|
Çok ilginçtir; son günlerde KKTC'deki 'yabancı' işçilere, kendi ülkelerindeki asgari ücretin verilmesi yönünde açıklamalar yapılmaktadır.
Nitekim Kıbrıs Türk İşverenler Sendikası da geçen günkü bildirisinde, hükümete tavsiyelerde bulunurken şöyle demişti:
"Krizi daha rahat atlatabilmek ve KKTC vatandaşlarının gelir seviyelerini korumak amacıyla aşağıdaki şekilde bir düzenleme yapılabilir.
1. Yabancı işçilere, kendi geldikleri ülkede uygulanan asgari ücretin bireysel olarak uygulanması.
2. KKTC vatandaşı çalıştıran iş yerlerinde her vatandaş işçiye karşılık 3 yabancı uyruklu çalıştırma izni verilmesi. Ancak dengenin korunması için gerekli titizliğin gösterilmesi.
3. Çalışma izni ile çalışanlara İhtiyat Sandığı yatırımının uygulamadan kaldırılması. Bu birikimler neticede toplu olarak yurt dışına çıkacağından, ülke dışına bir sermaye çıkışı olarak görülmektedir.
4. KKTC vatandaşlarını özel sektörde çalışmaya teşvik etmek amacıyla çalışma hayatına yeni başlayanların sosyal sigorta yatırımlarının 1 veya 2 yıl devlet tarafından karşılanması.
Evet, İşverenler Sendikası bu önerilerde bulunurken, KKTC'de alınabilecek tedbirler sınırlı da olsa, doğru ekonomik adımlarla olumlu sonuçlar alınabileceğini belirtiyor.
İlginç bir öneri ve de saygı duymak gerek.
Böyle bir uygulama olabilir mi, olamaz mı, evvela ona bakmak lazım.
Bildiğimiz ve gördüğümüz kadarıyla bu ülkede çeşitli ülkelerden işçi vardır. Türk'ten tutun da, Pakistanlıya, Bulgaristanlıya, Türkmenistanlıya, Nijeryalıya, Bangladeşliye varıncaya kadar...
Öncelikle ülkede yabancı iş gücüne ihtiyaç olduğu bir gerçektir. Bu nedenle de 40 binden fazla yabancı uyruklu insan çalışma izniyle burada çalışmaktadır. Bunların çalışıp üretime katkı koyması, refah seviyemizin artmasına yardımcı olmaktadır.
Aroğlu'na göre, bu işçilere kendi geldikleri ülkede uygulanan asgari ücret seviyesinde ödeme yapılması gerekmektedir. Mal ve hizmetlerin dünya ile rekabet edebilir şekilde üretilmesi ancak bu şekilde sağlanabilir.
Hükümetin bu konuda neler düşündüğü henüz açıklığa kavuşmuş değil.
Acaba diyoruz, Güney Kıbrıs bu sorunu nasıl halletmiştir, evvela ona bakmak lazım.
Nüfus oranı dikkate alındığında, Güney'deki işçi sayısı bizden çok daha fazladır. Ama Rum yönetimi bu işi rayına oturtmuştur.
Bildiğimiz kadarıyla söz konusu işçiler için İhtiyat Sandığı ve Sosyal Sigorta da yoktur. Sadece sağlık sigortası olarak kendilerine 40 Euro verilmekte, aylık olarak da 280 Euro da ödeme yapılmaktadır. Tabii bu işçilerin kendi ülkelerinde alabildikleri 20 veya 30 Euro'yu geçmemektedir. Güney Kıbrıs'ta 4 yılda biriktirdiklerini, kendi ülkelerinde 40 yılda ancak biriktirebilmektedirler.
Peki; Filipinli, Hintli, Bangladeşli, Taylandlı, Koreli işçiler, kendilerine verilen ücretle nasıl geçinir veya geçinebilir mi?.. Eşini veya çocuklarını getirebilir mi?.. Bildiğimiz kadarıyla getiremez!.. Bu nedenle de Rum yönetimi ne sağlıkta sıkıntı yaşar, ne de eğitim veya diğer alanlarda!..
Bunların ikamet ettikleri bölgeler ayrı mı, değil mi?.. Herhangi bir kira ödeme durumları var mıdır, yok mudur?..
Tüm bunlar etüt edilebilir.
Ancak Kuzey Kıbrıs'taki durum Güney'den farklıdır. Üretime katkı koyan iş gücünün yüzde yüze yakını Türkiye'dendir. Sadece kriz durumlarında değil, her zaman için sürdürülebilir bir politika üretilemez mi?.. Onları mağdur etmeksizin, aynı zamanda devletin üzerindeki yükü hafifletici önlemler alınamaz mı?..
Halbuki bu ülkede devletin ihracatı her geçen gün daha da azalmakta, ithalatı ise artmaktadır. Kapanan iş yerleri, işsizler ordusuna yeni neferler kazandırmaktadır. Bu günkü koşullarda tıkanan ve üretim yapamaz duruma gelen fabrikaların yurt dışına taşınması, KKTC ekonomisi için eksi puanlardır.
Eskiden kaç tane dondurma fabrikamız, daha doğrusu tesis veya atölyemiz vardı. Ne oldular?.. Eskiden kaç tane helva üretim atölyesi vardı. Ne oldu?.. Bu memlekette eskiden buzdolabı bile imal edilebilirdi. Ne oldu?.. İthalata bu denli cazibe, yerel üretime de bu denli köstek dünyanın hiçbir yerinde görülmüş değildir.
Kıbrıs Türk işadamı dünyanın her tarafındaki işadamlarıyla eşit koşullarda olmak kaydıyla rekabet edebilecek karaktere sahiptir. Çünkü çok çekmiştir ve halen de çekmektedir. Ambargolar altında olmasına rağmen üretimden kopmamıştır.
Masa başında oturanların çoğu onların dilinden pek anlamaz!.. Hele 1963-74 dönemini yaşamayanlar onların duygularını bilemezler.
Ekonomist olmamamıza rağmen, nice aşamalardan geçen Kıbrıs Türk halkının bir ferdi olarak bunları bilenlerdeniz. Türkiye'nin dev firmaları karşısında üretimini durdurmak zorunda kalan Köşklüçiftlik'teki Güneş Makarna Fabrikası'nın, sırf bir Türk şirketi olduğu için zamanında ne denli zorlukla izin alabildiğini, bir Ayko Ayakkabı Fabrikası'nın durumunu, nihayet Eğlence'de yine bir Türk'ün peynir fabrikası kurabilme girişiminin, Dr. Küçük'ün devreye girmek ve ağırlığını koymak suretiyle izin koparabildiğini bilenlerdeniz. Saray Otel dışında 1974 öncesinde Con Aziz'in Celebrity Otel için zamanın Girne Kaymakamı Rum'dan izin alabilmek için nasıl horlandığını, ne gibi engellerle karşılaştığını unutmuş değiliz.
Bu gerçekleri dikkate alarak, üretime ve de yabancı işçiye yönelik politikaları üretememek mümkün mü?..
|