|
Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, iyi sabretti, sonunda da patladı. Daha doğrusu içinden çıktı.
Rum lider Hristofyas konuştukça o, susmayı tercih etti. Dinlemeyi yeğledi.
Ama nereye kadar?..
Bir an geliverdi, sabır taşı da çatladı. Hristofyas'a "ortamı zehirlemekten vazgeç" çağrısı yapmak durumunda kaldı.
Talat, Kıbrıs Türk tarafının da, Türkiye'nin de, Kıbrıs sorununun çözümü için büyük gayret ortaya koyduğunu ve bunun ispata ihtiyacı olmadığını söyledi.
Cumhurbaşkanı, çözüm isteğini ve politika değişikliğini ispat etmesi gereken tarafın Rumlar olduğunu vurgularken, Türkiye'nin Ada'da bir çözüme ulaşılmasını, dün olduğu gibi bugün de desteklediğine işaret ederek, Hristofyas'ın Türkiye'yi hedef alan sözlerinin ortamı zehirlemekten başka ise yaramadığını kaydetti.
Tabii ki Hristofyas'ı frenleyebilmek ne mümkün!..
Papadopulos'tan sonra iş başına gelmesiyle Kıbrıs'la ilgili başkentlerde esen hava 'balayı' dönemini andırıyordu. Artık o cicim ayları geride kaldı.
Kaldı kalmasına da, bayatlamış yemeklerin ısıtılıp masaya sürülmesine ne demeli?..
Daha da devam ederse, 'kabak tadı' verir...
Nitekim Hristofyas'ın her sözünde durduğu yerde Ankara'yı suçlaması, "Ankara'nın siyasetini değiştirmemesi durumunda çözüme yönelik yol açılamayacak" demesi ve dikkatlerin Türkiye'ye çevrilmesini istemesi, bayat olup da, yeniden ısıtılan yemekten farkı var mıdır?..
Üstelik Hristofyas bu çağrıyı BM, AB ve Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi 5 ülke ve uluslararası topluma yapıyor.
Bunun anlamı şu: "Bastırın Türkiye'yi, o zaman arzu ettiğimiz doğrultudaki çözümü elde edebiliriz."
Kimin veya hangi tarafın istediği doğrultuda?.. Herhalde bizim veya Türkiye'nin istediği doğrultuda değil.
Anlaşılamayan bir husus var. Niye Yunanistan, AB veya İngiltere değil de Türkiye?.. BM ve Türkiye olduğu kadar, Yunanistan, AB ve İngiltere de bu sorunla ilgili değil midir? Nedir onların ayrıcalıkları, AB üyesi oldukları için mi?
Farkındaysanız; Hristofyas, meseleyi BM zemininden çıkarıp da, AB zeminine taşıma sevdasında. Ancak gücünün buna yetmediğinin de bilincinde. Ne diyor Türkiye Dışişleri Bakanı Ali Babacan?: "Kıbrıs'ta BM parametreleri temelinde kapsamlı ve adil bir çözümü destekliyoruz."
Yani 'AB parametreleri', ya da 'AB kriterleri' demiyor.
Demiştik ki, "seçim havası da geçecek, ortalık durulacak. Sakın ola bu hava, adil ve kalıcı çözüme giden yolda 'vizyon değişikliği' olarak propaganda olarak kullanılmasın."
Bir başka deyişle "biz çözüm isteriz, ama..." ya dönüşmesin. Çünkü buradaki 'ama' kelimesi çok şeyler ifade etmektedir. Bunun aşılması halinde müzakere masasına ciddiyet kazandırılabilir.
Kıbrıs Türk tarafı en son 24 Nisan 2004 Annan Planı Referandumu'nda çözüm arzusunu dile getirmişti. Hem de oylarıyla...
İkide bir 'dikkatlerin Türkiye'ye çevrilmesi' veya 'Ankara'ya baskı yapılması' şeklindeki beyanlar, 'büyüklerin' Ankara nezdinde nüfuzlarını kullanmana yönelik çağrılar, bahane ve mazeretten başka bir şey değildir.
Oyuna isteksiz gelinin önce 'yerim dar' sonra da 'yenim dar' demesine benzer.
Hristofyas'ın iş başına geldikten ve Papadopulos dönemine nokta koyan 'barışçı vizyon' yaratma çabasıyla birlikte, otomatik tüfek misali 'iğneli mesajlar' iletme uğraşlarının başka amacı ne olabilir?..
Hristofyas, DİKO ve EDEK'i dışlayarak, ya da göz ardı ederek adım atamayacağına göre, daha müzakereler başlamadan bu tür eğilimler neyin nesi oluyor? Ya da 'derinlerden' mi geliyor?..
Uluslararası toplumda 'izlenim yaratma' konusunda gösterilen çabalar, inanın; adil ve kalıcı bir çözüm için harcanmış olsa, çok daha olumlu mesafeler kat edilebilirdi ve edilebilir de!
Halbuki 'Lokmacı Kapısı' olayı ile olumlu hava yaygınlaştırılmış ve barışçı girişimlere ivme kazandırılmış bulunuluyor. Bundan yararlanmak varken, dikine dikine giderek, Talat'ın deyimiyle 'ortamı zehirlemeye çalışmak' kendisine cevap vermeyen Türkiye'yi suçlamak çözüme yardımcı değildir.
"Üstelik göz göre göre, yanlış yalan olduğu biline biline bu tür yaklaşımlar tekrarlanırsa, hem Kıbrıs Türk halkında, hem de Kıbrıs sorununun çözümünde önemli bir aktör olduğu hiçbir zaman inkar edilemeyen Türkiye'nin kırılacağı, hatta öfkeleneceği dikkatten uzak tutulmamalıdır."
Farkındaysanız, Türkiye, Hristofyas'ı pek de dikkate almamakta, açıklamaları ve suçlamalarına yanıt vermemektedir. Çünkü Hristofyas'ın muhatabı Talat'tır.
Günün sonunda Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, Hristofyas'ın Türkiye ile ilgili sözlerini yanıtlaması ve "Bu sözler, ortamı zehirlemekten başka bir işe yaramaz" şeklinde vurgu yapması son derece önemlidir ve uyarı niteliğindedir.
"Yerli yersiz bu tür suçlamaları artık kes de, sadede gelelim" anlamında olan bu açıklamadan dersler çıkarılması ve yeni müzakere sürecini olumsuz şekilde etkileyecek davranışlardan şiddetle kaçınılması gerektiği inancındayız.
Nihayet Talat da 'sabır taşı' değildir!..
|