|
Bir yazı da Dr. Nuray Yeşiladalı'dan...
Bu günlerde bizim sütuna yazı gönderen gönderene... Tabii ki tümünü de yayınlamaya, yer vermeye olanak yok. Aralarından seçmek gerek. Girne'den Dr. Nuray Yeşiladalı'nın kaleme aldığı yazı oldukça ilginç. Şöyle diyor:
"Tıpkı o masaldaki küçük kız gibi aşırı iyi niyetli, aşırı saf ve sadece görmek istediklerini gören bir grup insan var KKTC'de. Tüm toplumu arkasına takmış felakete sürüklüyor. Karşı taraf ise hain kurt.
Kuzeyde Kırmızı Şapkalı Kız, Güneyde ise işi gücü onu yutmak için çeşitli planlar kuran kurnaz kurt. Bizi yutmak için yıllar önce kurulan planlar Allah razı olsun anamız tarafından son anda bozulunca yutulup yok olmaktan kurtulmuştuk. Amma maalesef akıllanmadık. Bize yaptıklarını unuttuk ve ders almadık. Yine aynı saflıkla kolumuza taktığımız (içinde görüşmeyle ilgili belgelerin olduğu) sepet ve başımızdaki kırmızı başlıkla yanına yaklaşıp koynuna sokuluyor ve soruyoruz: Babaanne gözlerin niye büyük? Babaanne kulakların niye büyük? Babaanne dişlerin niye büyük?.. Halbuki cevap belli: Seni yutmak için canım!
Masalın sonunu herkes bilir. Biz de biliriz ama bize biçilen rol Kırmızı Şapkalı Kız rolü. O nedenle bilmemezliğe geliyoruz.
Adamlar güya bizimle barış görüşmeleri için masaya oturdu. Ama her fırsatta atılıp bir ülkeye gidiyor, bizi veya Türkiye'yi çekiştirip şikayet ediyor. Sonra dönüp geliyor ve biz ona sitem bile etmeden gülücüklerle karşılıyoruz. Görüşmelere kaldığı yerden devam ediyoruz. Masadan kalkamayız, çünkü ayıp olur ve de bize verilen role uymaz bu davranış.
Güneyde bıraktığımız dönümlerce arazimizi, evlerimizi aldılar, çoğunu yıktılar, çoğunu diledikleri gibi istimlâk edip sahiplendiler. Biz hiç hakkımızı aramadık. Kaderimize boyun eğdik, mallarımızı unutup onlardan kalan mallara sahip çıktık. Dağları bağ, toprağı yurt yaptık. Onlar ise bizi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) şikayet edip hem tazminat aldılar, hem de mallarını alacaklarına dair söz aldılar. Bu da yetmedi, bize sırf bu iş için Mal Tazmin Komisyonu kurdurdular ve isteyene malını, isteyene parasını veriyoruz... Şamar ve gül...
Orams davasını kazandık. İstinafa gittiler. Onlar bizim güceneceğimizi düşünmediler. Sonra davayı kazandığımız ülkeden alıp, kaybetme ihtimalini bile bile bu teklifi de kabul ettik. Şimdi davanın görüleceği Avrupa Mahkeme Başkanı Yunanlıdır. Mahkeme heyetinde ise Arestis isimli Rum hakim var. Kazanılmış davayı Rumları gücendirmeyelim diye kaybedebiliriz. Eğer bu davayı kaybedersek, Güneydeki Rum mahkemelerinin aldığı tüm kararlar (mülkiyet, sosyal, ekonomik veya ticari alanlarda) KKTC'de ve tüm Avrupa ülkelerinde geçerli olacak. Yani yasal olarak KKTC yok sayılacak.
Bizimle güya barış görüşmeleri yapıyorlar. Ama diğer taraftan da nefes aldığımız tüm boruları tıkamak için canla başla uğraşıyorlar. Üniversitelerimizi şikayet ediyorlar, bize direkt uçuş düzenleyenleri tehdit ediyorlar, her türlü sosyal etkinliği engelliyorlar. Bizi tarih kitaplarını karşılıklı olarak değiştirelim diye aldattılar. Biz değiştirdik, onlar değiştirmedi. Karşılıklı okul açalım diye anlaştık, onlar Kuzey'de açtı, biz Güney'de açamadık. Onlara verdiğimiz tüm sözleri tuttuk ama onların niye sözlerinde durmadıklarını hiçbir zaman sorgulamadık.
Son marifetleri de bizi 2008 turizm kataloğuna aldı diye bir İtalyan tur operatörünü Roma'daki Rum Büyükelçiliği vasıtasıyla yazılı olarak uyardılar. Daha ne yapsınlar?
Devletler arası ilişkilerde mütekabiliyet (karşılıklı) ilkesi var. Sen yaparsan, ben de yaparım. Sen yapmazsan ben de yapmam. İyi niyet her şeyi halletmez. İnsan hakkını kopararak almalı. Kimse kendi gönlüyle hiçbir şeyi sana vermez.
Onlar sürekli şamar üstüne şamar atıyorlar, biz de hiç usanmadan öteki yanağımızı uzatıyoruz. Adamlar daha ne yapsınlar... Bir canımızı almadıkları kaldı. Böyle giderse o da olacak.
Bence artık bu Kırmızı Şapkalı Kız rolünü bırakmanın zamanı gelmiştir."
|