|
Yazılarımı takip edenler, bu yazı serisinin birincisinde diplomaside kullanılan bazı söylem ve kelimelerin gerçekte ne anlama geldiğini örnekleriyle izah etmeye çalıştığımı anımsayacaklardır. Tam bu yazıyı hazırlamaya başlayacaktım ki, Cumhurbaşkanı Talat ile Rum lider Hristofyas arasında bir söz düellosu başladı! Pek de diplomatik olmayan bu söz düellosu karşısında yazının başlığını değiştirmek zorunda kaldım!
Birinci yazımla ilgili olarak beni arayan pek muhterem bir meslektaşım, bana ortak bir dostumuzdan aldığı bir sözü aktardı. Diplomasinin sadece neyin söylendiği değil, neyin nasıl söylendiği sanatı olduğunu teyit eden bu sözün mealen tercümesi şöyledir: "Diplomatik etiket, bir kişiye 'cehennemin dibine gitmesini' söyleyip onun bundan memnuniyet duymasını sağlama yeteneğidir."
Sayın Hristofyas son açıklamalarıyla gerek siyaset gerekse diplomaside sınıfta kalmıştır! Söylediklerine bir bakalım:
"Ankara siyasetini değiştirmemesi durumunda çözüme yönelik yol açılamaz": Bu "gayet açık açıklamayı" yorumlamaya gerek var mı? Hristofyas, esas muhatabının Sayın Talat olduğunu bir kenara bırakıp doğrudan Ankara'yı hedef alıyor ve "siyasetini değiştir" diyor. Değişmesi gerekenin kendi siyaseti olduğunu unutuyor! Bu kabaca ve Kıbrıs Türk tarafı açısından aşağılayıcı beyanatın diplomatik etiket neresinde? Rum liderin bu beyanatı, genelde onunla polemiğe girmemeye özen gösteren Sayın Talat'ı bile çileden çıkardı ve "Bana göre (Hristofyas) önce kendi günahlarının hesabını vermelidir... Bu tür açıklamalar, ortamı zehirlemekten başka işe yaramaz" demesine yol açtı!
Hristofyas bununla da kalmıyor... Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, BM Güvenlik Konseyi'nin 5 Daimi Üyesi ve genelde uluslararası topluma yaptığı çağrıda, "Ankara'nın Kıbrıs sorununa ilişkin siyasetini değiştirmesi amacıyla, dikkatlerini Türkiye'ye çevirmeleri" çağrısında bulunuyor. Şimdi bizler dışında birilerinin çıkıp kendisine "Arkadaş, yanlış kapı çalıyorsun!" demesi gerekmez mi?
Bunun yerine, ülkesi diplomasideki maharetiyle ün yapmış İngiliz Yüksek Komiseri, "yükseklerden" bize sesleniyor ve diyor ki: Ey Kıbrıs Türk toplumu! "Liderinizi destekleyin"! İlk bakışta masumane ve yapıcı görünen bu çağrı, aslında ne demokratik ne de diplomatik geleneklere uygun değildir. Bir kere Kıbrıs Türk halkının demokratik yapısı içerisinde kimi destekleyip kimi desteklemeyeceği kendisine kalmış bir karardır. Bu karara müdahale teşkil eden veya öyle algılanabilecek söz ve davranışlar yersizdir ve çoğu ülkede diplomatik gaf muamelesi görür! Örneğin, Millet benzeri bir beyanatı Güney Kıbrıs'ta yapsaydı acaba ne olurdu? Sayın Talat'ın yerinde ben olsam, aslında böyle bir açıklamadan hiç de memnun olmam. "Temsil ettiğim halkın beni desteklemesini yabancı bir ülkenin diplomatı mı söyleyecek?" derim.
Sayın Hristofyas'ın söylediklerinin içeriğine gelince, "Kıbrıs sorununun çözümünün, işgali ve kolonizasyonu sonlandırma" temelinde olması gerektiği şeklindeki bilinen iddiasını tekrarlaması, onun uzlaşı konusunda ne gibi bir kafa yapısı içinde olduğunu göstermeye yeter sanırım. Gerek bu gerekse Rum liderin yeni bir ortaklığı reddedip görüşmeler sürecini "Kıbrıs Cumhuriyeti'ni evrim yoluyla federal bir yapıya dönüştürme" egzersizi olarak gördüğü; garantileri reddettiği ve bizi "Maronitler, Ermeniler ve Latinler gibi bir azınlık" olarak gördüğü şeklindeki açıklamaları ortada iken, Sayın Yüksek Komiser ne diyor acaba? "Güney'deki seçim sonuçları Kıbrıslı Rumların bir çözüm istediklerini göstermiştir" diyor! Bundan çıkan tek mantıki sonuç, Rum tarafının "iki toplumlu, iki kesimli federasyon" görüntüsü altında aslında yukarıdaki şekilde bir çözümü hedeflediğidir!
Birileri bize diplomatikçe "Cehennemin dibine gidin!" demeye mi çalışıyor acaba?
|