Kibris Gazetesi
ARŞIV


EN ÇOK OKUNANLAR
İşte kızların hali
Tanınma istemek intihar olur
Zeyna yakaladı, 2 ay hapse çarptırıldı
Azılı dolandırıcı hapsi boyladı
37 ev soyuldu, bir kişi tutuklandı
İşlediği suçlar ortaya çıkıyor
Mecliste Kıbrıs mesaisi
Dereboyu'nda eğlence yola taştı
Köpek balıkları için kendini astı
Bağcıl'ın Bulgarları birbirine girdi
Bandabulya'yı "keşvet, yaşa, hisset"
Akdeniz'in en güzeli: Bellucci
"Dirhemini yiyen köpek, kudurur"
Futbol'da naklen yayın için ihaleye çıkılıyor
37 Suriyeli mülteciye 5'er gün hapislik
Hathaway Venedik'te

YORUMLANANLAR
Panayotis Necati'ye 2 gün [1]
Ekmeğe zam: Ekmek bugünden itibaren 1 YTL'ye satılacak [1]
Kazaya davetiye çıkaran yol [2]
İzinsiz inşaatların yapımı durduruluyor [7]
Yedidalga'da viraj tehdidi [3]
Kıvanç Buhara, ÖRP'ye katıldı [3]
Bayrağını al, Kıbrıs'a gel [6]
Çayönü'nde 30-40 yıllık 393adet servi ağacını kestiler [6]
Kalp hastalıkları kanserle yarışıyor [2]
Oynamadan da kazanılır: 1-0 [2]
Serdar Akgül, kızı için böbreğini satacak [5]
Rumlar Güzelyurt için yürüdü [7]
Süt atıkları çevreyi mahvediyor... Noro suyu fidanları kuruttu [3]
Sponsor olun 5 yıl reklamınızı yapalım [8]
Cihangir'in kuzeyi çöplüğe dönüştü [4]
Cihangir tam gaz: 2-1 [3]

Parası biten bankamatik

Bener HAKERİ

Yazarın tüm yazılarını görüntüle
   1 Ocak 2008, Salı Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Anlatacağım öykünün içeriğindeki konuda hiçbir bankayla sıkıntım olmadığını başlangıçta söyleyeyim ki yanlış anlaşılmasın. Hoş yanlış anlaşılsa da ne yazar? Bugüne dek şu anlı şanlı kimi siyasacılar birçok konuda açık seçik konuştukları halde; defalarca yanlış anlaşıldıklarını dediler de ne oldu? Kimsecikler kalkıp da onlara örneğin elektrik konusunda:

- "Yahu siz elektrik sorununun 2007'de çözüleceğini söylemediniz mi? Niye yıl bittiği halde ikide bir elektrik kesintileri olmaktadır?" dedi mi?

Demedi. Bildiğim kadarıyla birçok eli kalem tutan o ünlü kalemşörlerden kimileri cereyan kesintilerinden söz ettilerse de teki olsun politikacıların bu sözlerini hatırlatmadı. Acaba ol siyasacılara bunu diyerek hatırlatmayanların elektrik enerjisi üreten jeneratörleri mi vardır ki altında kalanların boyunları kopsun kabilinden sesleri çıkmamaktadır. Ama kavşaklardaki trafik ışıklarından bazısı her cereyan kesildiğinde yanmadığından kazalar olmaktadır. Olsun canım! Sürücüler dikkatli oluversinler. Kazalar olmazsa, kaportacılarla makinistler ne iş yapacaklardır? Aç mı kalsınlar yani?

Bir de şu bankamatikler var. Kimi zaman bazıları, nedendir bilmiyorum, para çekmek için konulan kartları ta içeriye çekiverip geri vermemektedir. Tatil günlerinden birisiyse tatil bitinceye dek iki, bayramsa üç ya da dört gün, kimi zaman bir hafta kartı geri almak için bankanın açılmasını beklemeğe zorunlu kalmak az sıkıntı mı? Ben büyük bankalardan birisinde bir pazartesi günü, hafta sonunda bankamatikte kalan kartlarını almak için gelenlere tanık oldum da, ondan biliyorum. Ya bankamatikten para çekecek olanın cebinde para yoksa? O bankanın yöneticilerinin ne umurunda? Kart sahibi ya da sahibesi bankamatiğin bu marifetini düşünerek cebinde yeterince para bıraksaydı da böylece parasız kalmasaydı.

Geleyim sadede. Kurban Bayramı'ndan iki gün önce vatandaşın birisi bankadaki parasından bankamatikten çekmeğe gittiğinde bu aracı icat edenlerin hiç uslarına getiremeyecekleri bir şeyin olduğunu yani kısacası para olmadığını saptamasın mı? O çağcıl makinenin önünde kadınlı erkekli, öğrenci, memur, emekli, birçok insan kuyrukta bekliyordu. O yurttaş, bankadaki ilgili birisiyle konuşmak istediğini söyledi. Az sonra bir kaz gibi bankamatik önünde kuyruk olanların yanına yaklaşan bir banka çalışanına:

- "Bankamatikte niye para yok?" diye sordu.

- "Nakit bitti." dedi ilgili, "Lefkoşa'daki merkezden para bekliyoruz."

- "Niye bitsin?" dedi yurttaş, "Bayram öncesi böyle olacağını düşünerek önleminizi niçin almadınız?"

Kendisine sorular sorulan bankacı, sorulanları duymamışcasına, ona yanıt vermek yerine şöyle dedi:

- "Merkez bankamızdaki bankamatikten gidip çekiniz."

Hoppala! Adama bakınız yahu! Müşteri sanki bunu bilmemektedir. Bu söz üzerine orada, o durumda siz olsaydınız dibelik var olan öfkeniz daha da artmaz mıydı? Para alamayıp meteliksiz kalan yurttaşın da öfkesi bir o kadar artarak soğuktan kırmızı olan yanakları kıpkırmızı oldu.

- "Bunu bilmez miyim?" dedi, "Kaldığım yere yakın, uygun olan bu banka duruyorken niye ta oraya gideyim? Hem oranın bankamatiğinin çalıştığı da ne malum? Bayram öncesi para çekmek için her zamankinden fazla müşterinin buraya geleceğini bilmiyor muydunuz?"

Banka çalışanı ırım kırım bile etmedi. Kuyrukta, anlatanın "sırada koyun gibi bekleyen" dediklerinden hiçbiri, aylıkları gayet iyi olan o banka çalışanına karşı hiç sesini çıkarmadı. Bankacı hiçbir şey olmamışcasına yanlarından ayrılınca bir genç:

- "Ben" dedi, "Türk Hava Yolları'nın yanındaki bankamatikten geliyorum. O bankamatik de para vermiyor. Onda da para yoktur."

Şikayet eden yurttaş bunun üzerine daha da öfkeleniverdi. Üniversite öğrencisi olduğu elindeki kitaplardan anlaşılan gence:

- "Bunu niye" dedi, "o bankacıya buradayken söylemediniz?"

Kadın ha ona konuştu ha duvara! Delikanlı suyu akmayan çeşmelerden birisiymişcesine tıss bile demedi. Kadıncağız oradan ayrılıp arabasına bindi; mahallesindeki her zaman alışveriş yaptığı bakkalın önünde durdu; dükkana girdi. Selam verip aldı. Hâlâ öfkesi belli olan bir ses tonuyla olan biteni, özetçe, anlatıverdi. Ardından:

- "Param olmadığını anladınız değil mi?" diye sorup devam etti, "Sonra ödemek üzere bir ekmek alabilir miyim?"

Dükkanı çalıştıran kadın:

- "Elbette alabilirsin." diye yanıtladı, "Hatta ne istiyorsan çekinmeden söyle, vereyim."

- "Yok." dedi müşteri, "Sadece bir ekmek istiyorum."

Bakkal kadının kocası da oradaydı. Adam bir başka bankada çalışmaktaydı.

- "Ben size bizim bankadan kart alınız demedim mi?" dedi, "O bankanın kartını bırak, bizim bankaya gel. Hemen size bir bankamatik kartı verelim.". Karısına döndü, "Hanım para istiyorsa istediği kadar ver.".

Bakkaliyenin uzun zamandan beri müşterilerinden olan kadının bu söz üzerine var olan öfkesi sabun köpüğü gibi oturdu.

- "Yok!" dedi, "Teşekkürler. Para istemiyorum."

Uzatılan ekmeği, teşekkürle aldı. Kocaman bir bankanın böylesi günde, hem de Hacılar Bayramı'na iki gün kala, vatandaşın hesabına yatırılan hesabından bile nakit olmadığından, ilgililerin bankamatiğe yeterli para koymayışlarından para alamayışının sıkıntısıyla evine vardı ve bunu anlatırken oradaki vatandaşların tekinin olsun bankada çalışan ol kişiye hiçbir şey demeyişleri karşısında bu öyküyü anlatırken:

- "Biz, koyun mu olduk?" dedi.

Onu bunu bilmem ama birçok vatandaş olup biten birçok şeyden kahvede, evde, yolda belde habire dır dır konuşarak şikayet etmektedir ama karşılarına ilgililer ya da ilgili birisi çıkıverince sus pus oluvermektedirler. Ya da bütün dırdırlarına karşı ilgililerin karşısına çıkarak şikayet edeceklerine hepten başkalarının konuşmasını beklemekte, başkasını öne sürmekten geri kalmamaktadırlar. Hani Nasrettin Hoca'nın fil öyküsü var ya!

O öyküdeki gibi, birleşseler de, sonunda kişiyi yalnız bırakmaktadırlar. Nasrettin Hoca'nın bir fıkrasında dediğince "Bilenler bilmeyenlere anlatsın." demeyip fil öyküsünü anlatıvereyim:

Astığı astık kestiği kestik olduğu denilen, Nasrettin Hoca'nın onun zamanında yaşamadığı ama onunla birçok fıkrası anlatılan Timurlenk'in köye gönderdiği bir fil vardı. Hayli zarar yapan erkek filin alınması için köylü bir heyet seçip Nasrettin Hoca başkanlığında Timur'a göndermeğe karar verdi. Hoca heyetle saraya doğru yola çıktı. Saraya yaklaştıkça heyettekiler birer birer sıvışmasınlar mı? Hocamız sarayın kapısına vardığında yanında heyetten tek kişinin kalmadığını gördü. Timur'un huzuruna vardığında, hoş beşten sonra hükümdar:

- "Hoca," dedi, "bir dileğin var mı?"

Heyettekilerden tek kişinin olsun kendisiyle kalmayışına içerleyen Nasrettin Hoca:

- "Hükümdarım" dedi, "sağlığınızdan başka bir dileğim yok ama geldiğim köydekilerin sizden ricayla bir istekleri vardır."

- "Söyle!" dedi hükümdar, "Hemen kullarımın isteklerini yerine getireyim."

- "Haşmetmeap" dedi Nasrettin Hoca, "Oraya bir erkek fil gönderdiniz ya! Filceğiz yalnızlıktan yemeden içmeden kesildi; nerdeyse bir deri bir kemik kaldı. Köylünün sizden ricası, bu filin yalnızlığına son vermeniz, yanına bir de dişi fil göndermenizdir.".

- "Hemen!" dedi Timurlenk ve hiç vakit geçirmeden kullarına buyruğu verdi.

Nasrettin Hoca daha köye varmadan dişi fil köye varmıştı bile.

Nasrettin Hoca köye vardığında köylü:

- "Aman hocam!" dediler, "Bize ne yaptın böyle?"

- "Size az bile." dedi Hoca bıyık altından gülümseyerek, " Beni Timur gibi bir hükümdarın karşısında tek başıma bırakırsınız ha! Bu yakışır size."

Kıssadan hisse: Bankamatiklerin bozulmasından, kimi zaman kartı geri vermemesinden, bankacıların bayram öncesinde yatırılan paranızı bile nakit konulmayışından ötürü çekemeyişinizden şikayet edeceğinize kart kullanmaktan vazgeçseniz olmaz mı? Olmuyorsa, yani bankamatik kartı almaktan vazgeçemiyorsanız, taksitle alışveriş yapamayacağınızdan dem vuruyorsanız; bana ne? Başınıza geleni çekiniz. Bunca sıkıntı, bunca dert varken paranızı zamanında çekemediniz diye sıkıntılarla dertlerime bir de sizinkini mi ekleyeyim? Ben olsa olsa, işte böyle belki de o bankanın ilgililerinden hiçbirinin okumadığı böylesi bir öykü yazar ve sonunda, hoşunuza gitse de gitmese de, anlatılana bakarak böylesi bir durumda şunu ekleyiveririm: Şikayetinizi bana değil Marko Paşa'ya, onu bulmazsanız Sarayönü'ndeki Dikilitaş'a anlatınız. "Bankamatiklerine gerekli parayı zamanında koymayan kimi banka ilgililerinin Marko Paşa ya da Dikilitaş'tan farkları mı vardır?" diye düşünüyorsanız düşüncenize saygı duymaktan başka elimden böylesi bir öykü yazmaktan başka bir şey gelmemektedir.

ARMAĞANLAR

Bir at verin bir adama binebileceği,

Ya da yelken açabileceği bir gemi;

Gücü, sağlığı, zenginliği, rütbesi,

Denizde de kıyıda da yok olmayacak bil ki!

Bir adama tüttürebileceği bir pipo verin,

Okuyabileceği bir kitap sonra.

Evi aydınlanır sevinçle sakin,

Odası çok fakir olsa da.

Bir adama bir kız verin sevebileceği,

Canım sevgilim seni sevdiğimce sevsin de

Kalbi, kaderin canlılığıyla öylesine atacak ki

Denizde, karada, evinde.

JAMES THOMSON (1834-1892) Çeviri: B. H. Hakeri

Leymosun'a yerleştirilen Kafkasyalı Çerkezler

Türkler, Kıbrıs'ı fethettikten sonra Kafkasya'dan birçok Çerkez getirip bunları Leymosun kasabasına yakın bir yöreye yerleştirdi. Çerkezlerin yerleştirildiği yer sonradan Çiftlikler diye bilinen, Fasur Çiftliği'ne giden, yöredeydi. Osmanlı döneminde göçmenlerce yerleştirilen köyler içerisinde adı geçen Çerkez köyü burası olmalıdır. Hükümet, bu Çerkezlere "ev, cami yaptı. Ama bölge baştan başa bataklık olduğu için hepsi de sıtmaya yakalandılar. Uzun süre sıtmaya göğüs geren Çerkezler, en sonunda bu yeri bırakarak kaçtılar." (bkz. Dağarcık, Kutlu Adalı, 1'inci baskı, s. 288.). Nedir, bence Çerkezlerin tümüyle ayrıldıkları düşüncesi geçerli olamaz. O yörede evlenenler mutlaka oldu. Leymosun'da fetihten yıllar sonra bile Çerkez kökenli ailelerin olduğuna bakılırsa kimi Çerkezler'in Leymosun'da kaldığı düşüncesi geçerlik kazanmaktadır. Örneğin büyükannemin Çerkez olduğu büyüklerimce denilmekteydi. Sözü edilen yerin yakınında Asomado (Gözügüzel) köyü vardı. Fasur Çiftliği yöresinde bir yıkıntının eskilerde cami olduğu, 1970'li yıllara dek, söylenenler arasındaydı.

Bunun yanı sıra 24 Nisan 1877 yılgününde başlayan Türk-Rus Savaşı (Rumi 1293'te olduğundan 93 Harbi de denmektedir.) sıralarında 3 bin Kafkasyalı, Suriye'ye giderken güç kullanarak Kıbrıs'a çıktılar ama Osmanlı hükümeti, Kıbrıs Rumları'nın karşı çıkışıyla bunları adadan geri aldığı gibi önceden karar verdiği 6 yüz Kafkasyalıyı da adaya yerleştirmekten vazgeçti (bkz. Kafkasyalılar'ın Kıbrıs'a Kabul Edilmeyişleri, Dünden Bugüne Kıbrıs Tarihinde İlginç Olaylar, 1. Kitap, s. 57). Kıbrıs'taki Çerkezlerin bir kısmı şu ya da bu şekilde Kıbrıs'ta kalmağı başaranlardan da olabilir.

SANAT - BINSEKIZYUZ

1821 İsyanı sonrası çıkar sağlayan tercüman ve konsoloslar

1821 İsyanı öncesi ve sonrasında olup bitenler arasında ilginçlikler öylesine çok ki!

Bu ilginçlikler içerisinde aslen Siros'lu olup Fıransız Konsolosluğu'nda tercümanlık yapan Corç Lapiyer(George Lapierre)'inkileri yazmasak olmaz. Lapiyer'in valinin yakın dostu ve casusu olduğu belirtilmektedir. Belirtilen, yazılan bir başka olaysa bu kişinin idam edilmesi öngörülenlerin listesini valiye yani Küçük Mehmet'e isyan sonrasında adadaki ileri gelen Türkler'le ağaları çağırdığı toplantıdan önce verdiğidir. Liste 486 kişilik bir liste olup başpiskopos, diğer ileri gelen din adamlarını ve her kasabadaki belli başlı Rumları kapsamaktadır. Lapiyer, listedekilerin tümünün idamını istemekte ve Vali Küçük Mehmet'i bu istek doğrultusunda teşvik etmekteydi. Nitekim vali bu listeyi İstanbul'a sunarak, hepsinin idamıyla mallarına el konulmasını istedi ve yetkiyi de aldı. Rum yazar Yannis Filemon bunları yazarken George Hill, Sultan Mahmut'un bunu evetlediğini ama İslam dinine geçenlerin bağışlanması buyruğunu verdiğini yazmaktadır.

Toplantıyla sonucunu 1821 İsyanı, Kiprianos Ve İdamlar'da anlattımdı. Kimi Rum kaynakları kilise, manastır, zengin Rum evlerinin talan edilerek içindeki eşya, ikon, mücevherata el konulduğu; yağma edildiği veya İstanbul'a gönderildiğini yazıyorsa da toplanan, hükümetçe el konulan bazı eşyayla bazı Rum emlakının açık artırmayla satılarak Kıbrıs'a getirilen askerlerin masrafının karşılanmasına gidildiği ve bu konuda padişahın fermanına uygun hareket edildiği; padişahtan sonradan gelen buyruğa göreyse manastır, kiliselerden toplanan altınla gümüş tepsilerin Başpiskopos Joahim'e verildiği N. G. Kiriazes'in Kipriaka Hıronika'sında yazılmaktadır.

Aynı yapıtta bu satışlardan en çok yararlanan kişinin idam edilecek Rumların listesini hazırlayan, Fıransız konsolosluğu tercümanı, tüccar, işadamı Corc Lapiyer'in olduğu ve en çok mal alan kişinin de o olduğu anlatılmaktadır.

N. G. Kiriazes'e göre bu satışlardan en çok yararlananlar arasında Larnaka'daki yabancı konsoloslar da bulunmaktadır. Daha önce Kıbrıs'ta Fıransız Konsolosu olan ve 1821 olaylarında konsolosluğunu Akkâ'da yapan M. Regnault, Salih Bey adında bir Türk'ü aracı koyarak Larnaka'daki bir Rum'un büyük evini satın aldı. Kıbrıs'ın Larnaka'daki Fıransız Konsolosu Mechain, 8 Şubat 1823 yılgünlü İstanbul'daki Fıransız Büyükelçisi'ne yazdığı mektupta bunu yazmakta ve "Bu entrikaları durdurmağa muktedir olamadım" demektedir. Türk yönetimine karşı dostça duygular beslemeyen bu konsolos; kasabadaki Türkler'in Rumlar'a karşı fevkalade insancıl duygularla, anlayışla davrandıklarını; onlara, özellikle idam edilenlerin ailelerine yardım ettiklerini, destek olduklarını demekten kendini alamamaktadır. Hatta 5 Eylül 1821 yılgünlü Amiral Halgen'e gönderdiği mektupta "Satışlar esnasında Rumlara ait elbiseler ve evler satın alan, fakat şimdi satın aldıkları bu eşyayı ve evleri idam edilen Rumların ailelerine, çocuklarına geri veren Türkler vardır." diye yazmaktadır.

Bu durum karşısında Lapiyer, Regnault vb.'lerinin davranışları yanında Larnakalı kimi Türkler'in davranışları ilginç değilse nedir?

Avam takımı

Savaşın bitiminde,

Ölüyorken savaşçı, ona doğru adamın birisi

geldi ve dedi ki: "Öyle seviyorum ki seni, ölme!"

O ise ölüme yaklaşıyordu yazık ki!

Daha da yaklaştı iki kişi ve dediler ki:

"Cesur ol! Dön yaşamağa! Bırakma bizi!"

O ise ölüme yaklaşıyordu yazık ki!

Yaklaştı yirmi kişi, yüz kişi, bin kişi, beş bin kişi,

Haykırdılar: "Sonsuzdur sevgimiz, kudretli ol ölüme karşı, kudretli."

O ise ölüme yaklaşıyordu yazık ki!

Ona milyonlarca kişi geldi teker teker;

Yalvardılar ısrarla ve bir ağızdan: "Kal, gitme kardeş." dediler.

O ise ölüme yaklaşıyordu yazık ki!

Ülkenin bütün adamları geliverdi,

Kuşattılar onu, baktı hüzün dolu, canlandı;

Yavaşça kalktı,

Kucakladı ilk adamı, yürümeğe başladı.

CESAR VALLEJO

(1895-1937)

Çeviri: B. H. HAKERİ

   1066 defa okundu Yorum Yaz        Yazdır        Arkadaşına Gönder

Yazarın son 10 yazısı Yazarın tüm yazılarını görüntüle
23 Ağustos 2008, Cumartesi   Sere serpe
17 Ağustos 2008, Pazar   Yozlaşmağa karşı manifesto (bildiri)
10 Ağustos 2008, Pazar   Sadrazam Mehmet Emin Paşa’nın teftişi
08 Ağustos 2008, Cuma   Telefon nerede?
19 Temmuz 2008, Cumartesi   NOTLAR Unutulanlar mı, bilinmeyenler mi?
05 Temmuz 2008, Cumartesi   Şairler, ah bu şairler!
05 Haziran 2008, Perşembe   Bir hikâye-i göçmen
27 Mayıs 2008, Salı   Tahmini namümkün şey
21 Mayıs 2008, Çarşamba   Kara çelenk
12 Mayıs 2008, Pazartesi   Sanatta devamlılık yok



DÖVİZ KURLARI : .
DÖVİZ CINSI ALIŞ SATIŞ
1 DOLAR 1.2122 1.2207
1 STERLİN 2.1588 2.1749
1 EURO 1.7582 1.7706



YAZARLAR : .

Başaran Düzgün

OKUYUCU GÖRÜŞLERİ

Ali Baturay

HÜKÜMET, EŞEL-MOBİLLE OYNAYARAK KENDİ KUYU...

Hasan Hastürer

Unutulduk!!!

Mustafa Doğrusöz

Kırmızı çizgili yıllar(39)...

Akay Cemal

Paylaşıma var mısın, yok musun?..

Ahmet Tolgay

Trodos: Dünü ve bugünü...

Bilbay Eminoğlu

Bakalım buna ne diyecekler?

Hüseyin EKMEKÇİ

Sonay Adem ne demek istedi?

Dilek ÇETEREİSİ

"2 tel saçım da çıktı"

Aysu Basri

İRADE ve ÖDEV

Dr. Umut Altunç

Ateşli Çocuğa Nasıl Yaklaşmalı?

Uzm. Mine Çağlar

Akciğer kanseri

Türem Delikurt

Tüp Bebek Yöntemi: 30 yıllık bir geçmiş ve...

Dr. İsmail KEMAL

Müzakereler başlarken

Emin AKKOR

Zayıf halka bulunup, çekiliyor

Oğuz Metiner

Ramazan'a girerken

Psikolog Ayla Kahraman

OKUL

Naile SOYEL (GIDA MÜHENDİSİ)

Aflatoksinden korkmalı mıyız?

Mehmet RATİP

Nagasaki'den Kıbrıs'a, Weller'...

Dr. Orhan Aydeniz

Dünya Barış Günü

Harid Fedai

(Geçen haftanın devamı)





© 2003 - 2006 Kibris Gazetesı
Tüm hakları saklıdır.
İzinsiz ve kaynak belirtilmeden yayınlanamaz.
Haber Merkezi: info@kibrisgazetesi.com
Sitedeki tüm harici linkler ayrı bir sayfada açılır. Kibris Gazetesı harici linklerin sorumluluğunu almaz.
Last Digital
eNewspaper Automation Software
Technology by:
                     
Dışarıya link Last Digital