|
Önceki akşam Genç TV'de Mutlu Esendemir'in yönettiği 'Basın Kulübü' programında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'la birlikteydik. Benimle birlikte Cenk Mutluyakalı ve Nezire Gürkan da vardı. Talat'la bugün Hristofyas'la başlayacak görüşmelere ilişkin çok şeyleri konuştuk. Yeşilırmak Kapısını ve Ay Mamas ayinini bile.
Cumhurbaşkanı Talat, her şeyden önce taraflar arasında 2009 yılında bir uzlaşmaya varılabileceğinden umutlu. Rum tarafının da aynı umudu taşıması ve ada gerçeklerini dikkate alarak, akılcı yaklaşımlarla sorunun çözümüne yardımcı olması gerektiğini söylüyor.
Yeni bir süreçte kolay değildir liderlerin üstlendikleri görev ve sorumluluklar. Ancak dünyada gelişmekte olan olaylar da, Kıbrıs sorununun adil ve kalıcı bir şekilde halli gerektiğinin kaçınılmazlığını ortaya koyuyor. Özellikle Kosova'nın bağımsızlığı, ardından Güney Osetya ve Abhazya'nın bağımsızlıkları ve de Moskova tarafından tanınmaları, Rum arasında kaygı yaratmamış değil!..
Her ne kadar bu gelişmelerin Kıbrıs'la bir benzerliği olmadığını iddia ediliyorsa da, bal gibi de benzerlik olduğunu onlarda kabul ediyor. Bu konuda oynadıkları oyunun adı 'züğürt tesellisi'!..
Tüm bunlara karşın Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın, önceki akşam altını çizerek vurguladığı bir husus da, Türkiye'nin garantörlük hakkı, etkin ve fiili garantisinin olası bir çözümden sonra da devam edeceği. "Bu uluslararası bir anlaşmadır ve değiştirilmesi de mümkün değildir" diyor Talat. Nitekim bu durum son Ankara görüşmelerinde de ele alınmış, gerek Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, gerekse Başbakan Erdoğan tarafından da net biçimde dile getirilmişti.
Ancak bazı konularda Hristofyas'ın olduğu kadar, Talat'ın da rahatsızlıkları yok değildir!.. belki de Hristofyas'tan daha fazla bir rahatsızlık söz konusudur. Ekonominin bozukluğu, iç barışın sağlanamaması, hükümetin çeşitli gerekçelerle vatandaşın boğazını sıkboğazı etmesi, yaşam koşullarının ağırlaşması, emin olun Talat'ı rahatsız eden hususların başında gelmektedir.
Ve bir başka önemli husus da, burada bir kısım çevrelerin kendilerini 'barışçı' göstererek, sanki de kendilerinden başka barı isteyen yokmuşçasına, ulu orta konuşmaları, çalmadan oynamaları, Cumhurbaşkanı Talat'ı oldukça zora sokmaktadır. Cumhurbaşkanının elini müzakere masasında güçlendireceğine, zayıflatmaktadır.
Barışın tapusunun kendilerinde olduğunu sanan, aslında 'olsun da nasıl isterse olsun' bir çözümden, bir teslimiyetten yana olan, mandacılığı yeterli bulan bir kişi ve çevreler, Talat'a en büyük kötülüğü yapmaktadırlar. Talat'ın elinin zayıflamasına, Hristofyas'ın elinin de güçlenmesine yardımcı olmaktadırlar. Talat'ı her şeye 'evet' diyebilecek bir konumda görmek isteyenlerin bu tavırlarının hiç kimseye yarar sağlamadığı, aksine zarar verdiğini bizzat Talat'ın ağzından duymak ilginçtir.
Bugün başlayacak olan müzakere süreci, daha çok yönteme ilişkindir ve törensel nitelik taşımaktadır. Esas görüşmelere ise 11 Eylül'de başlanacaktır.
Sayın Talat, Rum liderin ve onun temsilcisi Başkanlık Komiseri Yorgo Yakovu'nun Güzelyurt ile ilgili önyargılı görüşlerini de değerlendirirken, her şeyin masada konuşulacağını kaydetti.
Evet; bu günden itibaren dikkatler yeniden Kıbrıs'a çevrilirken, elbette tarafların geri adım atamayacağı noktalar da mevcuttur. Bunların çözümü oldukça zor olabilir, ancak imkansız da değildir. Örneğin, mal-mülk konuları bunlardan biridir. Kıbrıs Türk halkı Güney'de bıraktığı mal-mülk konularında çok çekmiş hala da çekmektedir. Ada'da sadece Rumların malı mülkü varmış gibi bir izlenim yaratılmış bulunmaktadır. Güney Kıbrıs'taki en verimli Türk arazileri maalesef göz göre göre talan edilmekte, imar edileceğine kaderine terk edilmekte, çeşitli gerekçelerle kamulaştırılmaktadır.
Güney'deki malı için işlem yaptırmak isteyen soydaşlarımıza da 'nihai çözümden sonra' yanıtı verilmektedir. Halbuki bizde Rum'u ödüllendirme amacına yönelik yasalar yapılmış, komisyonlar kurulmuş veya kurdurulmuştur.
Tüm bunların çalışma komitelerinden sonra liderlerin önüne geleceği ve uzlaşı yollarının aranacağı bir gerçektir. Kıbrıs Türk tarafının vazgeçemeyeceği hususlardan biri de, hiç kuşkusuz siyasi eşitliktir. Rum tarafı bunu nüfus oranını dikkate alarak benimsemek istememekte, bizi azınlık olarak telakki etmekte, azınlığın çoğunluğa hükmedemeyeceğini öne sürmektedir. Bu saplantıdan bir an önce kurtulmaları gerekmektedir. Çünkü Kıbrıs Türk halkı 1960'da aynı Rumlarla devlet kuran iki eşit halktan biridir.
Diyeceğimiz; her şeye karşın müzakere sürecinin çetin geçeceği ve bir sonuç elde edebilme yönünde uğraş verileceğine inanıyoruz. Her iki tarafı da tatmin edebilecek, adil ve kalıcı bir çözüm herkesin beklentisi olduğu kadar, aşırıya kaçan istemlerin müzakere masasında en büyük tehlike olduğunu da belirtmeden edemeyiz. Yani peşinen 'burası verilmezse, biz de bunu kabul etmeyiz, şunu benimsemeyiz veya reddederiz' gibi davranışlar veya karşı tarafı suçlayıcı unsurlar bulabilme çabaları dahası medyayı kullanma gibi taktikler, müzakere sürecini olumsuz yönde etkileyebilecek hususlardır.
Bunları dile getirirken, 'haydi, Allah rast getire' diyerek, başarılar temenni ederiz.
|