|
Kıbrıs'ta olası bir çözüme yönelik süreçte, Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in birlik çağrısına kulak vermek gerek. Siyasi partilere birlik çağrısında bulunan Soyer, "gelin, çözüm için el ele tutuşalım. Farklılıklarımız el ele tutuşmamızın engeli değildir" dedi.
Siyasi parti ve örgütlerin dar alanda birbirleriyle didişmek yerine, demokratik ve insani amaçlar için çaba harcaması gerektiğini söyleyen Soyer, bazı kesimlerin sergiledikleri tavırlardan rahatsızlık duyduğunu da dile getirmekten geri kalmadı.
Tabii ki Başbakan Soyer'in birlik çağrısı önemlidir ve hassas bir dönemden geçilirken, ayrılık gayrılık olmaması gerektiğini işaret etmektedir.
Buna karşılık muhalefetin şikâyetlerinin başında yeterli bilgi sahibi olmadıkları hususu gelmektedir. Muhalefet yetkilileri, 'önce bilgi, sonra destek' şeklinde görüş beyan ederken, hiçbir bilgi edinmediklerini, komitelerde kimlerin çalışacağını, nelerin müzakere edilip edilmeyeceğini dahi bilmediklerini dile getiriyorlar.
Toplumcu Demokrasi Partisi Genel Başkanı Mehmet Çakıcı, "gizli kapaklı işler çevirmeye devam etmezlerse bu süreçte destek oluruz. Ancak CTP bunu halkı kandırmak için yapıyorsa, buna da izin vermeyiz"diyor.
Demokrat Parti Genel Sekreteri Ertuğrul Hasipoğlu da, "bilmediğimiz bir süreçte, bilmediğimiz bir yola niye el ele yürüyelim? Sayın Başbakan ülkeyi karanlığa sürüklüyor. Biz de bu süreçte elinden mi tutalım? Komiteler nasıl oluşturuluyor, nasıl çalışacak, neyi pazarlık konusu yapacaklar? Biz, bilmediğimiz bir süreçte kimseye destek falan vermeyiz. Önce gelsinler, bize anlatsınlar. Ondan sonrasına bakarız" şeklinde görüş beyan ediyor.
Anlayacağınız; son derece ilginç durumlarla karşı karşıya bulunuyoruz. Örneğin, Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas, Ankara'yı 'ateşlerken' liderliğe yakın gazetecilerden Kostas Yennaris, Hristofyas'ın, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'a geçmişte konuştuklarını hatırlatacağını söylüyor.
Neydi bu geçmişte konuşulanlar ve niye hatırlatılacak?.. Herhalde anımsatılacak olanlar, Hristofyas'ın not defterine yazılmış bulunmaktadır.
Yalnız ortada bir tuhaflık olduğu gözlemleniyor. Cumhurbaşkanı Talat'ın, yeni müzakere sürecine ivme kazandıracak olan 'Lokmacı Kapısı'ndan geçerek, Rum kesimine gitmesi, ancak Hristofyas'ın buna mukabele etmemiş olması da dikkat çekicidir. Bu aşamada Rum liderin, 'Ledra Kapısı' dedikleri sınırdan geçerek, Türk kesimine gelmekle kıyamet mi kopardı?..
Doğrusu böyle bir karşılığı Hristofyas'tan beklerdik. Yine de geç değildir.
Komiteler çalışmalarına başlarken, üstelik Talat ile Hristofyas'ın görüşmeleri arifesinde cereyan eden bazı olaylar da hoş karşılanmamaktadır. Alman Federal Milletvekili Andres başkanlığındaki heyetin, Hristofyas ve diğer yetkililerle planlanan temaslarının, Rum yönetimince iptal edilmesi olumsuz bir gelişmedir ve olumlu havaya gölge düşürmektedir.
Nitekim heyet başkanı Andres'in, Rum tarafının, kendileriyle görüşmeleri iptal etmesinin barış çabalarıyla uyumlu bir davranış olmadığının altını çizerek, "Kıbrıs'ın topraklarının tümü AB üyesi toprağıysa ve benim Ercan'dan gelmem sorun yaratıyorsa, bunu dile getirenler iki ayrı devlet sistemini tanıdıklarını endirekt olarak söylemiş oluyorlar. Ben bu tarz çıkışları sakıncalı buluyorum" demesi çok anlamlıdır.
Ercan'dan girip, Larnaka'dan çıkış yapmayı planladıklarını belirten Andres, bu gelişme üzerine çıkışı da Ercan'dan yapacaklarını söyledi ve bundan sonra da Ercan'ı kullanmaya devam edeceğini vurguladı.
Diyelim ki, bu tür tavırlar Papadopulos döneminde yer almaktaydı. Ancak şimdi Papadopulos dönemi değil, yoldaş Hristofyas dönemidir...
Neler oluyor Allah aşkına...
Burada bazı çevreler, Hristofyas'tan medet umarcasına, Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın elini zayıflatmaya yönelik yaklaşımlar sergilerken, bir Alman milletvekilinin sözleri, Rum tarafına bir nevi rest çekmesi takdirle karşılanmalıdır. Keşke benzeri cesaret, Hristofyas'ın istemi doğrultusunda, 'olsun da, nasıl olursa olsun' şeklinde bir çözümü savunanlarda da olabilse...
Öyle anlaşılıyor ki, Talat da, Soyer de bu gelişmelerden ötürü rahat ve huzurlu değildir. Kıbrıs Türk tarafının, daha müzakere masasına oturmadan zayıf düşürülmesi, 'eli mahkum' hale getirilmesi hoş değildir. Başbakan Soyer'in birlik çağrısı da bundandır.
Kaldı ki, Rum yönetiminin, Alman heyetine kapıyı kapatması, "Kıbrıs'ta söz sahibi olan benim. Madem ki Ercan'dan geldiniz, ben de sizinle görüşmüyorum" anlamından çok, olası bir çözümde 'Kıbrıs Cumhuriyeti'nin aynen muhafaza edileceği, yeni bir ortak devlete gerek olmadığı görüşünü de yeniden ortaya koymaktadır.
Bu tavırlar karşısında Kıbrıs Türk tarafının çok dikkatli olması, tongaya basmaması gerektiğini hatırlatmaya herhalde lüzum yoktur.
Sonuç itibarıyla Başbakan Ferdi Sabit Soyer'in, birlik olunması gerektiğine yönelik çağrısı boşuna değildir.
Çünkü, hem içten, hem de dıştan Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın yıpratılarak zayıf düşürülmesi ve müzakere masasında elinin zayıflatılmasına yönelik işaretler görmezlikten gelinemez.
Her şeye karşın bu süreçte iktidarıyla muhalefetiyle, sivil toplum örgütleriyle, işçisi, çiftçisi, köylüsü, kentlisi, esnafı, tüccarı, yatırımcısı ile birlik olmak kaçınılmazdır.
|