|
Tanınmış psikiyatrist Dr. Mehmet yağlı, Kıbrıs konusundaki belirsizlik yanında, birçok nedenle önemli bir dönüşüm süreci yaşayan, savaşlar ve göçlerle nüfus özellikleri değişen, üretim ve verimlilikten çok tüketime dayanan yapısıyla Kıbrıs Türk toplumunun psikolojik olarak sağlıksız bir yapıda olduğunu söyledi.
"Toplum olarak ruh sağlığımız iyi değil. Tedirgin, mutsuz ve depresif ruh hali yaygın" diyen Dr. Mehmet Yağlı, trafikten çalışma yaşamına, okullardan çevreye kadar her alanda kurallara uymama ve otorite tanımama yaygınlığına dikkat çekti. Her üç evlilikten birinin boşanmayla sonuçlanmasını, artan uyuşturucu kullanımını, doğduğu andan itibaren çalışmadan her şeye sahip olabileceği psikolojisiyle çocuk yetiştirilmesini de sağlıksız toplum yapısına örnek gösterdi.
Dr. Yağlı, Tak Ajansı'ndan Nezire Gürkan'la yaptığı söyleşisinde ruh sağlığının önemine dikkat çekerken, "sağlıklı birey, sağlıklı toplum olmadan hiçbir konuda sonuç alamazsınız, ileriye gidemezsiniz. Anlaşma halinde de çözümü yaşatmada zorlanırsınız. Bu nedenle de bu konu devletin öncelikleri arasına girmeli, ivedi olarak toplum mühendisliği için ciddi mekanizmalar oluşturulmalı" şeklinde konuştu.
Dr. Mehmet Yağlı'nın ortaya koyduğu bu teşhisler son derece doğru. Bu konuda Cumhurbaşkanından tutunuz da, sokaktaki vatandaşa kadar herkesin elini taşın altına koyması, üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir.
En basiti tüm değil, ama bazı gençlerin 'ne oldum delisi' olmaları... Altlarına çektikleri son model arabalarla yarışa tutuşmaları... Sonuç malum.
Birbirlerine caka satmalar, sürat ve kötü alışkanlıklar veya benzeri şeylerle benliklerini ispat etmeye çalışmalar, ruh bozukluğunun emareleri değil midir?.. Ortada hiçbir neden yokken, değil caddelerde, ara sokaklarda bile arabalarını cayırdatarak sürmeler, sadece kendinden büyüklere değil, fakat herkese saygıdan nasibini almamış gibi davranmak, kişiliksiz örneği değil midir?..
Zaten ne geldiyse bu toplumun-pardon- halkın başına bolluktan geldi. Savaştan sonra yaşanan ganimet döneminde alan aldı, vuran vurdu.
Sen aldın, ben almadım tartışmaları sürerken, affedersiniz bacağında donu olmayanlar başımıza kral kesildi. Bir türlü doymak bilmediler. Yedikçe semirdiler, semirdikçe etrafındakilere kafa tutmaya kalkıştılar. 'Keserim, biçerim' havalarına girdiler. Kendileri gibi düşünmeyenleri maddi güçleriyle bertaraf etmenin yöntemlerine başvurdular.
Niceleri Rumların terk ettikleri malları değerlendireceklerine, fırsatı bulup bunları Türk'e, Yahudi'ye, İngiliz'e, Alman'a peşkeş çektiler. Taş atıp da yorulmadılar ki!.. Var oluş mücadelesine zerre kadar katkıları olmazken, sağladıkları avantalar nedeniyle yurt dışında apartmanlar diktiler.
Beri yanda bu halkın en zor günlerinde, var olabilmek için mücadele edenlerin büyük bir kısmı hakkını alamazken, kendi sırtından köşeyi dönenlerin çevirdikleri dolapları içleri buruk bir şekilde izlediler, 'felek utansın' demekten öteye gidemediler.
Güney'de mal varlığı olanların, Kuzey'de hak elde edememesi sonucu kahredenler, uğradığı haksızlığı mezar taşına yazdıranlar oldu.
Suskun bir halk, geçen süreç içerisinde nice rezaletlere, haksızlıklara tanık oldu. Çoğunu da sineye çekti. Ama içindeki birikintiyi bir türlü atamadı. Derken, siyasi partilerin peşinden koşmaya başladı. 'Aman kızım, oğlum işe alınsın da başka bir şey istemem' diyerek yollara koyuldu. Partisi iktidara geldi ve de işleri yoluna girdiyse, karşısındakine, komşusuna yukarıdan bakmaya başladı.
Sonraları hayatı toz pembe görmeler başladı. Bir bencillik, bir hizipleşme, bir çekememezlik aldı yürüdü. Karşısındakini hor görmeler de devreye girince, ne dostluk kaldı, ne de kardeşlik!.. Saygı denen nesne kalkıverdi ortadan. Her şey maddiyatla ölçülmeye başladı. "Paran kadar konuş" denildi.
Tatminsizlik daha da ileri boyutlara varınca, saygının yanında güven de kalmadı. Örneğin Lefkoşa'da Dereboyu'nda caka satmanın bir marifet olduğu sanıldı.
Aslında Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat'ın bir süre önce 'marazi bir toplum olduk' şeklinde koyduğu teşhis de yerindeydi.
Ama önemli olan niye marazi olunduğu?.. Bu toplum, bu halk durup dururken mi marazi oldu, gelmiş geçmişlerin bu konuda hataları, yanlışları yok mudur?.. Elbette var. Bunların hesabı soruldu mu?..
Kıbrıs Rum halkı da aşırı mutluluktan, aşırı refahtan 15 Temmuz'ları yaratmıştı. Bizdeyse ruhi bunalım hala sürüyor. Onlarda da yok mu?.. Mutlaka var da, biz kendimizi tedavi edemezsek, Dr. Yağlı'nın da dediği gibi sonunda bunu çok pahalıya öderiz.
Not: Birkaç günlüğüne yurt dışında olacağımdan yazılarıma ara veriyorum.
|