbrıs Türkünün geleceği için yapılması gerekenlerdir; yasaların AB mevzuatına uyumlaştırılması, kamu reformu ve benzeri meselelerdir. Rum tarafı Annan Planına evet deseydi, AB mevzuatı Kıbrıs Türk kurucu devlet tarafında da uygulanacaktı. Sonuçta birleşik bir Kıbrıs AB üyesi olacaktı. Şimdiki gibi yalnızca Güney Kıbrıs üye olmayacaktı.
Dolayısıyla AB mevzuatının bire bir uygulanması ve geçiş döneminin olmaması sosyal, ekonomik ve diğer alanlarda belli sıkıntıları beraberinde getirecekti. İşte referandum sonrası bunu bir fırsat bilip zamanı da iyi kullanarak gerekli mevzuat uyumunun yapılması gerekirdi. Ne yazık ki geride kalan 4 yıla yakın sürede arpa boyu yol alınamadı.
Kim ne derse desin, nereden başlanırsa başlansın, Annan Planı ve onun ekleriyle oluşan dokuz bin sayfayı aşan dokümanlar müzakerelerde referans olarak kullanılacaktır. İşte bu bağlamda Kıbrıs Türk tarafının, yarın müzakereler başlayacakmış gibi hazırlıklara başlaması gerektiği görüşündeyim. Daha önceden çalışılmış olan komitelerin yeniden toparlanması ve görev bölümü yapılarak müzakerelere hazırlanılması gerekir. Bu özellikle kamuda yeniden bir sinerji ve dinamizm yaratılmasına neden olacak ve aslında Kıbrıslı Türklerin hayat standartlarının da iyileştirilmesi yönünde adım atılmış olacaktır.
|