Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
Üvey baba zulmü
Cinayet zanlısı intihara teşebbüs etti
Soyer: Umutluyuz / Ertuğruloğlu: Çözüm olmaz
Gönyeli'nin feryadı
Pars ve Miroğlu anılıyor
Hande Yener plakçısı Erol Köse ile yollarını ayırdı
Rum öğretmenler genelgeden memnun
Romeo ve Anna Kiss çifteleyecek
Yanlış Maraş raporu gönderildi iddiası
Bolt şans tanımadı
"Mete Adanır Stadı, Girne takımlarını kurtaracak"
Tenis'te yarı finalistler belli oldu
" Sivas 93" sahnelendi
Yenikent basketbol ile coştu
Play-offlarda haftanın programı
Maçlar farklı geçiyor

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Beşte bir

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   14 Temmuz 2007, Cumartesi Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Ah bu televizyon kanalları! Ne zaman televizyonu açsam bulduğum kanalda dizi filmlerden birisi gösterilmiyorsa çok kez karşımda kırk yıl düşünsem usuma gelmeyecek öyle görüntüler çıkıyor ki el aman! Hele çoğu haberlerde ölümler, afetler, kötü mü kötü bazan da kötünün iyisi olaylar verilmiyor mu; televizyonu açtığıma bin kez peşiman oluyorum. Bunların bir kez görünmesi yetmezmiş gibi bu haberleri defalarca tekrarlamıyorlar mı, televizyonu kırasım geliyor. Şimdi içinizden biri:

- "Yahu" demiştir, "televizyonun kabahati ne?"

Haklısın ey okur! Televizyonu kırıp milyonlarca zarara girmek "akıl kârı" değil ki! Nasıl olsa bir gün akım kesilip tekrar gelince televizyonun bozulacağı kesin. O zamana dek bu ezgiyi çeker; televizyon bozulduğunda onartmam, olur biter.

Bir başka okur bu anda:

- "Onarmağa mecbursun." demektedir, "Hanımın dizileri n'olacak?"

Doğru. İstersen gel de onarma ve muhalif politikacılardan birisinin meclisteki hükümeti eleştirirken konuştuğu uzunlukta söylevi dinlemeğe razı ol!

Geçenlerde kendi kendime şöyle dedim:

- " En iyisi bu mereti açmamak. Başkası açtığındaysa seyretmemek, kitap okumak. Kıyamet kopmaz ya!

Baksana birçok insan sabahtan akşama, evde bulunduğu saatlerde, habire seyrediyor; mümkün olsa yüznumaralara bile televizyon koyacaklar. Buna karşın kitap okumağa zamanları olmadığını, okuyamadıklarını diyorlar. Ben de onların inadına televizyon seyretmesem kısasa kısas mı olur acaba?"

Nedir kararımı uygulayamadığımı itiraf etmeliyim. Televizyon seyretmek, sigara içme tiryakiliğine benzemektedir. Sigara tiryakisi nasıl kolayına sigaradan vazgeçemiyorsa gün geçtikçe ilerlediği, uslandığı söylenen insanoğlu uygarlığın kanıtlarından biri saydığı televizyon seyretmekten vazgeçememektedir. İnsanoğlunun ilerlediği düşüncesini kabulleniyorum da uslandığını bir türlü kabullenemiyorum. İnsanoğlu uslansaydı bunca savaşlardan, felaketlerden sonra savaşları sürdürür müydü? Adamızda şu "barış, barış" diyenlere doğrusu şaşıyorum. Yahu barışı istiyorsunuz istemesine de barış istedikleriniz habire silahlanıyorsa barış nasıl olacaktır? Söylesenize!

Bunları hiçbirinizin tanımadığı o kadim dostum Ahmet Hulusi'yle de konuştum. Ahmet Hulusi, barıştan ve televizyon seyretmekten vazgeçilemeyişinden söz ettiğimde bana:

- "Bir düşünsene hoca!" dedi, "Her şeyin karşıtı yok mudur? Vardır. İyinin karşıtı kötü, güzelin karşıtı çirkin, açlığın karşıtı tokluk vesaire. Barışın karşıtı savaş olduğuna göre ve iyi olan, yararlı olanların kötü saydığımız karşıtlarını yok etmedikçe o iyiler istenildiğince, istediğimizce var olmayacaktır?"

- "Yani" dedim Ahmet Hulusi'ye, "barışın olması ve sürekliliğini sağlamak için savaşın olmaması gerek."

- "Doğru." dedi Ahmet Hulusi gülümseyerek, "Sözlüklerden silinecek, yalnızca soyut kavram olarak kalacak savaş sözcüğü şimdiki anlamıyla somut olarak var oldukça; şu dünyamızda barıştan birçok yerde özlem olarak söz edilmesine devam edilecektir ama dünya ülkelerinin tümünde barışı görmek mümkün olmayacaktır."

Ona burada içinizde ikide bir Kıbrıs'taki Rum toplumuyla barış olmasını isteyenlerin karşısında olanlar gibi:

- "Yani" dedim, "burada, Kıbrıs'ta da tam anlamıyla barışın olması mümkün değil midir?"

- "Öyle bir şey demedim ki!" dedi Ahmet Hulusi ve bunu söylüyorken bıyık altından kıs kıs güldüğünü yüz ifadesinden anladım.

- "En iyisi" dedim Ahmet Hulusi'ye, "barıştan söz etmek yerine anlaşmadan söz edelim. Dibelik Kıbrıs'ta şimdi savaş mı vardır? Türklerle Rumlar kavgasız, gürültüsüz yaşamlarını sürdürdüklerine göre savaş yok demektir. Savaş, kavga olmadığına göre barışı istemek olsa olsa savaşı istememek, savaşmağı taahhüt etmek için anlaşmaya varmak en iyisi, en doğrusudur."

Yahu, nereden nereye! Doğrusu bu konuşma arap çorbasına benzedi. Sahi, dil alışkanlığıyla arap çorbası diyoruz ya bunu söylerken, her ne kadar yıllar öncesi, 1930'lu 1940'lı yıllarda Araplar'a parayla kız vermişsek, kaçta kaçımız arap çorbasının nasıl olduğunu bilmektedir. Örneğin ben bilmiyorum. Birçok kez sorduğum çevremdekiler de bilmiyor. Şimdi hiç işim yokmuşçasına yemek kitaplarını mı karıştırayım? Geçenlerde üniversitelerimizde 40 bin öğrenci olduğunu ansızın açtığım televizyonda hayretle duydum. Bu tanıtım filiminde dinlediğim öğrenciler içerisindeki Araplardan birkaçını bularak şu arap çorbasının nasıl olduğunu mu sorayım?

Savaş, barış konuşmasına devam etmemek için Ahmet Hulusi'ye:

- "Biliyor musun" dedim, üniversitelerimizde 40 bin öğrenci okumaktadır."

- "Öyle diyorlar." dedi Ahmet Hulusi, Yani buna göre nüfusumuzda her beş kişiden biri üniversitelidir."

Bu televizyonda da söylenildiydi. Ortaokula henüz başlamamışları çıkarsak ortadereceli okullarımızla beraber üniversitelerimizdeki öğrenci sayımız kaça ulaşır bilemem. Bilmediğim bir başka şey her yıl bilmem ne kadar mezun verdikleriyle övünen üniversite ilgililerinin ülkemizde kalan mezunlarından kaçta kaçının iş bulduğunu, ekmek parasını çıkardıklarını söylememeleri, söyleyememeleridir. Merak ettiğim ama bir türlü göremediğim bir diğer noktaysa bu 40 bin öğrencinin ders kitaplarının dışında ülkemizde yayımlanan kitaplardan kaç kitap okuduğudur.

Ahmet Hulusi'ye bunları da söyledim. Niye söylemeyeyim? Ağzıma kilit vuran mı var? Boşuna "Ağzı olan konuşuyor" dememişler; insan gerçekleri de konuşuyor, yalanları da. Baksanız a politikacılarımız mecliste, miting meydanlarında habire konuşuyorlar. Sanki her biri susmayan birer makineli tüfek. Söylüyorlar söylemesine de 1974'ten beri dediklerinin beşte birini olsun yapsalardı, bunların arasında çözümledikleri elektrik sorunu da olsaydı, şimdi böyle mi olurduk?

- "Ne var halimizde?" diyor ve şöyle devam ediyorsanız bana söz düşmez, "Beylerbeyleri gibi yaşıyoruz işte! İnşaat sektörünün gelişimine baksana! Habire evler, apartmanlar yapılıyor. Böyle giderse adamlar gökdelenlerden bile yapacaklardır. Sonra şu üniversiteler ve 40 bin öğrenci."

Üniversitelerimizde 40 bin öğrenci oluşuyla övünüyorlar övünmesine ama bunların, tekrar ediyorum, kaçta kaçı ders kitaplarının dışında ülkemizde yayımlanan kitapları alıp okumaktadırlar? Nüfusumuzun beşte biri olan bu öğrencilerin beşte biri yayımlanan kitaplardan alsa bu sayı 8 bin olmaz mı? Yılda 8 kitap yayımlansa ortalama her kitaptan bin adet satılmaz mı? Bin satışsa bir kitabın basımevi ücretini hadi hadi karşılamaktadır. Bu öğrencilerin bu denli katkıda bulunmaları karşısında yazarlar, yayımcılar zil takıp göbeklerini hoplata hoplata oynamazlar mı?

Ben de ortadereceli okullarımızla üniversitelerimizin yazın (edebiyat) bölümünde okuyanlarla okutmanların büyük çoğunluğu bile burada yayımlanan kitaplara karşı ilgisizken; yazın bölümlerinin dışındaki bölümlerde okuyanların kitaplarımızı alıp okumalarından söz ederek düş kuruyorum. Ardındansa kalkıp bu öğrencilerle okutmanlarının çoğunun bu yazdıklarımı okumayacaklarını bile bile bir de öykü yazıyorum.

Dediklerim gerçek olmasa ve beni utandırtsalar ne iyi olurdu.

Bir papazkıral: Kiniras

Sandakus adlı birisinin Kıbrıs'tan Kilikya'ya giderek oranın bir kıral kızıyla evlenişinden Kiniras (ya da Siniras) dünyaya geldi. Büyüdükten sonra birçok göçmenin başına geçerek Kıbrıs'a geldiği ve Kıbrıs kıraliçelerinden birisiyle evlendiği yazılmaktadır. Kiniras, Pafos'un (Eskibaf'ın) kurucusu olarak da gösterilmektedir.

Kiniras (Kinyras) yabancı olmasına karşın o zamanki gelenek, göreneğe göre kıral olabildi. Kırallar çoğunlukla başpapaz olduklarından o da Afrodit Tapınağı'nın başpapazı oldu, bu başpapazlık soyuna da geçti.

Kiniras üstüne pek çok söylenti bulunmaktadır.

Bu söylentilerden biri kızı Zmyrna (kimi yapıtlarda Myrrha ya da Nirra)'yla cinsel ilişkide, kızının oyununa gelerek, bulunması ve bundan Adonis'in dünyaya gelmesidir. Nedir Kiniras, ilişkide bulunduğu kızın, kızı olduğunu sonradan öğrenince intihar ettiği belirtilmektedir.

Halikarnas Balıkçısı'nın anlattığı bir söylence de şöyledir:"Kıbrıs kralı Sinyras'ın Zmyrna adındaki kızı, tanrıça tarafından, kendi babası Sinyras'a deli divane âşık edilir. Kız bir cinsi münasebette bulunur. Babası, kızının kendisini aldattığını farkına varınca, yakalanıp öldürmek üzere, kızı kovalar. Ama kız, Mersin (yani Myrrha = Mirra okunacak) ağacı haline getirilir." (Anadolu Tanrıları, 3. baskı, s. 63)

Kiniras, Zmyrna'yla ilişkisinin Buğday Tanrıçası'nın bayramında gerçekleştiği kimilerince yazılıyorsa da Halikarnas Balıkçısı bu olaya şöylece karşı çıkmaktadır: "Kızlarıyla ilişkide bulunan kırallarla ilgili birçok söylenceler vardır. Bunlar tümüyle asılsız oldukları ya da korkunç bir şehvet aşırılığından ileri gelmiş bulunmaları pek akla yakın olması gerekir."

Bir başka söylence Kiniras'ın, müzikteki üstünlüğü dolayısıyla Apollon'a meydan okuması ve yenilmesiyle Fırigyalı Marsiyas gibi Apollon tarafından öldürülmesidir.

Ozan Anakreos'a göreyse Kiniras, yüz altmış yıl yaşadı.

Eski tarihlerde yaşayanların yaşları nedense pek esnek olmaktadır. Tarihçiler, ünlü kişileri beğenmeleri ya da beğenmemelerine göre dilediklerince kısa veya uzun yaşamlı yapmaktadır.

Bana sorulursa (hoş sorulmasa da olur ya) Kiniras ne kızıyla cinsel ilişkide bulunduğunu öğrendikten sonra intihar etti ne de Apollon tarafından öldürüldü. Yüz altmış yıl yaşadığı da usa pek yakın olmadığından gerçekdışıdır.

Papazkıral Kiniras'ı rakiplerinden birisi öldürmüş olamaz mı?

   1295 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

KIBRIS TV VE YENİ DÖNEM

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Narenciyenin kıymetini bilmedik, bilemedik...

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

"Bir plastik sandalyeyi bile çok gördü...

Ahmet Tolgay

LAFORİZMALAR

Bilbay Eminoğlu

Hükümete bir anımsatma: Petrol fiyatları t...

Hüseyin EKMEKÇİ

Doktorun değeri...

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

DİN DERSLERİ

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Robert Walser'i okumamanın ızdırabı

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital