|
Lefkoşe'yi ziyâret edeli bir heftedir. Bir müddet zarfında beni meşgul eden merkezdeki maarifin (eğitim-öğretimin) ne derece ileri gittiğini tedkik etmek mes'elesi oldı. Dindaşlarımın eğitim - öğretim alanında ilerlediklerini görmek en büyük arzumdur. En kutsal emelim bu alanda ilerleyip gitmektir.
İlk adımda gözlerimi ilim kaynağı, bilgi ocağı olan okullara çevirdim. Gördüğüm Lise, Orta Okul ve ilkokullar beni gerçekten memnun bıraktı. Öğretmenlerin başarıları evvel emirde takdire şâyandır.
Bendeniz böyle gönül hoşluğu içinde iken, kendisini şahsen tanımadığım fakat adının "Câbi" olduğunu beyân eden bir ihtiyâr, kalenderâne bir vaziyetle bana dedi ki:
- Arkadaş! Ben Sünuhât'ın yazarları takımındanım. Bu gazeteyi evlâd gibi severim. Bu gazetede gördüğün makalelerin temeli hep eğitim-öğretimdir.
- Eğitim - öğretimin yayılması için bizde tek kaynak resmi okullar değildir. Tanrı aşkına kurulmuş sanayi; eğitim - öğretim ocakları ve gece dil okulları da vardır.
Bu iki söz bende merak uyandırdı ve beni bu konuda araştırma - inceleme yapmaya sevk etti: Okullar borularla idare edilir. Bazı boruzanları vardır. O denli düzenli borular çalınır ki, mahalleli rahatsız olsa bile, şikayetçi değiller imiş. Sanayi o derece ilerlemiş ki hiçbir kuruluşta rastlanmayan eserlere burada tesadüf edilir. Sözgelimi "mastro! Ve sâire!" Bundan başka "Büyük Kurucu, Takımcı Baba Ziyâ'ya müracaat itmiş. Dalga - Geçiren Usta Ziya'ya sağlıkla ilgili birçok öğüt verdikten sonra tezgâhı satın alma istemiş; ve Ziyâ'ya uygun bir maaş teklif ederek okulda günde bir saat kadar takımcılık öğretmesini istemiş! Dalga aleminde olan Usta, bunların hepsine birden şu cevabı vermiş: - Nargileden bir nefes çekmek arzu buyurulur mu?
Nezaket gereği, teşekkürle bu teklif kabul edilmemiş ve ertesi gün yine teklifte bulunulmuş!
Doğrusu, takdir olunur! Takımcılık fena bir san'at değil. Buna bu kadar merak eden; iplik bükmek, pamuk atmak, düzenli bürümek, çivi doğrultmak ve daha bu gibi güzel san'atlara!, kuşkusuz, daha fazla eğilim gösterir.
Ne ise, bu mektubum yayımlanırsa öbürleri bunu izleyecektir. Her halde bu okulları kuranın başarısını dilemekle beraber vatanımızın selâmetini arzu ederim.
22 Nisan 1908 A. Şeydâ
---
(Not: Lefkoşa'da açmış olduğu san'at ve gece lisan okulu yüzünden Dr. Hâfız Cemâl Lokmanhekim'le alay etmek üzere yazılmıştır - H.F.)
Sünuhât
23 Nisan 1908
Perşembe; Sayı: 72
İç Haberler
Valilik Müsteşarı içinde bulunduğumuz Nisan ayının on altıncı Perşembe günü Londra'dan gelen ivedi bir emir üzerine altı ay müdetle Londra'ya hareket etmiştir. Yokluğu süresince kendisine Başsavcı vekâlet edecektir.
Girne Kaza Mahkemesi Reisi Mister Fisher de Başsavcı'ya vekâlet edecektir. Girne Kaza Mahkemesi'nin işlerini de Adliye Müdür Yardımcısı Mister Bertram, kendi görevine ek olarak yürütecektir.
- Ada Tarım Dairesi Müdür Yardımcısı'nın eşi, geçtiğimiz Perşembe Londra'ya hareket etmiştir.
- Lefkoşa Belediyesi çalışmalara başlamış ve ba'zı su gerizlerini pisliklerden arındırarak, gerçekten, memnunluk verici bir duruma getirmiştir.
Belediyenin her işinde başarılı olacağını ve memleketin ihtiyaçlarını gidereceğini umarız.
- Ada Baş Despotluğu Encümen-i Müfrez tarafından konulacak kuralların görüşülmesi esnasında Hıristiyan mezhebine eklenecek maddeler hakkında gerekli bilgilerin verilmesi için İskele ve Girne Piskoposluklarının hazır bulunması karara bağlanmıştı. Bunun üzerine Mirti'de (Çamlıbel) bulunan Girne Piskoposuna bir da'vet yazısı gönderilir. Bu da'vet yazısının üzeri "Girne Piskoposu" yazılı olduğu için Despot reddeder ve "Ben Başpiskopos'um" cevabını verir.
Ertesi, ya'ni nisanın on birinci Cumartesi günü Valilik Müsteşarı tarafından gönderilen çağrıya yine ayni şekilde yazılır. Piskopos bunu da kabul etmez ve der ki: "Girne Piskoposu burada değil, ben ise Baş Piskopos'um"
Ertesi, Pazar günü ikinci bir çağrı kaleme alınır ve üzerine de "Girillos Vasili" yazılır. Piskopos bunu da reddeder. Ve de "Benim ismim vâkıa, evvelden böyle ise de, şimdi o isim benim kimliğimi belirtemez; ben şimdi Başpiskopos'um" diyerek yine red cevabı verir.
Nihayet, Girne Piskoposunun adı edilen toplantıda yer almamasına karar geçilir.
- Despot mes'elesinden dolayı Kavânin (Yasama) Meclisi'nin oturumunda 8 Nisan tarihinde, adı edilen yerde, Hıristiyanlar tarafından gösteriler yapıldığı ve 9 ile 10'unda da gürültülerin yer aldığını yazmış idik.
Polis, bu gösterilere katılanlardan suçlu gördüklerini mahkemeye çıkarıyor. 08 Nisanda olan gösteriden dolayı 240 kişi da'va edilmiştir. Şimdiye kadar, bunlardan 40 kişi mahkum olmuştur. Bunların çoğu 5'er gün hapis, 12'şer şilin nakdi ceza; bir kısmı da 10'ar gün hapis ve 12'şer şilin para cezasına çarptırılmışlardır.
Diğer 9 ve 10 Nisandaki gürültüler için hâlen da'valar başlamamıştır. İşbu da'valar Lefkoşa Kaza Mahkemesi Reisi Mister Holm'un huzurunda görülecektir.
-------
İ'lân
Kıbrıs Adası dâhilinde bulunan Ermeni milleti fakirlerine yardım etmek maksadıyla adı edilen milletin hanımlarından bir "Hayır Kurumu" kurulmuş ve bu Kurum içinde Hınçak ve Troşak komitelerine mensup ve zanlı kimselerin kesinlikle kabul olunmaması koşulu konmuştur. Adı geçen Kurum tarafından içinde bulunulan ay'ın alafranka 29. Çarşamba günü akşamı eski tarihe dayalı bir tiyatro hazırlanıp sunulacağı ve gelirinin dahi Ada içinde ve sıkıntılı hayat süren, yardıma lâyık fakirlere dağıtılacağı haberi alınmıştır.
Şefkat bakımından kadınların erkeklerden farklı bir duygu taşıdıklarını bu girişimleriyle kanıtlayan hanımların başarılı olmalarını dileriz.
Bu hayırlı etkinliğe katılmak isteyenler, bilet almak için tüccar Karabet Nikoğosyan Efendi'ye başvuruda bulunabilirler.
----
Sünuhât
30 Nisân 1908
Perşembe; Sayı: 73
Sefâlet!
Dün Saray Önü'nde (Atatürk Meydanı) kalbleri parçalayacak bir manzara bizi karşıladı.
Hayatının yetmişinde tahmin edilen görme özürlü bir kadın, Meydan'ın dört yolu ortasında duruyordu.
Kör bir ihtiyara, evet, büyük bir sefalet, apaçık bir ihtiyaç!.. Bütün giydikleri eski; bir gömlek, yırtık - pırtık bir çarşaf; ayakları toprağa basacak kadar eski, parçalanmış bir çift pabuçdan ibaret idi. İçten gelen bir üzüntü bizi bu biçarenin yanına götürdü. Ne hazin bir görüntü! İki kolları arasında sıkı sıkı tuttuğu birkaç aylık bir çocuk yatıyordu. Bu yavru, guyâ ki insanlığın dünyasında yaşamağa mahkum imiş gibi gayet garibane bir vaziyet almış. Çocukların şânından olan ağlamağa bile cesaret edemiyor gibi görünüyordu. Bu ma'sum da, ihtimal büyük annesi olan koca - karının küçük bir nümanesi idi. Bu da çıplak.
Biri kör bir ihtiyar, öbürü ise hayatın ne olduğunu bilmeyen bir yavru! Bu iki vücut, Saray Meydanı'nın tozları toprakları arasında şiddetli esen rüzgara tutulmuş, titriyordu. Şiddetli bir üzüntü ile, niçin durduğunu ve nereye gitmek istediğini kendisinden sorduk. Cevap verdi:
- Ayasofya (Selimiye) Câmi-i şerifine gideceğim, fakat yolumu kaybettim, nerede olduğumu bilmiyorum.
Kendisini Ayasofya'ya giden uzun caddeye koyduk. Zavallı yavru ile öteye - beriye çarparak gitti.
Bütün hayatında olduğu gibi burada da talihi yaver gitmedi Koca Saray Önü'nde gideceği yere kadar ona yardımcı olacak kimseyi bulamadık.
Bu kadının geçim sıkıntısının ağırlığı altında ezildiği görülüyordu. Ayasofya'ya giderken sinesinde tuttuğu bu zavallı ciğer-pâresini, bu kutsal ma'bedin kapısında bir mermer taşın üzerine bırakacaktı. Çocuğa sevgisi var, lâkin feleğin yaptıklarına dayanacak gücü kalmamıştı. Bu bi-çare ana, hayatının son zamanlarında yavrusunun sesini - sedasını da işitemeyecekti. Çünkü câmi avlusunda onu insanlığın merhametine teslim edecekti. Yavru, kim bilir, ne kadar zaman, beşik yerine soğuk bir mermer üzerinde kalacak, göz yaşları seller gibi o küçücük yanakları üzerinden akıp gidecekti. Kim bu yavruya "ağlama!" diyecek, hangi şefkat onu kucaklayacak, hangi meme ona süt verecek?
Hıristiyan vatandaşlarımızda bulunan bu gibi yavrular, özel yerlerde süt anaları buldurularak beslenir, eğitilir, öğrenimden geçirilerek yetiştirilir. Üzülerek söyleyelim ki bizde bu gibi yerler yoktur. Ve de sığınacakları tek yer, insanların merhametidir.
Milletin malı olan Evkaf'tan boş yere birtakım masraf edileceğine, maaşlara bire bir artış yapılacağına bu müessese Rumlardaki gibi bir hayır müessesesi kursa daha uygun olmaz mı?
|