|
Geçen sayımızda Başpiskoposluk mes'elesinden dolayı Kavânin (Yasama) Meclisi etrafında yapılan gösteriler, Jimnastik Hâne civarında yapılan taş muharebeleri hakkında ayrıntılı bilgiler vermiştik.
İki tarafın kızgınlığı bununla yatışmadı. Geçen perşembe günü kaza ve civarı köylerden Girne tarafına mensup yüzlerce kişiden oluşmuş büyük bir kitle Lefkoşa'ya gelmiş; ve ellerinde sağlam birer değnek olduğu halde "Zido!" sadalarıyla etrafı çınlatarak Saray Önü'nden geçmişler, Cum'a Pazarı'ndan Posta Hane civarlarına gitmişlerdi. Kalabalık ne zaman ki buraya geldi, edinilen bilgilere göre İskele tarafına mensup bir kişi, bunların üzerine bir el revolver boşaltmış, bunun üzerine de Girne tarafından bir hücum başlatılmıştır. Polisin müdahalesine rağmen okkalı taşlar havada vızıldıyordu. Az bir zaman içinde İskelelilerin toplantı merkezi olan Dilemako'nun gazinosu yangından dolayı harabeye döndü, içinde kırılmadık parçalanmadık bir şey kalmadı. Gazinonun türlü yerlerinde taş yığınları gözüküyordu.
Biraz ötede bulunan Bulğaro'nun lokanta ve oteline de ayni vakitte hücum edilmişti. Yemekler döküldü; tabak, tencere, lokantaya ait bütün eşya parçalandı; ve otelin yatak ve karyolaları ayni hale uğratıldı.
Süvariler, piyadeler olağanüstü gayret gösteriyordu. Kumandan ile subaylar bu şiddet içinde görevlerini hakkıyla yerine getiriyorlardı. Fakat iki tarafta da çok yoğun bir kalabalık vardı ve bir türlü dağılmıyorlardı. Atılan taşlar, savrulan değnekler arasıra bir kafaya isabet ederek etkisini gösteriyordu. Bu hâl akşama kadar devam etti.
Gece: Girne taraflarından yüzlerce halk Teofani ve Devri Efendilerin evleri civarına geldiklerinde sevolver sadaları işitilmeye başladı. Bu iki eve yağan taşlardan kapı pencere ve ev eşyasına büyük zararlar yapıldı.
Bu sırada Polisten dizgin olarak giden süvariler yollarda fişenk kullanıyordu. Ehali'nin ve Polisin bu silâh sadaları her yanı dehşet içinde bırakmıştı.
Diğer taraftan İskelelilerden birkaç yüz kişi Arten Efendi'nin evini sarmışlar idi. Burada pencerelere doğru silâhlar işliyor idi. Fakat Artem Efendi bunlara karşılık vermemiştir. Şüphe yok ki, adı edilen Efendi, bir siper arkasından ateşe başlamış olsa idi elbet ki büyük bir kan dökülecekti.
Bu parti kavgaları bu akşam da sabaha kadar devam etmiş gitmiştir. Diyebiliriz ki Lefkoşa'nın güvenliği sarsılmıştı. Herkes dışarı çıkmağa korkuyordu.
Cum'a Sabah: Mağusa şimendüferi Mağusa ve hat boyunda bulunan köylerden almış olduğu İskele tarafına mensup yüzlerle yolcuyu istasyona getirdi. Önlerinde bir Yunan bandırası (bayrağı) olduğu halde haykıra haykıra Polisin önüne kadar geldiler. Polis kendilerini durduttu. Bazılarının üzerlerinde bulunan bıçak, kama, revolver gibi silahları aldıktan sonra geri gitmelerini emretti. Ehemmiyet vermek istemediler ve adeta Polise karşı koymak cür'etine kadar teşebbüs ettiler. Artık bunların rezâletlerinden rahatsız olan zabtiye me'murlarına "vur!" emri verildi. Fişenkler havada uçuyor, dipçikler saldırganların kafalarına iniyordu. Her türlü gavgalarda cesaretsizliklerini gördüğümüz Hıristiyanlar bu ufacık çarpışmada da ne yapacaklarını şaşırdılar ve birçokları İslâm evlerine sığındılar.
Bu saldırıda da beş-on kafa kırıldı. Nihayet bunlar istasyona kadar götürüldü ve şimendüferle geri gönderildi.
İskele partisi reislerinden ba'zıları burada Müslümanlara da iftirâ ettiler, guyâ İslamlar da Polisle beraber kavgaya iştirak etmiş imiş. Halbuki polisin kuvveti onlar gibi daha binlerle halkı bu suretde def etmeğe kâfi iken, Müslümanlara iftira etmek, şüphe yok, büyük bir haksızlıktır.
Eğer gerilemeyip de karşılık verse idiler güvenliğin korunması için, şüphemiz yoktur, zâbıta ellerindeki martin kurşunlarıyle beş dakika zarfında bunları yere serecekti.
Akşamüzeri: Bu olay üzerine güvenlik görevlilerinin silâh kullanmak hususunda emir aldıklarını hissederek gürültülere biraz nihayet vermişlerdi. Saat beş beş-buçuk raddelerinde Asâletlu Vâli Hazretleri taraflarından aşağıdaki i'lân-nâme Lefkoşa'nın bütün köşelerine yapıştırılmış idi.
İ'lân
(Beyân-nâme-i Vilâyet-penâhi)
Vâli Ç.A.King-Harman
Saint Michael ve Saint George
Nişan-ı zi-şânının rütbe-i sâniyesi hâmillerinden ben, Zât-ı Hazret-i Kıralinin Cezire-i Kıbrıs Vâlisi ve Serdarı Charles Anthony King-Harman, müşârün-ileyh Hazretlerinin fi 6 Temmuz sene 1907 târihlü Fermân-ı Kânuni-i Haşmet-me'âbileriyle ve âhir suretle uhdeme müfevvez olan salâhiyyâtı isti'mâlen ber-vech-i âti beyân ve i'lân eylerim:
Lefkoşe kazası bir şuriş-i umumi hâlinde olup ahvâl-i mezbureye nihâyet verilmesi muhtezâ bulunduğundan;
1. Lefkoşa kazası ile civarları i'lân-ı ahire değin bir kuvve-i müselliha-i zabtiyye tarafından işgal olunacakdır.
2. İşbu kuvve-i zabtiyye, idaresinde bulundığı zâbitin re'y ü mütâlâasınca ihtilâl-i âsâyişe sebebiyet vermek ihtimali olan her kağnı efrâd cem'iyyetini dağıtmağa me'zun bulunacakdır.
3. O misillu bir efrad cem'iyyeti dağılmakdan imtinâ itdiği ve efrâd-ı ehâliden her kim olur ise olsun, zâbıtaya nev-ummâ mümâna'atda bulundığı takdirde zâbıta tarafından zor ile dağıtılacak, ve o dağıtma hususunda iktizâ eden her nev'i cebr u kuvveti isti'mâle kuvve-i zabtiyye me'zun bulunacakdır.
4. Zabtiyyenin tüfeng ateşinin suçsuz seyirciler üzerine olacak te'sirâtından zabtiyyenin mes'ul tutulamayacağı cihetle, nümayiş vukü bulan yâhud cem'iyyetler akd olınan mahallerde hâzır bulunmakdan ictinâb etmeleri kânuna itaati olan bi'l-cümle kesâne ihtâr, ve o gibi mahallerde bulunmamağa, çocuklarını icbâr eylemeleri ebeveyne bi'l-hâssa tenbih olunur.
1908 senesi şehr-i nisânın işbu üçüncü günü Lefkoşede i'tâ olunmuşdır.
*Cenâb-ı Hakk Kıralımıza mu'in ola*
Bâlâdaki i'lân-nâmeler neşr ü ta'lik edildikden sonra gürültüler yerine etrâfda bir sükunet görülüyordu.
----
Sünuhât
18 Nisan 1907
Perşembe; Sayı: 27
İç Haberler:
Leymosun mektubu
Sünuhât İdâre - hânesine:
7 Nisan Pazar günü Beyrut'dan Leymosun'a gelmiş olan İngiliz vapuruna pratika vermek üzre Liman Reisi Kosta Mavriyidi Efendi vapura çıkıp pratıka vermeden önce yolcuları muayene etmek luzumunu göstermiş; yolculardan ba'zılarının yüzlerine ellerine dikkatlice baktıktan sonra, İslâm kadınlarına yaklaşıp, bir hastalık olup olmadığını muâyene etmek üzere, yüzlerinin açılmasını ihtar etmiş, ama bu arzusuna kadınlar, İslâmlık gereği, karşı çıkmış, ama bu arzusuna kadınlar, İslamlık gereği, karşı çıkmış olduklarından, Kosta Efendi pür-hiddet, kendilerini azarlamaya başlamış ve yüzlerini açmadıkları takdirde vapurdan çıkmaları için izin vermeyeceğini tehdid ederek bildirmiş ise de; nâmuslarının korunması uğruna bir gün ya da daha ziyade kalmak gibi bir cezayı göze alan bu iffet'li kadınlar, kendisi doktor olmadığından hiçbir vakitte yüzlerini açıp görünmeyeceklerini cevâben bildirmeleri üzerine; Kosta Efendi vapurdan çıkmış ve kadınların bu direnişinden dolayı öfkesini yenemeyerek zavallıların dışarıya çıkmalarına izin vermemiştir.
Acaba, Kosta Efendi, Liman Me'muru mudur, yoksa hasta muayene etmek yetkisine sahip bir doktor mudur? Şimdiye kadar vapurların pratika almalarında Liman Me'murunun hiçbir zamanda yolcu muâyene ettiği ne görülmüş ve ne de işitilmiştir. Yalnız birinci def'a olarak Kosta Efendi ma'rifetiyle yapılmış bir yolsuzluk olduğu görülüyor. Eğer vapurda hasta olduğunu haber almış ise, ya da Hükümet tarafından bu gibi yolcuların doktor muayenesine tabi tutulmalarına dair bir emir var ise; her vakit yaptığı gibi karantina yetkisini alıp da vapura gitmesi lâzım gelir idi.
Bu türden çirkin olayların tekrarlanmaması için Hükümetin dikkatini çekeriz.
8 Nisan 1907
Geçenlerde Lefkoşa'dan hareketle Mağusa'ya giden şimendüfer bir kazaya uğramıştır. Katar 27. mile ve tam 17. direğin hizâsına geldiğ*inde ray, kuvvetli bir tel ile kapanmıştı. Orada, ağaçların korunması için çekilen tel, kim bilir, hangi bir şahıs tarafından koparılmış, bir rayın üzerinden geçirilerek karşı taraftaki bir kazığa sağlamca bağlanmıştır.
Lokomotif geldi, bu engele çarptı, parçaladı. Bu, şüphesiz bir hâince düşünce ile yapılmıştır. Fakat maksadı gerçekleşmiş değildir.
İhtimal, daha kuvvetli surette bağlanmış olsa idi, bir kazaya da'vetiye çıkarırdı. Bu konuda yapılan araştırma suçlunun bulunmasına yetmemiştir. O günkü katarda 70'i aşkın yolcu vardı.
---
Üzüntü verici bir olay
Dün Yüksek Mahkeme tercümanı Mister Vitalis, dairesinden çıkar ve Saray Önünden (Atatürk Meydanı) geçerken, hadsiz - hesapsız olup her adım başına birkaç tane görülen ve başıboş köpeklerin geçmelerini önleyenlerden biri, diğerini koğalar. Nihayet duran köpek, bütün kuvvetiyle koşarken Mister Vitalis'in bacaklarına çarpar ve Vitalis Efendi de boylu boyunca yere serilir.
Vitalis Efendi'ye bir şey olmadı. Fakat bizim gibi o şiddetli düşüşü gören her kişi, adı edilenin dehşetli bir kaza geçirdiğini teslim eder.
Böyle sokak ortalarında binlerle köpeklerin gezmesi, insanları rahatsız ettiği gibi, belki de kudurup öteye beriye saldırmak suretiyle hayatlarını tehlikede bulundurur.
Sorumlular bu gerçeği görüp çaresini bulmalıdırlar. Bugün Efendinin uğradığı bu dehşetli kaza, yarın herkesin başına da gelebilir.
Bunu ilgililerin dikkatlerine arz ile, halkın huzuru için gerekenin yapılmasını istirham ederiz.
Sünuhât
03 Ocak 1908
Perşembe; Sayı: 58
Lefkoşa Osmanlı Futbol Cem'iyyeti
İslâm gençlerinden mürekkeb (oluşmuş) olan bu cemö'iyyet önümüzdeki ıyd-ı said-i adhâ'nın (mübarek Kurban Bayramı'nın) dördüncü ve beşinci günleri Hisar-altında müteaddid oyunlar icrâ edecekdir.
Harekât-ı bedeniye (beden-eğitimi) nokta-i nazarından (açısından) fevka'l-âde hâiz-i ehemmiyet olan (çok önem taşıyan) bu cem'iyyete (kulübe) dahil olmağı (katılmayı) arzu eden gençler, cem'iyyetin kâtib-i fahrisi (onursal yazmanı) bulunan merhum cemâl Efendi-zâde Mehmed Münir Beğ'e müracaat etmeleri ve bu bâbda (konuda) lâzım-gelen tafsilâtın (ayrıntıların) da verileceği i'lân olunur.
|