“Yüzleşme” adıyla yayımlanan kitaplar

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   4 Şubat 2012, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

   Bizde, yani KKTC’de ilkin Kadri Şah’ın nataşalar üstüne yazdığı Yüzleşme adlı kitabı  2007’de yayımlandı. İki yıl sonra da (2009) Tufan Erhürman’nın aynı adla romanı yayımlandı.
   Internete girip bir bakayım dedim. Hay bakmaz olaydım. Aynı adla yayımlanan, gerek telif gerekse çeviri kitapların sayısı onun üzerinde.
   Birkaçını yazayım:
   Nicolas Brown, 2010, Alef Yayınevi
    Sandro Veronesi, Ekinm 2002, Doğan Kitap, Çeviri: Nihal Önal
   Nora Roberts, Temmuz 2008, Epsilon Yayınevi, Çeviri: Hülya Yavurgalı
   Julietta Fay,  2011, Ephesus Yayınları
   John Von Düffel, 2010, Anemon Yayınları, Çeviri: Suna Alemdar
  Hannah Montana (Diğer adıyla Miley Stewart) ,  Hannah Montana 2 Yüzleşme, Doğan Egmont Yayınları, 2011.
Bunların yanı sıra telif birkaç roman da çıkıverdi karşıma:
   Uğur Koşar, Ganj Kitap 2010
    Rana Demiriz, Gölgedeki Işıklar’ın 2. kitabı: Yüzleşme, 2011
   Mehmet Nuri Erken, İkinci Adam Yayınları, 2010
  Bu  başlıklar yanında Yüzleşme sözcüğünü kullanıp yayımlanan kitapları sayısı da bir hayli. Birkaç örnek istiyorsanız; Yüzleşme Yalnızlığa Yenilmeyen Toplum Aleviler, Cemal Canpolat, tarih, Markiz Yayınları, 2011; Küçük Mor Yüzleşme Kitabı – Kendinizle Yüzleşin, Kuraldışı Yayıncılık.
                                                ***
   İnternette bir yerde bizdeki Kadri Şah’ın Yüzleşme’si verilirken karşısında M. Serhan Gazioğlu da yazılmaktadır. Kitabı görmedim ama  Kadri Şah’ın ilk iki kitabını Utku Karsu resimlediğinde hareketle bu kitaptaki çizimler de  M. Serhan Gazioğlu’nun olmalıdır.
   Yüzleşme adıyla  bunca kitap yayımlandığına göre “Yüzsüzleşme” adıyla kitap çıktı mı?  İnternete girip bakmadım. Çıkmadıysa birileri yazar herhalde, Kitabın baş kişileri de kimler olur dersiniz?

Mehmet Boyacıoğlu İsyanı (1685-1697)
   XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren ve XVII. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu örgütü bozulmağa başladı. Bundan yararlanan Kıbrıs’taki çıkarcılar orduyu valiye karşı isyana kışkırttılar. İsyancılar başlarında bulunan subayları öldürdü; üstlerine gönderilen güçler isyanları bastırıp bir daha isyan etmeyecekleri sözünü aldılarsa da bu söz pek tutulmadı.
   Mehmet Boyacıoğlu, birbirine karşı olan, devlet yetkesini tanımayan kişilerin başına geçerek başlattığı isyanı bastırmak amacıyla İstanbul’da Çolak Mehmet Paşa yönetiminde bir ordu gönderildiyse de Çolak Mehmet Paşa asilere karşı giriştiği tenkil (Tenkil: Kamuya dokuncalı kişi ya da topluluğu başkalarına korku ve ibret verecek biçimde cezalandırma, ortadan kaldırma) hareketinde başları sağlayamadı. Çolak Mehmet Paşa bu başarısızlık ardından güçleriyle beraber güvenlikte olmak için Kubatoğlu Çiftliği’ne (Bu çiftlik güneydoğu Lefkoşa’da, Larnaka Polis İstasyonu’yla İngiliz Mezarlığı arasında son yıllarda Kupati diye bilinen yerdeydi.) yerleşerek Bâb-ı Ali’den yardım istedi. Bâb-ı Ali, Cuhutoğlu (ya da Çifutoğlu) Ahmet Paşa (ya da Halepli Ahmet Paşa) yönetiminde, Karaman’dan toplanan yeni güçler gönderdi. Ahmet Paşa, Akantu (şimdilerde İskele ilçesinde Tatlısu) karaya ayak basar basmaz, beklemeden güçleriyle Değirmenlik’e ilerleyip orasını yeldeğirmenleriyle ele geçirdi. Mehmet Boyacıoğlu, Ahmet Paşa’nın ordugahını Değirmenlik’te kurduğu haberini alınca Lefkoşa’ya yerleşip kentin kapılarını kapatarak savunmaya hazırlandı. Ahmet Paşa harekete geçmeden Boyacıoğlu’na teslim olmak çağırısında bulundu., önerisi hayırlanınca kentin yollarını kapattı, ardından Lefkoşa’ya verilmekte olan unu kesti.
    Kimi tarihlerde bu kuşatmanın iki ay sürdüğü yazılmaktadır. Süre ne olursa olsun, Lefkoşa’da susuzlukla açlık başlayınca Mehmet Boyacıoğlu’nun yandaşları kentten gizlice kaçarak Ahmet Paşa’ya katılmağa başlamazlar mı?  Bu arada Ahmet Paşa, isyancıların başlarının kaçamaması amacıyla tüm limanlara adamlar gönderip önlemler aldırdı ve ani bir baskın yaparak hem Mehmet Boyacıoğlu’nu hem de adamlarını yakaladı. Bir Fıransız kadının Boyacıoğlu’nun canının bağışlanması için çok para önermesine karşın tümünü idam etti.
   Kimi tarihlerse Mehmet Boyacıoğlu’nun yakalanmasını başka türlü anlatmaktadır:  Cuhutoğlu Ahmet Paşa, Lefkoşa’yı kuşattıktan sonra Boyacıoğlu’nun kentten salimen çıkıp gidebileceği haberini iletti. Sonra muhafızlarıyla Lefkoşa’dan çıkarak Lefkara’ya oradan Lefke’ye gitmekte olan asi lideri izledi. Boyacıoğlu, Lefke’den Cikko’ya, oradan Baf’a, Baf’tan Girne’ye, sonra Mağusa’ya, sadece 6 adamıyla Mağusa’dan Pile yoluyla Larnaka’ya kaçtı. Larnaka’dan Leymosun’a geçmek isterken Gilan’da yakalandı
   . Bir Fıransız kadınının hükümete büyük tutarda para vermeği önermesine karşın Lefkoşa’ya getirilip geceleyin  asıldı ve ertesi sabah çenelerinden, kancalara asılmış olarak adamlarıyla birlikte teşhir edildi. Tüm taraftarıyla birçok asi liderler yakalanarak öldürüldü.
     İşin ilginç yanı Halil Fikret Alasya’ya göre “Boyacıoğlu isyanını bastıran Cuhutoğlu da katlettirildi.”.

Kültür Dairesi ve yayımlanan kitaplar ve gerisi
   Bir zamanlar Kültür Dairesi bağlı olduğu bakanlığa ve adına uygun olarak kitap yayımlamaktaydı. İlklerinde burada, sonralarda TC Kültür Bakanlığı katkılarıyla Türkiye’de basılan, dikişli olan kitapların yayımlanmasından vazgeçiliverdi ve daire yalnızca dernek/birlik/kurumların sunduğu onayladığı kitapları yayılmamağa baladı. Yani herhangi bir sanatçı/yazar tek başına hiçbir yapıtına karşılık katkı alamamaktadır.  Derneklere Yardım Tüzüğü bunun için hazırlanmıştır. Bir ara ilgili daire ilgilileri derneklere kitap yayımında katkı yanı sıra kişilere de yardımda bulunacak şekilde tüzükte değişiklik yapılmasına gidileceğini duyurdularsa da bunu gerçekleştirmediler ya da gerçekleştirmek istemediler.
     Kültür Dairesi  bir zamanlar “şiir geceleri” de düzenlemekteydi. Ondan da vazgeçildi ve son zamanlarda bunu değişik adlar altında derneklere/birliklere/kurumlara bırakıverdi.
     Kitap yayımı yanında daha öncelerde yayımlanan ve yayımlarından vazgeçilen dergilerden çok sonra Defne adlı bir dergi yayımlamağa başlayan Kültür Dairesi, öyle görünüyor ki bundan da vazgeçmek niyetindedir. KKTC Devlet Basımevi dururken bir kültür/sanat gazetesi ya da dergisini zamanında yayımlamayan bu daire oldu olacak….
     “En iyisi yazıyı sonlandırmamak ve beklemektir” mi dersiniz?

Venedik Sarayı
(Palazzo del Providitore) 
 Gazimağusa kentinin ortasında, Lala Mustafa Paşa Camisi karşısında olan bu saray Lusignanlar tarafından XIII. yüzyılda inşa edildi. Kıraliyet sarayı olup II. Peter’in 1369’da başlayan saltanatına dek Kıbrıs kıralları burada oturmaktaydı. Bir yersarsıntısı sonucu yıkılarak orijinalinden günümüze hiçbir şey kalmadı. Şimdiki kalıntılarsa XVI. yüzyılın başlarından kalma geniş L şeklinde yapıya sahip, batı kısımında 3 kemerli bir girişi vardır. Bu üç kemerin yanlarında görülen sütunlar Salamis’ten getirilip dikildiydi. Ortadaki kemerin üst kısımındaki arma 1552’deki Kıbrıs yöneticisi Giovanni Renier’indir.     
   Türk döneminde Osmanlı İmparatorluğu’nun bir hapishanesi olarak kullanıldı. İngiliz dönemindeyse polis karakolu, hapishaneydi. Namık Kemal Zindanı, Namık Kemal Müzesi sarayın avlusundadır. Zindanın yanında St. Fıransis (Francis) Kilisesi hizasında, sarayın ortalarında olan, dünlerde taş toplar vs.’yle doldurulan, son yıllarda temizlenen yeraltı odasının karşıdaki St. Nikolas (Nicholas) Katedrali (Bugünkü Lala Mustafa Paşa Camisi) bir dehlizle bağlı olduğu söylenilmektedir.    

Garilli Deresi ve Köprülü Camisi
   Ünlü Köprülü ailesinden Köprülü İbrahim Ağa (Hacı İbrahim) tarafından 1825’te yaptırılan Köprülü (Camii Cedit, Dere Camisi) Camisi  kent içerisinden bir kolu geçen Garilli Deresi’nin taşmasıyla yıkıldı. Bana Köprülü sülalesinden yaşlıların verdiği bilgiye göre bu  dere taşmasıyla camide minberin bulunduğu yerdeki bir çekmecede bulunan Köprülü soyağacını (seceresini) gösteren belge sulara karışıp yok oluverdi.
  Bu tarihteki dere taşması öylesine etkiliydi ki çevredeki birçok evi sular bastı. Cadde Cami Cedit denilen çıkmaz sokakta Kemeraltı (1974 sonrasında Rumlar bu tarihsel Kemeraltı’nı ve tüm sokaktaki evleri saptayamadığım bir tarihte yerle bir ettiler)’nı geçtikten sonra en sonda bulunan evimizin avlusunda ben küçükken var olan kocaman bir taşın annemle babamın deyişlerine göre Garilli Deresi’nin taşmasından oraya geldiydi. Derenin etkili oluşu yalnızca Türk bölgesinde kocaman iki köprünün oluşundan belliydi. Bunlardan birisi yakınında Hacı Yahya Kahvehanesi’nin bulunmasından kaynaklanan Hacı Yahya Köprüsü ya da bu köprünün iki yanında var olan ikişer fenerden ötürü Dört Fenerler Köprüsü ( Okur “4 fenerler” deyiminin Türkçe’ye aykırı olduğunu fark etmiştir sanıyorum. Burada “ler” eki fazladır. Dört Fenerli Köprü denilse belki de daha iyi olurdu.) denilen köprüyle Köprülü Camisi’nin yakınındaki köprüdür. Bu iki köprüden başka Gazi Paşa Caddesi’nin Köprülü Camisi’ne bakan kısımından itibaren Soğuksu Mahallesi’ne doğru yeni yol yapıldıktan sonra bu mahalledekilerin geçişlerini sağlayacak tahtadan üçüncü bir küçük köprünün yapıldığını da belirtmeliyim.
   Leymosun’un içerisinden geçen bu derenin yeni yol yapımından öncelerde kış aylarında gürül gürül aktığını anımsıyorum. Köprülü Camisi yanındaki köprü 1960 sonrası daha da genişletildi. Bu genişletmeden çok önce Garilli Deresi’nin bu kolunun Leymosun’a  zarar vermemesi için akışı tamamen  Çiftlikler yöresindeki öteki kola değiştirildi.
     Sir Robert Biddulph, Kasım 1880’de Leymosun (O, Limassol demektedir)’dan 3 ½ mil ötedeki Polemidya’das 3 saat durmaksızın yağan yağmurun (6 inç yoğunluğunda) Garilli vadisinden Leymosun’a sel halinde akarak birçok evi yıktığını ve ölümlere neden olduğunu yazmaktadır. 
    12 Şubat 1881 yılgünlü The Graphic’te yazdığına göre Kasım 1880’de Kıbrıs’ın güneyindeki Leymosun kasabası çok zarar gördü ve halkı sıkıntıya uğradı. Noel öncesi gece ve gündüz yağmur yağdı. Yağmurun devam ettiği son gecenin  ertesi günü öğleden önce saat 10’da Garilli Deresi  10 ayak yükselerek yatağından taştı. Bu taşmayla derinliği 3 ve 7 ayak olan bir sel Leymosun’un orta ve batı kısımlarını adeta perişan etti. İngilizler erken hareketle bu taşkından halkı kurtarmağa çalıştılarsa da 8 veya 10 kişi suyla sürüklendi, 60-70 ev yıkıldı, 100’e yakın evse oturulmaz, yıkılacak duruma geldi. Polemidya’daki Kamp’taki 35’inci askeri birlikte yağışın 3 saatte 6 inç olduğu saptandı.     
Garilli Deresi’nin akmasından etkilenen, caminin doğu yönünde bulunan minarenin tehlikeli bir hal alması üzerine 1896’da zamanın padişahı İngiltere’ye baş vurarak minarenin onarılmasına izin verilmesini istedi. Kıbrıs
valisinin izinleriyle Köprülü Hacı İbrahim torunlarınca minare aynı yıl içerisinde gereken yapıldı.
   Garilli Deresi’nin bir kolu Leymosun içerisinden geçerken diğer bir kolu da Çiftlikler denilen yöreden geçmekteydi. Herhalde sözü edilen taşkından sonralarda ilgililer gerekli birtakım değişikliklerle derenin yalnızca Çiftlikler yöresinden akmasını sağladılardı. Buna karşı kimi kışlarda Leymosun’un Türk bölgesinden geçen derenin aktığını demeliyim.              

   341 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder     Paylaş Share/Bookmark

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
12 Mayıs 2012, Cumartesi   Vasiyet
05 Mayıs 2012, Cumartesi   Roma’nın Kıbrıs’ı zapt ediş nedeni
28 Nisan 2012, Cumartesi   İnönü, Bulgaristan Elçiliği’nde mahsurken
21 Nisan 2012, Cumartesi   Zirzirolar
14 Nisan 2012, Cumartesi   Gül Hırsızı
07 Nisan 2012, Cumartesi   Leftari Kalesi
31 Mart 2012, Cumartesi   Sergideki Melez Kız
31 Mart 2012, Cumartesi   Şevket Gedikoğlu
31 Mart 2012, Cumartesi   Leftari Kalesi
24 Mart 2012, Cumartesi   Girne Kalesi