|
Temmuz'un ilk günü Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile Rum Yönetimi Başkanı Dimitris Hristofyas arasında yapılan görüşmede, ortaya çıkan fotoğrafın en alasını şimdiye kadar çizen Rum Sözcü Stenanos Stefanu oldu.
Stefanu, Hristofyas'ın 'tek egemenlik, tek vatandaşlık ve tek uluslararası kimlik' sahibi Kıbrıs'ı netleştirdiğini, bunu ortak açıklamaya koydurtmayı başardığını söyledi.
Dahası, Rum lider Hristofyas'ın bugüne kadar başka hiçbir Kıbrıslı Türk liderin kabul etmediği tek egemenliği Talat'a kabul ettirme başarısını gösterdiğini belirtti.
Bu ifadeler, Talat'ın oyuna getirildiği veya bile bile lades olduğunun göstergesi değil midir?.. Stefanu daha ne desindi?..
Amma 'glabbiye' getirildik ha!..
İlk günden Rum Lider Hristofyas'ın, AB ve BM Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi ülkelerin büyükelçilerine hitaben yaptığı konuşmalarda, "siz Talat'ı bana bırakın, Ankara'ya bakın" şeklindeki sözlerinden bir şeyler sezinlemiştik. Daha doğrusu Hristofyas, bundan daha açık konuşamazdı ki!..
Bu güne kadar hiçbir Kıbrıslı Türk liderin kabul etmediğini Talat'a kabul ettirebilmek, elbette Rum tarafı açısından büyük bir başarı, Türk tarafı açısından da büyük bir hezeyandır, fiyaskodur.
Acaba Talat, bunu kendi isteğiyle mi yapmıştır, yoksa bir dayatmanın sonucu mudur?.. Bunların da Kıbrıs Türk halkı tarafından bilinmesi gerekir. Ortada gizli saklı bir şey kalmamalı ve şeffaflık politikasına uyum sağlanmalıdır.
Eğer bu işin arkasında Yunan Dışişleri Bakanı Dora Bakoyanni ile görüştükten sonra, "Talat'ın arkasındayız" diyen TC Dışişleri Bakanı Ali Babacan varsa, o da bilinmelidir. Eğer Başbakan Erdoğan -Kıbrıs konusuyla bu günlerde pek ilgilenemezse de- varsa o da bilinmelidir.
Çünkü Ankara'dan gelen mesajlar değişik türdedir. Özellikle Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Meclis Başkanı Köksal Toptan, adada Türk tarafının egemenliğinin son derece önemli olduğuna işaret etmişler, hatta iki devletli çözümden söz etmişlerdir.
Yoksa; Sn. Talat, Ankara'nın dışında bazı güçlerin oyununa mı gelmiştir, AB veya ABD'nin ikna veya empozeleri mi söz konusu olmuştur?.. Talat baskı altına mı alınmıştır?.. Ne gibi vaatler karşılığında Hristofyas'ın masaya sürdüğü 'tek egemenlik' önerisine 'evet' denilmiştir?..
Vaziyet son derece ciddidir ve Stefanu'nun açıklamasından sonra daha bir önem arzetmektedir. Çünkü ortak bildiriye de konulmuştur.
Halbuki Talat'ın savunduğu 'egemenlik iki halktan kaynaklanır' şeklindeki ibare, Hristofyas'ın istemi üzerine ortak açıklamaya konulmamış ve böylelikle Hristofyas bir puan daha elde etmiştir.
Lefkoşa'da ve Ankara'da yapılan açıklamalar çelişkilerle doludur ve bundan dolayı şimdiye kadar perde gerisinde nelerin olup bittiği halka açıklanmalıdır.
Bunca badirelerden geçmiş, bunca haksızlıklara uğramış olan, hala da ambargolar altında ezilen Kıbrıs Türk halkının, bunca yıldan sonra, eskisinden daha sağlam olması gereken bir uzlaşmaya son derece ihtiyacı varken, tam tersine bir uzlaşmaya boyun eğeceğini kimse beklememelidir.
Hristofyas ile Talat'ın BM Genel Sekreteri Ban-Ki Moon ile görüşmelerinden sonra nasıl bir yöntem izleneceği herhalde açıklığa kavuşacaktır. Ancak henüz yolun başında olunmasına rağmen hep veren taraf olmanın ezikliğini de hissetmemek elde değildir. Ezik olmak için sebep nedir, onu da anlamak mümkün değildir. Niye boynumuz bükük olsun, niye kaybeden taraf biz olalım?..
Evet; karşılıklı müzakerelerde bir tarafın tümden kazandığı, öteki tarafın da tümden kaybettiği görülmüş değildir. Nihayet karşılıklı al-ver sistemiyle bir sonuca varılabilir. Ama şu ana kadar bizim ne aldığımız belli değil ki!..
Yaşamsal konularda verir ve karşılığında ıvır zıvır alırsanız, sonunda hep kaybeden taraf olursunuz ki, bunun da bedeli ağır olur!..
Rum tarafı masa başından kaçmasın, aman müzakereler kesilmesin diye taviz verecek olan taraf hep biz olacaksak, bu müzakerelerin ne anlamı kalır!..
|